• Art Unlimited

Vahşi enerjinin cazibesi: Belgrad

Marina Abramović retrospektifi Temizlikçi, 20 Ocak'a kadar sanatçının doğduğu yer olan Belgrad'daki Çağdaş Sanatlar Müzesi'nde. Etkinlik yerini İstanbul için düzenlenecek ve Akbank Sanat ile Sakıp Sabancı Müzesi'nde yer alacak büyük projeye bırakacak. Biz de, bu vesileyle Sırbistan'ın başkentindeki belli başlı kültür kapılarını araladık


YAZI: EVRİM ALTUĞ


Uglješa Bogunović, Slobodan Janjić ve Milan Krstić. Avala TV Tower

1960-65 (1999'da yıkılıp 2010'da tekrar yapıldı)

Fotoğraf: Vanentin Jeck (MoMA siparişiyle, 2019)


İşim düştükçe, Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA'in İnternet üzerindeki Dünya Hakikat Kitabı'na (The World Factbook) bakıyorum. ”Ne iş?” diyenlere: Dile kolay, 420 yıl Osmanlı toprağı kalan ve bugün yüzde sekseni aşkın Ortodoks nüfusuyla Sırbistan'a gireceğim. Her Türkiyeli gibi vizesiz yaptığım ilk seyahatin vesilesi, yedi milyonu biraz geçkin nüfuslu ülkenin başkenti Belgrad'daki Güncel Sanat Müzesi'nde açtığı retrospektifiyld, performans sanatını ”kurumsallaştıran” Abramović.


Kurumsallaşmak derken, gelişigüzel bir tabir de değil bu. Sanatçı, doğduğu şehirdeki dört katlı, 1965'te kurulmuş müzede düzenlediği Temizlikçi (The Cleaner) isimli sergisini, MAI'nin, yani Marina Abramović Enstitüsü'nün (MEI) çabalarıyla hayata geçirmiş. İsveç'teki Moderna Museet ve Hollanda'daki Louisiana Modern Sanat Müzesi ile, Bonn'daki Devlet Sanat Merkezi'nin (Bundeskunsthalle Bonn) bu projeye büyük katkıları olmuş.


Temizlikçi, seneye 74 yaşında olacak Abramović'in kariyerindeki ilk büyük Avrupa retrospektifi. Bu sıfatta da haklı bir sergi. Zira etkinlik, müzeyi adeta bir Abramović Müzesi'ne dönüştürmeyi başaran yaygınlık, bereket ve çeşitlilik barındırıyor. Kendisinin asgari yarım asırlık kariyerinin birbirinden farklı “eşikler” üreten öncü işleri, olanca kıymeti ve dokümanterliğiyle önünüze saçılıyor. 120'nin üzerinde yapıtı, erken 1960'lardan itibaren buluşturan sergi, sanatçının desenleri, kolaj, yerleştirme ve tuvallerini de kapsarken, bunu Abramović'in ses ”çevresine” içkin (Sound Environment) ürünleri, video, film ve bilumum arşivsel malzemesiyle türlü dramatürjik emek takip ediyor. Bunlar arasında, sanatçıya ait oto-portreler ve soyut imgelerle, gerçeküstücü denemeler de yer alıyor. Sergi esasen, daha bahçedeki Ağaç isimli (ve aslen sanatçının 1971 ve 2017'de Hollanda'daki Louisiana Modern Sanat Müzesi'nde yaptığı) kuş sesleri yerleştirmesi, Ses-Çevre düzenlemesiyle başlıyor. Bu sakinliği, müze girişinde beyninizde patlayan ve ister istemez 1990'lardaki Balkan iç savaşını çağrıştıran bir diğer agresif ses düzenlemesi izliyor. Zaten, tezatlıkların ürettiği ifade potansiyeli, sanatçının da temel besin kaynaklarından.



