Başka kâinatlar doğurmakta

Gaye Su Akyol'un İtaatsiz Kökler başlıklı sergisi 24 Mayıs’ta Loft Art’ta açılıyor. Sergiyle birlikte Akyol’un kadınları, kuirleri ve kendini farklı hisseden her bireyi dönüşüme ve başkaldırıya çağırdığı evrenine dahil oluyoruz


Yazı: Elâ Atakan


"Hayalimde bir alem

Sükut sulara batmakta,

Elimde solgun mavi güneş

Başka kâinatlara doğmakta’’*


Gaye Su Akyol, LİNEER OLMAYAN ZAMANDA DEV KARŞILAŞMA, El dokuması yün kilim, 200 x 300 cm, 2021

Yazılı tarih öncesinde, zamanın algısı dün, bugün ve geleceğin ölçümlerle sınırlı sığlığının ötesindeydi. İnsanlar zamanı; Güneş’in, Ay’ın döngülerinden, yıldızların konumundan, ağaçların, hayvanların, mevsimlerin dönüşümlerinden, kadınların bedenleriyle eş zamanlı bir şekilde algılıyor, anlıyor, yaşıyor, ritüellerle, simgelerle, müzikle tüm bu olağanüstü düzeni kutluyorlardı.


O dönemden bugüne, gezegenlerin, hayvanların, bitkilerin ve kadınların döngüsü, insan ve evrenin düzeni değişmedi. Ama bilimin gölgesinde, insanın gündelik düzeni, evren ve zaman algısı, yaklaşımı tamamen dönüştü. Yıldızların uzaklıkları, Güneş’in patlamaları, Ay’ın evreleri, hayvanların türleri, ağaçların dokuları tanımlanabilir ve sınıflandırılabilir oldu. Her bir tanımlama ile, geçmişten gelen, insanı insana ve evrene bağlayan, taşıdıkları simgesel anlamları, inanç sistemleri, ilkel kodları da yitirilmiş oldu.


Gaye Su Akyol, ANNEM BİR TANRIÇA VE TÜM VAROLUŞU OMUZLARINDA TAŞIYOR, 23cm x35cm, 2020, Fotoğraf: Emir İbrahimof


Gaye Su Akyol, İtaatsiz Kökler sergisindeki eserlerle; insanı, gündelik yaşamın içinde boğuşan deliliğinden çıkarıp, bu yitirmiş olduğu ‘‘hakikati’’ yeniden görmeye, hatırlamaya, olmayan bir kâinatı yeniden doğurarak, kurarak çağırıyor. Olmayan bir gezegende gerçekleşen arkeolojik bir kazının hiyerofanilerini¹ çağrıştıran bu eserlerin, içlerine arkaik kodları saklıyor.


