Yağmurun izinde
- Unlimited

- 4 saat önce
- 3 dakikada okunur
Agnes Waruguru’nun Türkiye’deki ilk kişisel sergisi Yağmur Yağacak Gibi, 8 Nisan - 16 Mayıs 2026 tarihleri arasında SANATORIUM’da gerçekleşiyor. Sergi, tekrar eden motifler, kumaş yüzeyler ve mekâna yayılan ses aracılığıyla hafıza ile yer arasında kurulan ilişkileri düşünmeye açıyor

Agnes Waruguru, Yağmur Yağacak Gibi, Sergiden görünüm, 2026, SANATORIUM. Fotoğraf: Zeynep Fırat, SANATORIUM’un izniyle
SANATORIUM, 8 Nisan - 16 Mayıs 2026 tarihleri arasında Agnes Waruguru’nun Türkiye’deki ilk kişisel sergisi Yağmur Yağacak Gibi’ye ev sahipliği yapıyor. Sergi, sanatçının kumaş ve kâğıt üzerine ürettiği işleri, mekâna özgü bir ses yerleştirmesiyle birlikte ele alarak, izleyiciyi görsel olanla sınırlı kalmayan bir deneyim alanına yerleştiriyor.
Serginin çıkış noktasını oluşturan yağmur imgesi; hafızayı taşıyan, dönüştüren ve zamanla birlikte katmanlanan bir unsur olarak ele alınıyor. Waruguru’nun tekrar eden motifleri, Nairobi ile İstanbul arasında doğrudan tarif edilmeyen ama hissedilen bir ilişki kurarken, su bu iki şehir arasında dolaşan bir bağ gibi işliyor. Bu bağ, bir yandan yaşamı mümkün kılan, diğer yandan izleri silen bir hareket olarak serginin bütününe yayılıyor.
“Aslında temsille çok ilgilenmiyorum; daha çok bir hissi kendime geri verebilmekle ilgileniyorum. Süreç boyunca işle bir tür iş birliği içindeyim; bana ne gösterdiğini izliyorum. Katman katman ilerleyen, oyunlu ve çoğu zaman öngörülemeyen bir süreç bu.”*
-Agnes Waruguru
Bu yaklaşım, sergideki işlerin doğrudan temsil kurmak yerine, belirli duygulanımları çağıran yüzeyler olarak ortaya çıkmasına neden oluyor. Waruguru’nun pratiği, kimlik, toplumsal cinsiyet ve ilişkisel ekosistemler etrafında şekillenirken, bu başlıkları sabitlemek yerine, onları kişisel deneyimlerle sürekli yeniden kurulan bir alan içinde ele alıyor. 1994 yılında Nairobi’de doğan sanatçının üretimi, erken yaşta yer değiştirme deneyimiyle birlikte gelişiyor; farklı coğrafyalarda bulunmanın yarattığı kopuş ve yeniden bağ kurma ihtiyacı, işlerinde yer ve aidiyet meselelerinin belirginleşmesine zemin hazırlıyor.
Solda (yukarıdan aşağıya, soldan sağa): Agnes Waruguru, More & More Harvest, 2026, Pamuklu Rag kağıt üzerine sulu boya ve doğal pigment, 33 x 33 cm (çerçeveli); Agnes Waruguru, Kanyoni ka Nja (little bird outside), 2026, Pamuk rag kağıt üzerine sulu boya ve doğal pigment, 21 x 21 cm; Agnes Waruguru,
Golden Maiza Mama, 2026, Pamuklu Rag kağıt üzerine sulu boya ve doğal pigment, 33 x 33 cm (çerçeveli) Sağda: Agnes Waruguru, 2026, Meandering Dreams, Finding Mermaids, Sulu boya kağıdı üzerine füzen, sulu boya, hint mürekkebi, renkli kalem ve soft pastel, 63 x 52.8 cm (çerçeveli)
“Çoğu zaman bir işle başlarken çıkış noktası bir his oluyor; genellikle oldukça soyut bir his. Sonra bu hissi bir yere ya da zamana bağlamaya çalışıyorum. Motifler de böyle ortaya çıkıyor.”*