Sergideki neredeyse tüm kanıt-yapıtlar, müze iç mimarisinin verdiği her türlü olanağı, bütün verimliliğiyle birbirleri arasında rahatça nefes alıp vererek ama dayanışma halinde birbirinden devralıyor. Genel bir karanlık atmosferde, her yapıt sizi duygusal, cinsiyet algınıza yönelik ve siyasal ve varoluşçu bir sınavdan geçiriyor. Sanatçının antolojik denebilecek Ritimler (1973-74), Thomas'ın Dudakları (1975), Gece Geçişi (1982-86) gibi ikonik çalışmaları olduğu kadar, kendisine Venedik Bienali ile Altın Aslan getiren Balkan Baroğu (1997) veya Okyanus Manzaralı Ev ile, Hazır ve Nâzır/Günümüz Sanatçısı (The Artist is Present) (2010) gibi eserleri de, gerek fotoğraf, gerek nesne - yerleştirme ve gerekse video dokümanter ya da video yerleştirme gibi formlarıyla izleyicisiyle buluşuyor.


Kariyeri ve özel yaşamının büyük kısmında yollarını kesiştirdiği sanatçı Ulay ile ortak yapıtların da (1976-1988 aralığı ile) izlenebildiği Belgrad sergisi, sanatçının Dünya üzerindeki izlerini temsil eden bir harita ve tanıtım künyesi ile açılış yapıyor. Bunu kendisinin Avustralya ve öteki uzak diyarlara yaptığı seyahatler esnasında beden ve enerji, ruhsallık ve temsiliyet üzerinden yaptığı kültürel, mistik ve feminist araştırmalar ile yaratıcılık örneklerini buluşturan bir ”arşivsel-arkeolojik“ yerleştirme, 1997-2015 tarihli Şahsi Arkeoloji izliyor. Aynı katın büyük bölümünü, The Artist is Present oluşturuyor. Bilenler bilir; sanatçının New York MoMA'da Mart ve Mayıs ayları arasında sunduğu ve 1675 sivil ile ön çalışma yapmaksızın, habersizce kurduğu 736 saatlik, bu oturaklı göz teması performansı, ABD retrospektifinin de önemli bir ayağı olma niteliğini taşıyordu.

Sergide, MEI'nin imzası ile sanatçının (ve Ulay'ın) bir çok önemli performansı da, ulusal ve uluslararası genç meslektaşlarınca yeniden hayata geçiriliyor. Sanatçının 1975,1977,1978 ve 1997'deki kimi eserleri, müzede belli gün ve saatlerde izleyici ile buluşan genç sanatçılarca, tıpkı caz klasiklerine cover yaparcasına, tazeleniyor. Bu eserler arasında Bedeni Özgürleştirmek, Soluk Alma ve Verme, AAA-AAA ve Sanatçının Yaşam Manifestosu gibi örnekler de bulunuyor. Buna, genç performansçılar ile yinelenen ve sanatçının Ulay ile İspanya - Bologna'da 1977'de yaptıkları sırada gözaltına alındıkları, çıplak performans Imponderabilia da dahil. Bu yönüyle sergi, sanatçının ilk dönem solo işleri, Ulay ile olan çalışmaları,ardından tekrar kişisel çalışmalarına esneyen bir yelpazede tecrübe ediliyor.



Marina Abramović, Sıvı Bilgi başlığını taşıyan ve Adrian Heathfield ile yaptıkları retrospektif yayım söyleşisinin bir bölümünde, şu örneği paylaşıyor:


"Lou Reed öldüğünde, Laurie Anderson kendisine harika bir metin ithaf etti. Şunları söylemişti: İkisi, hayattaki en önemli üç şeyi paylaşmışlar. Birincisi, bir saçmalık dedektörü edinmekmiş. Eğer hayatınızda herhangi bir saçmalık varsa, onu hayatınızdan söküp, atın. İkincisi, hiç kimseden ve hiç bir şeyden korkmayın. Üçüncüsü, şefkatli olun. Bunlar, yaşamak için harika ilkeler. Benim için, içsel özgürlük en önemli şey. Bizler, kendimizin mahkûmlarıyız. Bizler, kendimizi içinden çıkaramadığımız durumlara hapseder haldeyiz. Yaradılışım gereği, hep kötü kararları tekrarladım. Kimi konularda yapmaya zorunlu olduklarımızı düşünüyoruz. Ama öyle değil. Aslında tüm bu kararları yine veren, 'siz'siniz. Bu meyanda, onları yine 'siz' kırabilirsiniz. Dolayısıyla benim için retrospektif bakış, anıların, tiyatro parçalarının, sergilerin üretimi, ve dahi kendi ölümümün küratörlüğü... Bu, özgürlüğe doğru bir yol." (s.26)


