top of page

Anlatının ötesinde

Yonca Saraçoğlu’nun Untold Tales isimli kişisel sergisi 3 - 27 Şubat 2026 tarihleri arasında Galeri Işık Teşvikiye’de gerçekleşiyor. Sanatçıyla suskunluk ve ifade arasındaki gerilimde, kayıp ve özlem kavramlarını atmosfer üzerinden, anlatının ötesinde düşünen sergisi hakkında konuştuk


Röportaj: Berfin Küçükaçar



Yonca Saraçoğlu


Untold Tales başlığı, dile gelmeyen ya da dile sığmayan bir alana işaret ediyor. Sizin için “anlatılmamış” olan nasıl bir varlık biçimine sahip; suskunluk burada bir kayıp mı, bir korunma alanı mı, yoksa başka bir eşiğe mi işaret ediyor?

Anlatılmamış olan, bulutsu, magmamsı, şekil almaya, dile gelmeye çalışan, gözle zor görülen, ele geçmez bir entite, kaostan çekip almaya çalıştığım. Suskunluk ait olduğu alanın ciddiyetini arttıran, haklılığını güçlendiren, kaya gibi sağlamlaştıran, ulaşılmayı engelleyen, ömür tükendiğinde kayba yol açan bir korunma biçimi… Aniden barajları yıkıp önüne geleni sürükleme ve yeni bir eşiğe atlama gücüne sahip bir patlayıcı…


Sergi metninde “mekânını ve öznesini kaybetmiş anlamlar” ifadesi dikkatimi çekti. Anlamın bir mekâna ve bir özneye bağlı olduğu fikri sizin pratiğinizde nasıl çalışıyor; bir anlam yerinden edildiğinde, resimde ya da heykelde neye dönüşüyor?

Örnek verirsek “yitik kent” kavramı çevresinde dönen anlam kayıpları resim ve heykellerde yoğun bir özlem, arayış, kavuşma, kucaklama, kaybolanın duygusal, ruhsal bütün yükleriyle geri çağrılması gibi temalara, imalara, anıştırmalara yol açıyor; acı ve hasret renk, simge ve biçim olarak ifade yolu buluyor.



Solda: Yonca Saraçoğlu, Eşik, 2025, Tuval üzerine yağlı boya, 175x230 cm

Sağda: Yonca Saraçoğlu, L'Arrivée, 2025, Tuval üzerine yağlı boya, 98x130 cm


Önceki dönemlerde daha geniş bir renk paletiyle çalışırken bu seride mavi-yeşil bir armoni etrafında yoğunlaşıyorsunuz. Rengin azalması, imgelerin buğulu ve belirsiz bir atmosferde kurulması, anlatının yönünü nasıl etkiledi; bu tercih üretim sürecinizde neyi değiştirdi? Sergideki imgeler belirli bir anlatı kurmuyor, daha çok atmosfer üzerinden ilerliyor gibi. Hikâye anlatmak ile bir duygu alanı kurmak arasında sizin için nasıl bir fark var?

Mavi-yeşil bir armoni etrafında daralttığım renk skalası anlamın yoğunlaşmasını, anlatının ötesinde resimlerin ve sergiye eklediğim heykellerin kardeş bir ruh ikliminde buluşmasını sağladı; aralarındaki geçişkenliği arttırdı, bütünlük kurdu, su altında olma hissini güçlendirerek tüm alanın kolektif bilinçaltına gönderme yapmasının şartlarını oluşturdu. Ve bütün bunlar hain bir planın parçaları olarak değil, sezgiyle, iç pusulayla, mutlu tesadüflerle, el ve gönül yordamıyla ilerlediğim bir süreçte gerçekleşti.


Sergi metninde sıkça karşılaştığımız “labirent”, “gölge”, “pus” gibi imgeler, yönünü kaybetmiş bir dolaşmayı çağrıştırıyor. Üretim sürecinizde belirsizlikle kurduğunuz ilişki nasıl işliyor; bu atmosferi kurarken sezgi ile bilinç arasındaki dengeyi nasıl gözetiyorsunuz?

Gerçeği, kendini, ötekini arayanın sancılı, acılı, maceracı tutumunu ve kendini esirgemeden, kaybolmayı göze alarak, geleceği göremeden, tahmin bile edemeden hayata dalanların geçeceği tekinsiz yolları, varacağı belirsiz noktaları işaretlemek, kendi ayak izlerini oluşturmak isteyeni gözetmek, bir ölçüde belirsizlikle varolmayı başarmayı kutsamak, ayrıksı olanı sanat büyüsü yoluyla himaye etme, yanında olma, serginin belirsizlikle kurduğu örüntüde vaat ettiği ödüller, amaçlar.


Yine sergi metninde kendiniz için “yalnızgezer” ifadesini kullanıyorsunuz. Bu tanım üretim sürecinizde nasıl bir konuma karşılık geliyor; dolaşmak, kaybolmak ve karşılaşmak pratiğinizde nasıl bir düşünme ve görme biçimi oluşturuyor?