Yunan Mitolojisi’nde, ‘‘Gaia (Yeryüzü Ana), bütün öğelerin kaynağında bulunan ana ilkedir.’’² Çünkü ‘‘tüm varlıkları doğuran, onları besleyen ve sonra üretken tohumu yaratan topraktır.’’³ Gaye Su Akyol’un bu sergisindeki seramiklere baktığımızda, küçük tanrıça figürleri görürüz. Seramik çamurun hayata girmesi, pişirilmesi ve insan figürü olarak yapılmaya başlanması, M.Ö. 6000 ortalarına kadar dayanır.⁴ Bu dönemde, figürlerin hemen hepsi kadın tanrıça figürlerinden oluşmaktadır. Venüsler veya venüs yontuları adı verilen bu heykeller; farklı dönemlere ait olsalar da, bereketi, hayatın devamlılığını, yaşam ve ölümün dengesini, doğumu ve çoğalmayı sembolize ederler. Toprak anadan doğan, toprakla yapılan bu figürler, genellikle ait oldukları uygarlıkların Anadolu’da Kybele, Mısır’da İsis, Yunan’da Afrodit ana tanrıçalarının temsilleridir. Gaye Su Akyol’un seramik kadın figürlerine baktığımızda, Annem Bir Tanrıça ve Tüm Varoluşu Omuzlarında Taşıyor figürünün ayaklarında denizler dalgalanırken omzunda Güneş’i ve Dünya’yı tutması, Gaia’nın herşeyi yaratışını çağrıştırırken, Başka Bir Gezegenin Arkeolojik Kazısında Bulundum’daki boynuzlu kadın figürünün birden çok memesinin olması Kybele’yi anımsatır. Ve diğer tüm heykelleri Başın Belaya Girerse Beni Çağır’daki gibi savaşçı kadınları sembolize eder. Bir başka dikkat çekici simge ise, heykellerin omuzlarına, karnına dolanan yılan figürüdür. Birçok eski inanışta, yılan dönüşen bir hayvan olmasından dolayı, ‘‘yenilenme’’ özelliğini temsil eder. ‘‘Bir Breton efsanesine göre, büyücülerin saçları yılana dönüşür.’’⁵ Burada büyü, kadının fiziksel dönüşümün ve dönüştürücülüğünün büyüleyici gücünü de temsil etmektedir. Gaye Su Akyol’un tanrıça heykellerinde de, kadınların üstün güçleri, farklı özellikleri vardır ve saçları baştan yukarıya doğru çıkarak çok başlı yılanları andırır. Gaye Su Akyol; yaratıcılığını, savaşçı özelliklerini kadınların geçmişteki itaat etmeyen, yöneten, yaratan, dönüşen ve dönüştüren köklerini hatırlatarak; kadına ve farklı olana karşı her türlü şiddetin durmadığı, arttığı günümüzde seramik tanrıça heykelleri ile kurguladığı fantastik kâinatında yaratır. Kadınları, kuirleri ve kendini farklı hisseden her bireyi bu dönüşüme, başkaldırıya çağırır.


Gaye Su Akyol, KENDİME YENİ BİR KAİNAT YARATMAYA GİDİYORUM, El dokuması yün kilim, 200 x 300 cm, 2021, Fotoğraf: Emir İbrahimof


Gaye Su Akyol’un seramik ana tanrıça heykelleri; müziğinde, şiirlerinde, kostümlerinde kurguladığı fantastik ve tutarlı kâinatının kahramanları ise, kilimleri de toprağı, zemini, sahnesidir. Bu kilimlerdeki simgeler hikâyeleşerek, yine geçmişte kullanılan arkaik kodlara bağlanır. Mircea Eliade’ye göre, ‘‘ulu tanrıçaların, ayın, toprağın ve bitkilerin erdemlerini bünyelerinde topladıkları kültürlerde, insanların kaderini dokudukları iğ ve öreke onları niteler olmuştur.’’⁶ Kadim dönemlerden günümüze, kader ve dokuma arasında bir bağ vardır. ‘‘Dokunmuş olan her şey gibi, yaşamlar belli bir bütün üzerinde dokunurlar bu da kaderdir. Kaderi dokuyan Moira’lar, Ay tanrılarıdır. Homeros, onlara ömür ipliğini eğirenler adını verir.’’⁷ Gaye Su Akyol’un seramiklerindeki gibi kilimlerinde kullandığı simgeler, kozmik öte dünyaların, kaderdeki başka olasılıkların izlerini taşır. Orta Asya Türk kültürlerinden, Anadolu’ya gelen dokuma sanatı, bu coğrafyada doğan kadınların kendilerini ifade etmeleri için her zaman büyük önem taşımıştır. Kilimlerde kullanılan simgeler, kadınların açıkça söyleyemedikleri sırları, dilekleri, umutları olmuştur. Akyol da bu kültürün izleğinden giderek, metafiziksel yarattığı kurgusal kâinatının temsil simgeleri ile bu geçmişin simgelerinin hikâyelerini bir araya getirmiş, dokumuştur. Akyol’un kilimleri her biri yeni dünyalara, olasılıklara açılan kapılar gibidir. Anadolu’da dokunan kilimlerde, bitkisel desenler, insan ve hayvan tasvirlerinin yanı sıra belirli motifler tekrar etmektedir. Tanrıçaları, kadınları sembolize eden eli belinde motifi, kahramanları, gücü anlatan koç boynuzu motifi, kötü gözlerden koruyan göz ve muska motifleri, ölümsüzlüğü simgeleyen saç bağı motifleri de Akyol’un kilimlerinde de sırlanmıştır. Ama Gaye Su Akyol’un kilimlerinin geleneksel dokumalardan ayrışan kısmı, belki de birçok dilde döndürmek anlamından türeyen farklı kader anlatımlarıdır.