Marina Abramović Metodu, sergi boyunca size kendisini tanıştıran önemli bir varlık ve deneyim kaynağı. Bu metot, sanatçının onca yıllık seyahat, proje ve araştırmasının bir nevî damıtılmış hali. İçinde mistisizmden Budizme bir çok mefhumu barındıran “metot” aynı zamanda, Akbank Sanat katkılarıyla 31 Ocak ve 26 Nisan aralığında Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi'nde de (SSM) ilk kez izlenecek Marina Abramović sergisi vesilesi ile deneyimlenecek ve izlenecek. Proje bununla beraber, Beyoğlu İstiklal Caddesi'ndeki Akbank Sanat'a da sıçrayacak.


İzleyiciyle, Abramović'in performanslarına dair imge ve videolar refakatinde buluşturulacak olan metot, SSM'den aldığımız bilgiye göre, onları fiziksel ve ruhsal farkındalık, ya da açıklık ve sükûnet gibi unsurlarla baş başa kılmayı da hedefliyor. MEI ve SSM işbirliğinde düzenlenecek sergi, Belgrad'daki bu geniş içerikten hayati kimi örneklerin yanı sıra, sergi için geliştirilen özel performansları da beraberinde getirecek. Müze bu vesileyle üç ay boyunca 12:00 ve 20:00 saatleri arasında ziyaretçilere açık tutulacak. Metot, daha önce dünyanın çeşitli coğrafyalarındaki bienal, retrospektif ve sergilerin de odağı olmuştu.


Diğer yanda, sergi hakkında bir açıklamada bulunan SSM Müdiresi Dr. Nazan Ölçer “İlk kez bir serginin baş yapıtı ziyaretçileri olacak,” diyerek, çoğunluğu Türkiye'den katılan performansçı ve bu alana gönüllü bireylerle bir araya geleceklerini yineliyor. Ölçer, 2011'de İstanbul'da yine SSM'de çok özel projelerle ağırladıkları Sophie Calle'ı da mutluluk ve memnuniyetle anıyor. Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer ise, şunlara atıf yapıyor:


"Geçmiş yıllarda SSM ile birlikte gerçekleştirdiğimiz Ai Weiwei, ZERO, Rodin, Dali ve Anish Kapoor sergileri sanatseverler tarafından büyük ilgi ve heyecanla karşılandı. Bu güzel ilgi neticesinde, sergi sürelerini uzatarak daha da çok sanatsevere ulaştık. Bu kez Akbank Sanat da, mekân olarak bu projenin bir parçası olacak."



MAI'nin SSM ile işbirliğinin yanı sıra, sergi için kapılarını özel etkinlik ve projelere açmaya hazırlanan Akbank Sanat'ın Genel Müdürü Derya Bigalı da, şunları iletiyor; Marina Abramović sergisi ve müze hakkında bizlere:


"Uzun yıllar restorasyon dolayısıyla kapalı kalan müze,2017'de 20'nci Yüzyıl Yugoslav sanatının sunulduğu bir sergiyle açıldı. Bu yıl ise, Eylül ayından itibaren, Sırp sanatçı Marina Abramović'in retrospektif sergisine yer verdi.


Şüphesiz, Marina Abramović performans sanatının öncü isimlerinden biri. Sergide de, ilk dönem yağlıboya çalışmalarından, performans videolarına ve Marina Abramović'in öğrencilerinin yer aldığı performanslara yer verilmiş. Binanın farklı katlardan oluşan mimarisi, sanatçının farklı dönemleri ile ayrıştırılmış, oldukça yoğun içerikli bir sergi oluşturulmuş."


