Bir farkındalık ve direnç biçimi olarak yayıncılık
- Merve Akar Akgün
- 6 saat önce
- 3 dakikada okunur
Huo Rf'nin düzenlediği Vanilya, Çimen, Badem sergisi, sanatçı kitabını malzeme, hafıza ve müdahale üzerinden yeniden düşünmeye açan sanatçıları Kendi Collection'da bir araya getirdi. Serginin sanatçılarından Joseph Imhauser ile bağımsız yayıncılık, ortak yazarlık fikri ve katılımcı üretim biçimleri üzerine konuştuk
Röportaj: Merve Akar Akgün

Joseph Imhauser, 2026. Fotoğraf: Elif Kahveci
Yayıncılığı, ana akım sergileme pratiklerine bir alternatif olarak daha esnek, etkileşimli ve güçlendirici bir yere konumlandıran Lyeberry Press’in kurucusu Joseph Imhauser, bağımsız yayıncılığın birleştirici gücüyle ilgileniyor. Huo Rf küratörlüğünde düzenlenen ve 6 Nisan - 28 Haziran 2026 tarihleri arasında İstanbul’daki Kendi Koleksiyonu’nda 24 sanatçıyı bir araya getiren Vanilya, Çimen, Badem sergisi kapsamında Imhauser, insan bedeni, kozmosu ve doğrusal olmayan zamanı haritalandıran Solar Systems and Star Maps (Güneş Sistemleri ve Yıldız Haritaları) adlı zine’ini anlatıyor. Sanatçı, kolektif insan deneyimi ve birlikte üretimin genişleyen çerçevesi üzerine düşündüğü bu söyleşinin eşyazarlığını/müellifliğini okuyucusuyla paylaşırken sınırlar da şeffaflaşıyor.
Joseph Imhauser, Solar Systems and Star Maps, Fotoğraf: Barış Özçetin
Lyeberry Press’i 2017 yılında kurdunuz. Özellikle henüz yayımlanmamış sanatçıların işlerine odaklanıyorsunuz. Günümüzün hızlı tüketim odaklı ve kimi zaman dışlayıcı sanat ekosisteminde, “yayıncılığı” ana akım sergileme biçimlerine alternatif olarak nasıl tanımlıyor/konumlandırıyorsunuz?
Yayıncılık, iktidarın ele geçirilmesi ve öznelliğin yeniden kurulmasının yanı sıra daha çok perspektife yer verilmesini temsil ediyor. Geleneksel sergileme biçimleri daha çok zaman(lar) içinde sabitlenmiş bir ifade gibi işlev görürken, yayıncılık bugünkü tartışmayı şekillendiren daha esnek ve etkileşime açık bir format olarak karşımıza çıkıyor. Yayıncılığın, okurun en mahrem gerçekliklerine göre değişme, genişleme ve uyum sağlama kabiliyetine hayranım.
Vanilya, Çimen, Badem sergisi için ürettiğiniz interaktif zine, izleyicinin imajlara dokunabileceği, onu dönüştürebileceği ve manipüle edebileceği bir alan sunuyor. Kendi sınırlarını dayatmak yerine izleyici müdahalesiyle sürekli değişmesine izin vererek yazarlığın/müellifliğin merkezi pozisyonunu sarsmak, pratiğiniz açısından ne anlama geliyor?
İşlerimin büyük bir kısmı, benim kendi eylemlerimin dışında tamamlanıyor. David Medulla’nın A Stitch in Time adlı işini düşünüyorum. Estetiğinin yanı sıra sohbet, kahkaha ve sıkılma aracılığıyla her zaman dinamik kalan, asla durağan olarak addedilemeyecek bir iş. Bu zine’de ortak otorite fikriyle oynamak ve benlik, heykel ve topluluk arasındaki sınırları ortak üretim süreci üzerinden açmak istedim.
Başı ve sonu olmayan bir yayın olarak kurguladığınız bu işin çerçevesizliği sınırlarını da muğlaklaştırıyor. Doğrusal ilerlemeyi reddederken bu formun, insanlığın zaman ile kurduğu karmaşık ilişkiyi ve sizin hayatın belirsizliklerini kabulleniş biçiminizi nasıl yansıttığını düşünüyorsunuz?
Zamanın genellikle bir çizgide aktığını hayal ederiz ama onu aslında bir alan gibi düşünmeliyiz; her yöne yayılan bir uzay-zaman. Bu kuantum gerçekliğini, Solar Systems and Star Maps adını verdiğim yayın ile aktarmak istedim. Büyük ölçekli kumaş sayfaların spandeks yüzeylerinin katlanması ve manipüle edilmesi ile her izleyici, bir sonrakinin deneyimini şekillendiren aktif bir katılımcıya dönüşüyor.

Joseph Imhauser, Solar Systems and Star Maps, Fotoğraf: Barış Özçetin
Görsellerin kendi bedeninizin soyutlanmış parçalarından oluştuğunu ve fiziksel insan bedenini evrenin bir aynası olarak gördüğünüzü ifade ediyorsunuz. Kendi bedeniniz üzerinden haritalandırdığınız makrokozmos ile mikrokozmos arasındaki bu ilişki, dünyadaki yerimizi anlamlandırma çabanıza nasıl yeni bir boyut katıyor? Ek olarak, daha geniş evrenle aramızda katlanarak artan bağ hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Hayalimde, gelecekteki bazı varlıklar bu işin parçası olan imgeleri buluyor ve evrende yollarını bu sayede çizebiliyorlar. Bu kural tanımayan hayal gücü gelecekteki tanımlara ve gerçekliklere kapı aralayabiliyor. Soyutlama, yeni bir kolektif gerçeklik hayal etmede rol oynuyor. Kalçanın bir güneş sistemi, uylukların bir yıldız haritası olduğu bir dünya; benliği uzay ve zaman içindeki kolektif evrimimiz içinde konumlandıran bir dünya… Bu imgelerin, izleyicinin kendi yolculuğunu çizmesine olanak tanıyan, varış noktasını belirtmeyen rehberler olmasını umuyorum.
Pratiğiniz beden, sınırların muğlaklığı, döngüsellik ve bağımsız yayıncılığın birleştirici gücü etrafında şekilleniyor. Türkiye gibi, izleyicilerin ve okurların işinizle ilk kez karşılaşacağı bir yerde, pratiğinizin merkezindeki ortak “insani” duyguyu nasıl tarif edersiniz?
Sınırlar belirli süreler için tanımlanır. Sınırlar yer değiştirir, deriler çürür ve duvarlar, öyle ya da böyle, bir nedenle yıkılır. Yayıncılık, etkileşim yoluyla değişik perspektifleri paylaşmamıza ve birbirimizden öğrenmemize olanak tanıyan bir farkındalık ve direnç biçimidir. İşlerimin, gündelik deneyimlerimizin bir parçası olan çok kutuplu ve kuantum gerçeklikleri kucaklayarak, şiirsel yeniden yorumlama ile kolektif gelişimimiz için geniş bir çerçeve sunmasını umuyorum.