Gaye Su Akyol, HAKİKAT, KUANTUM FİZİĞIYLE DANS EDİYOR, El dokuması yün kilim, 200 x 300 cm, 2021, Fotoğraf: Emir İbrahimof


Dairesel lekeler, başka gezegenleri, ayları, yıldızları çağrıştırmakta, kadın kahramanlar fantastik hayvanların üzerinde yolculuğa çıkmaktadır. İçimizdeki Aşk Hepimize Yeter’de Güneş tanrıça, elinde bir kuşu tutmakta, gri kayıkların yüzdüğü al bir denize pembe yağmur yağdırmaktadır. Hakikat, Kuantum Fiziğiyle Dans Ediyor’da Güneş’in etrafı, köklerle, dallarla sarılmış tohuma gebe bir yeryüzünün üzerinde iki kurt karşı karşıya kalmıştır. Tüm bu kilimler, baktıkça açılan hikâye kitabının sayfalarına, şarkılarının sözlerine, şiirlerine dönüşür.


Gaye Su Akyol, GÜÇ HAYVANIMLA YİNE HANGİ MACERALARDAYIZ, 17 cm x 33 cm, 2020

Gaye Su Akyol, İÇİMDEKİ TANRI QUEER BİR RAKSTAR, 24 cm x 30 cm, 2020, Fotoğraflar: Emir İbrahimof


“İki kişilik gizli örgüttük / Denizin uzak kıyısıydık / Hem tektik, hem çoktuk / Yanmaktan korktuk*.” diye yazar Gaye Su Akyol. Ve İtaatsiz Kökler Dayanışması’nda iki başlı, saçları uçlarından birbirine bağlanan, yüzleri birbirine dönük tek vulvalı, tek vücutlu bir kadını çizer. Belki de, tek beden olmuş iki kadının tüm insanlık karşısındaki kuvvetini, anneden kıza aktarılanların hikmetini, yaratımın gücünü, tüm kadınların binlerce yıldır içten içe görünmeyen ağlarla örülmüş birlikteliğini ve paylaştıkları aydınlığı da, karanlığı da barındıran kaderi betimler.


Gaye Su Akyol, İTAATSIZ KÖKLER DAYANIŞMASI, El dokuması yün kilim, 200 x 300 cm, 2021

Gaye Su Akyol, İÇİMDEKİ AŞK HEPİMİZE YETER, El dokuması yün kilim, 200 x 300 cm, 2021, Fotoğraflar: Emir İbrahimof


Gaye Su Akyol, İtaatsiz Kökler sergisinde, kadınların üstü sıklıkla örtülen, gömülen, unutturulan, yakılan köklerinin kuvvetini; geçmişteki tanrıça hikâyelerinin ve kadim uygarlıkların simgeleri yardımıyla, onlar için dokunan kaderi değil de, kendi dokudukları kaderi yaşasınlar diye anlatmıştır.


 


*Bu dizeler Gaye Su Akyol’un Hakikat Çölünde 5 Çayı ve Aforizmalar şiirlerinden alıntılanmıştır.

¹: Hiyerofani (hiyerofany): Yun. Hieros, "kutsal’ + phainein ‘göstermek". İlahinin veya kutsalın bir yerde, nesnede veya durumda tezahür etmesi, belirmesi, ilahi tecelli. Mircea Eliade, Dinler Tarihine Giriş, Kabalcı Yayıncılık, 2014, İstanbul, s. 20

²: Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, 1972, İstanbul. s. 145

³: A.g.e. s. 243.

⁴: Ekrem Akurgal, Anadolu Kültür Tarihi, TÜBİTAK Yayınları, 1997, Ankara, s. 8.

⁵: A.g.e. s.178.

⁶: Ibid. s. 190.

⁷: Ibid. s.190.