Akbank Sanat, bu kapsamda Marina Abramović üzerine ve performans sanatı hakkında son derece eğitsel bir takvimle de önümüze çıkmaya hazırlanıyor. Kurum bu anlamda SSM'deki serginin yanında, sanat galerisinde yer alacak video projeksiyonlar ile, sanatçının kariyerinin dönemeçlerine ilişkin belge-yapıtlara ev sahipliği yapmaya çalışacak. Belgesel sergide, ilgili dalın Gina Pane, Chris Burden, Ron Athey ve Bob Flanagan gibi imzaları ile, Regina José Galindo gibi figürleri kamuoyu ile buluşturulurken, hafıza ve performans sanatının ilişkisi de, Lee Wen, Zhang Huan, Rebecca Horn ve Joan Jonas ile, Türkiye'de de ismini ve çalışmalarını duyduğumuz uluslararası sanatçı Nezaket Ekici eşliğinde gündeme taşınacak. Kurum öte yandan Marina'nın Beden Draması tabirine karşılık olarak, Pina Bausch, Melati Suryodarmo, Oleg Kulik, Vito Acconci ve Charlemagne Palestine gibi sanatçılara yer verecek. Bunun dışında, Akbank Sanat projelerinde MAI ve SSM işbirliği ile özel ve kamusal alanda performans sanatı ise, Şükran Moral, Jujin, Valie Export, Tehching Hsieh ve Santiago Sierra ile incelenecek. Akbank Sanat ajandası, Belgrad'daki sergiye paralel olarak servis edilecek nice belgesel-yapıtla da retrospektif bir yaklaşım içinde göz dolduracak.


Stockholm, New York ve Moskova gibi versiyonlarının ardından Belgrad'da izlenen Marina Abramović retrospektif sergisinin “kehanet” potansiyeli içeren bir diğer örnek yapıtı ise, sanatçının 1971'de sunduğu Ufku Özgür Kılmak.



Şöyle açıklıyor eserini Marina Abramović :


"Merkez Belgrad'ın önemli yapılarını fotoğrafladım. Ardından, kimi yapıları fotoğraflardan ayırdım. Ufku özgür bıraktım. Sekiz slayt projektör ile 360 derecelik bir perspektif üzerinden, oval bir odada enstalasyon hazırladım. Bu esere bugünden bakıyorum; 1999'daki savaşta bombalanıp yok edilen binaların gerçekliği karşısında adeta çarpılıyorum."


Buradan hareketle, yazımızda biraz da Belgrad'a bakmadan geçmemek gerek. Yugoslavya'nın dağılması ve 1999'dan sonraki dönemin baş döndürücü değişim yorgunluğunu hala üzerinden atamadığı görülen kentteki bellibaşlı kültür kurumlarından biri, Ulusal Müze. Beş bin metrekarelik yapı arkeolojik, tarihsel ve klasik bir birikim ile erken modern dönemin sanat ürünlerine ev sahipliği yapıyor. Eski savaş araçlarından antik para örneklerine, dinsel - uhrevî figür ve heykellerden, yüzyıllarca yaşta yazıt ve kitabelere bir çok örnek, bu müzede görülebiliyor.


Paleolitik dönemden 20. yüzyıl sanatına uzanan bir zaman dilimini içeren müzede bu yönüyle, 18 ve 19. yüzyıl Sırp tuvali, 20. yüzyıl Yugoslav görsel sanatları ve dünyaca ünlü imzalara ait resim ile baskı-grafik ürünleri izlenebiliyor. Müzenin yabancı sanat koleksiyonu binin üzerinde heykel ile resme sahip iken, bunların çoğunluğunu Avrupalı sanatçılar oluşturuyor. Koleksiyonun temeli, Slovak ressam Berthold Lippay'ın müzeye 1891'de bağışladığı 70 dolayında İtalyan eseri ile başlıyor. Çoğunluğunu Fransız, Flaman, Rus ve Avusturyalı sanatçıların oluşturduğu listede, Paolo Veneziano veya Tintoretto ile Canaletto gibi isimler de var. 19 ve 20. yüzyıl Hollanda sanatı ise, müzede Van Cleve, Brueghel, Van Gogh ve Mondrian gibi sanatçılarla kendini belli ediyor. Kurumda bununla birlikte, Picasso, Paul Gauguin veya Edgar Degas ile Henri Matisse'in de türlü eserlerine rastlanabiliyor.



Mucit Nikola Tesla ise, gerek Sırbistan ve gerekse Belgrad için bir diğer efsane. Zaten, Belgrad'ın havalimanına da adını, yine Tesla vermiş. Bu vesileyle şehirde bir çok turistik eşya dükkanı ve sokak satıcısında, Tesla'yı anımsatan obje ve hatıralıklar satışta. Tesla, Belgrad için olduğu kadar, dünya için de büyük anlamı olan bir imza.