“Yalnızgezer”, üretim süreciyle ilgili olarak klasik veya çağdaş sanat dönem ve alanlarına belli bir mesafeden bakarak, teslim olmadan ama akrabalık, atalık ilişkilerini de reddetmeden, moda, trend gibi pratikleri -doğrusu- umursamadan, kendi keçiyollarımı, patikalarımı, anayollarımı dağ geçitlerimi bulmak, oluşturmak üzere kendime atadığım  özgür ve eyvallahsız bir kimlik diyebilirim. Bu kimlik hayatın diğer alanlarında kendimi, ötekini, dünyayı ve gizlerini keşfetmek üzere çıktığım reel, hayali, ruhsal yolculukta beni taşıyan ruh aracım (merkabam), zırhım ve büyülü cübbem aynı zamanda.


Sanatı “ütopya inşacılığı” olarak tanımlıyorsunuz. Bu kavram üretim pratiğinizde nasıl somutlaşıyor; bugünün gerçekliğiyle kurduğunuz ilişki içinde ütopya nerede duruyor?

Bu sergide günümüzün yoksunluklarında amacı daralan ütopya basitçe, ilişki biçimlerinde, yardım, diğerine ulaşma, gözetme, himaye arzusunda, diğerleriyle birlikte varolabilme dileğinde, sözün bittiği yerde harekete geçme ve konuşamayan adına da konuşma, dertleri deşme pratiğinde gözlenebilir.



Soldan sağa:

Yonca Saraçoğlu, Nadir Kuş, 2017, mermerit, 35x35x50 cm

Yonca Saraçoğlu, Ölümseyiş, 2018, mermerit, 20x38x43 cm

Yonca Saraçoğlu, Geceşehri, 2017, mermerit, 20x25x33 cm

Yonca Saraçoğlu, Meaculpa, 2017, mermerit, 55x80x92 cm


Sergide yağlı boya resimler ile heykeller birlikte yer alıyor. Bu iki medyum arasında nasıl bir geçişkenlik kuruyorsunuz; düşünce hangi noktada yüzeyden hacme, hacimden yeniden imgeye evriliyor?

Heykelleri biçimlendirirken kullandığım malzeme olan kilin duyguları, titreşimleri, parmak izini, en küçük detayları, hacimlerde dolaşan ışığı yakalama, kaydetme hassasiyeti ve tuşlarla katman katman eklemlenerek, silinerek, çıkarılarak çalışılabilme özelliğinin bir yansıması yağlı boyada da bulunur. Yağlı boya da kat kat sürülür, silinir, eklenir, tuşlarla yüzeyler geçilir, ışık kıran rölyefçikler türetir… Farklı olarak binbir renkle, çizgi ve yöntemle mekânlar kurar, atmosferini kendisi oluşturur. Geçmiş heykel sergimdeki imgelerin, ruhsal atmosferin resimlerdeki akraba kavramlarla buluşması ve tuşların, modlajın, hacimleme, leke kullanımı gibi yordamın, özelliklerin transferi ve çevirisi yoluyla, ille de iradi bir kararla değil sezgisel ve doğaçlama usullerle her iki medyum ortak bir dil ve dünya kurar, paslaşır. Sanırım bu sergide de olan bu.


Son olarak önceki sergilerinizle karşılaştırdığınızda Untold Tales sizin pratiğinizde nasıl bir kırılma ya da eşik oluşturuyor?

Untold Tales açık ara en çok kendimi, amacımı ve içeriği açıkladığım, anlatılamaz dedikçe ısrarla anlattırıldığım, dillerin birbirine çevrilemezliğinden bahsederken hikâyeyi resme, resmi gene hikâyeye çevirmek zorunda kaldığım, her kesim tarafından sahiplenilen, sevilen, benim için de unutulmayacak  bir sergi oldu; şimdiden söyleyebilirim. Beni Galeri Işık Teşvikiye’ye öneren sayın Özalp Birol’a ve yıllardır solo sergi yapmam için ısrar eden temsilcim sevgili Işık Gençoğlu’na müteşekkirim, deadline sayesinde bana bu maratonu koşturdukları için.

Bu puslu, kirli dünya ve ülke atmosferinde, depresif ruh halleriyle savaşarak derde deva bir sergi yapabilmiş olduğumu hissediyorum, bunun keyfini ve mutluluğunu yaşıyorum.

İlginç ve değişik zihinsel egzersizler yaptıran sorularınız için teşekkürler.



Yonca Saraçoğlu, Untold Tales, Sergiden görünüm, Galeri Işık Teşvikiye, 2026

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.

Bütün yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve fotoğrafların tüm hakları Unlimited’a aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz.

All content is the sole responsibility of the authors. All rights to the texts and images belong to Unlimited.

No part of this publication may be reproduced or quoted without permission.

Unlimited Publications

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
bottom of page