-Agnes Waruguru
Kumaş, dokuma ve kâğıt gibi malzemeler bu bağlamda hafızayı barındıran yapılar olarak işliyor. Sanatçının üretiminde geleneksel teknikler, ritüel ve gündelik pratiklerle iç içe geçerek kuşaklar arası aktarımların izlerini görünür kılıyor. Ev içi üretim biçimleri ve tekrar eden jestler, bireysel bir deneyim olmaktan çıkarak daha geniş bir kültürel ve tarihsel alanla ilişki kuruyor. Bu malzemelerle kurulan ilişki, aynı zamanda sanatçının eğitim sürecinde karşılaştığı Batı merkezli sanat tarihi anlatılarıyla kurduğu mesafeyi de içeriyor; bilgi yalnızca kurumsal değil, gündelik ve bedensel deneyim üzerinden de aktarılıyor.
Sanatçının Savannah College of Art and Design’daki eğitiminin ardından Amsterdam’daki Rijksakademie, Sydney’deki ArtSpace, Lamu’daki Saba Artists Residency ve Brezilya’daki VideoBrasil Bienali Sanatçı Rezidansı gibi farklı bağlamlarda sürdürdüğü üretim süreçleri, bu yaklaşımın farklı coğrafyalarda yeniden şekillenmesine olanak tanıyor. Bu hareketlilik, işlerde belirgin bir yere sabitlenmeyen, aksine sürekli yer değiştiren ve katmanlanan bir dilin oluşmasına katkıda bulunuyor.
Solda: Agnes Waruguru, Whistlesprouts, 2026, Pamuklu kumaş üzerine akrilik mürekkep, indigo, safran, akrilik boya, tuz ve nakış, 245 x 150 cm (2 parça, her biri)
Sağda: Agnes Waruguru, Between Teardrops and Raindrops, 2026, Cam ve sisal ipliği, Değişken boyutlarda
Sergide yer alan ses yerleştirmesi, RUMINA iş birliğiyle, saha kayıtlarından yola çıkarak oluşturulmuş. Sanatçının daha önceki üretimlerinde doğrudan yer almayan ses, burada resimsel düşünmenin bir uzantısı olarak devreye giriyor. Mekâna yayılan bu işitsel katman, sergiyi yalnızca görülen bir alan olmaktan çıkararak, bedenle deneyimlenen bir ortama dönüştürüyor.
Ses yerleştirmesi, kumaş ve kâğıt üzerindeki işlerle birlikte düşünüldüğünde, serginin ritmini belirleyen unsurlardan biri hâline geliyor. İzleyici, mekân içinde hareket ettikçe ses de değişen bir yoğunlukla karşılık veriyor; böylece sergi sabit bir kompozisyon olmaktan çıkarak zamansal bir deneyime dönüşüyor. Bu durum, Waruguru’nun farklı mecralar arasında kurduğu geçirgen ilişkiyi de görünür kılıyor.

Sanatçının son dönemde sesle kurduğu bu ilişki, üretiminde daha az müdahale ile daha geniş bir etki alanı yaratma arayışıyla da bağlantılı. Nesne üretimi ile çevreyle kurulan ilişki arasındaki dengeyi yeniden düşünmeye yönelen Waruguru, bu sergide hem malzemeyle hem de mekânla kurduğu diyaloğu genişletiyor.
Waruguru, son yıllarda Stellenbosch Triennial, VideoBrasil Bienali ve Venedik Bienali 60. Uluslararası Sanat Sergisi gibi uluslararası sergilerde yer aldı. Çalışmalarını Nairobi’de sürdüren sanatçı, farklı coğrafyalar arasında kurduğu bu hareketli ilişkiyi, üretiminde hem malzeme hem de anlatı düzeyinde araştırmaya devam ediyor.































Yorumlar