Özetle anlatırsak, elektriğin kablosuz olarak taşınabileceğini deneysel olarak Londra fuarını aydınlatarak ispatlayan bu çok uzun boylu sıra dışı adam, bugün bilinen tüm iletişim sistemlerinin, uzay teknolojilerinin ve kablosuz iletişimin temelini atmış kabul ediliyor. Ama bazı kesimler de, Tesla'dan akıl hastası bir sosyopat dahi olarak söz ediyor.


10 Temmuz 1856'da, bugünkü Sırbistan’ın Similjan kasabasında doğan Tesla’nın babası, bir papaz. Oğlunun da kendi gibi papaz olmasını istiyor. Annesi ise, okuma yazma bilmeyen, ancak çevresinde pratik ev aletleri mucidi olarak tanınan bir kadın olarak anılıyor.


Tesla ailedeki beş çocuktan biri. İlk soyadı Draganic. Daha sonra reşit olunca, bu soyadını kullanmak istemediği için mahkemeye başvurup, Tesla olarak değiştirmiş. Ağabeyi 12 yaşındayken bir at kazasında ölen Tesla için yazan bazı kaynaklar, ağabeyinin atının Tesla tarafından ürkütüldüğünü, bu nedenle kazanın meydana geldiği söylüyor. Ağabeyini henüz çocukken kaybetmesinin Tesla'da bir çok takıntı ürettiğinden söz edilirken, şizofreniye yakın belirtiler gösterdiği de yorumlanıyor.



Milca, Angelina ve Marica isimli üç kız kardeşi bulunan Tesla, aynı zamanda Almanca, İngilizce, Fransızca ve İtalyanca bilmesiyle de tanınıyor. Fizik ve matematik eğitimini annesinden alan bu ilginç figür, Avusturya Prag Politeknik Üniversitesi'nin Graz’daki okulunda okumuş. Tesla, aynı zamanda Almanca, İngilizce, Fransızca ve İtalyanca da öğrenmiş. Ancak Tesla, kişisel takıntıları ve asosyalliği nedeniyle, üçüncü sınıfın ilk döneminden itibaren, okulu bırakmış. Kimi çevreler, okulu bitirdiğini söylese de üniversite Tesla'nın mezun olmadığını ve okula 1878'in ilk döneminden sonra devam etmediğini bildirmiş. Bunun üzerine, ailesiyle ilişkisini keserek bir oto mühendislik firmasında çalışmaya başlayan Tesla bu dönem oldukça ağır bir depresyon dönemi yaşamış.


Hayatının son dönemlerinde giderek garipleşerek içine kapanan Tesla'nın Belgrad'daki müzesi, kendisi ABD'de öldükten sonra mal varlığını mahkeme kararı ile o dönemin Yugoslavya'sına taşıma hakkını kazanan varislerinden biri sayesinde 1950'lerde açılıyor. Ülke kurucusu sayılan Tito'nun emriyle 20 Ekim 1955'te açılan müze, 1969'dan bu yana ise Belgrad kenti mülkiyetinde ve UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde tutuluyor. Edison ile çok büyük bir rekabete giren, ancak Dünyadaki bellibaşlı pek çok teknik bilgi ve cihaza hayat vermiş Tesla'ya ait icatlar ile, el yazısı onca defteri ve kişisel eşyalarının bulunduğu müzede, kabaca 160 bin orijinal doküman, iki binden fazla kitap ve süreli yayın, 1200 civarında teknik ve tarihi tanıtım yayım ve 1500'ün üzerinde fotoğraf ile, yapılan icatlara ilişkin orijinal levhalar, araç gereçler bulunuyor.


Bibliyografisini yazmak için kendini arayanları da reddeden Tesla'nın, not alma alışkanlığı da bulunmuyor. Kaynaklar onun her şeyi aklında tutuyor ve uyguluyor olduğunu söylüyor. Niagara Şelalesi'ni, hidro elektrik elde edebilmek için kullanacağı kehanetinde bulunan Tesla, icatlarını nasıl olup da önceden görebildiğini ise şöyle dillendiriyor:


"Bu ışık patlamalarını hala zaman zaman yaşıyorum. Yeni bir fikrin zihnimde parıldayıvermesi durumunda oluyor. Ama artık eskisi kadar heyecan verici değil bu. Eskiye nazaran daha etkisiz. Gözlerimi kapadığımda ilk önce çok koyu ve tek tonlu bir mavi fon görüyorum. Tıpkı açık ama yıldızsız bir gecede olduğu gibi. Birkaç saniye içinde bu alan parıltılar saçan ve bana doğru ilerleyen yeşil ışıltılar ile doluyor. Neden sonra sağ tarafımda birbirine paralel ve yakın ışınların oluşturduğu iki ayrı sistem görüyorum.


Bu iki sistem birbiri ile dik açı oluşturacak şekilde duruyorlar. Sarı, yeşil ve altın renklerinin hakim olmasına karşın yinede her türlü rengi içeriyorlar. Sonra bu çizgiler daha da parlaklaşmaya başlıyor ve her yere parlaklık saçan belirgin noktalar serpiliyor. Bu resim yavaş yavaş görüntü alnımdan çıkıyor ve sola doğru kayarak yok olup gidiyor. Yerini pek hoş olmayan ölü bir griliğe bırakıyor. Burayı çabucak kabaran ve kendine canlı formlar vermeye çalışıyormuş gibi duran bulutlar doldurmaya başlıyor.


İşin ilginç yanı şu ki ikinci şamaya geçinceye kadar bu griliği belirgin bir şekle benzetemiyorum. Her seferinde uyuya kalmadan az önce gözlerimde kimi şeylerin yada insanların görüntüleri canlanıyor. Onları gördüğüm anda anlıyorum ki bilincimi yitirmek üzereyim. Eğer ortaya çıkmıyorlarsa yada bunu ret ediyorlarsa biliyorum ki, bu uykusuz bir gece geçireceğim anlamına geliyor."


Son söz yerine, Abramović ile Tesla'yı da bir araya getiren, doğdukları toprağın ürettiği, o kontrol dışı enerji ve yaratıcılığın performansının dönüşü olmayan o vahşi cazibesi denebilir. Ama ülkenin vahşi geçmişi demişken, Belgrad'daki çok önemli bir kültür yapısını daha atlamamalı. Bu da, Tito'nun mezarına da ev sahipliği eden Yugoslavya Müzesi.



Zaman içinde kimlik ve tasarım değişikliği geçirerek bir ”müze-laboratuvar” olarak tasarlanan girişim, kendini Yugoslav kültür mirasının açık olarak araştırılması ve incelenmesine odaklıyor. Bunu da, çatısı altındaki belli başlı başlıklar ve onlara atıfta bulunan özgün-kültürel ve tarihi nesneler ya da sanat eserleri üzerinden, uzun, ince bir koridorun birimleri ile yapıyor. Müze bunun yanı sıra, kendini bir tarihsel 'dükkân' havası tavrı ve 100 objede Yugoslavya gibi yaklaşımlarıyla servis ediyor. Kurum, günümüzde AB destekli kültür sanat projelerini de üstleniyor. İnsana Ankara'yı anımsatır bir bayırla, Anıtkabir'vari bir uhrevilikle varılan müzedeki Tito 'lahdi', ülke kurucusu Josip Broz Tito ile, eşinin son istirahatgâhları olarak, çok sevdiği Çiçek Bahçesi'ndeki yerini alıyor. Burada Tito'ya armağan olunmuş yüzlerce özgün nesneye, 1870 ve 1919 arasında kendi devrim mücadelesini veren ülkenin sol tarihinin yaprakları refakat ediyor. Nazi dönemi belgeleri ile, toplama kamplarında mağdur edilen tutukluların kullandığı ya da üretmek zorunda oldukları özgün objeleri de koruyan müzede, ulusal özgürlük mücadelesinin tarihi dokümanları ve ülkenin politik, siyasal ve sosyolojik evriminin hemen tüm delilleri de, 1919 ve 1941 yıllarına uzanan bir kronolojide, beş ayrı galeriden menkul yapıda, önünüze konuluyor. Müze bu açıdan, Berlin'de hizmet veren eski Demokratik Almanya Cumhuriyeti'ne atıfla kurulmuş DDR Müzesi deneyimini de hatırlatıyor.


Bilgi için linkler:

Belgrad Çağdaş Sanat Müzesi: https://eng.msub.org.rs/o-muzeju

Belgrad Ulusal Müzesi: http://www.narodnimuzej.rs/?lang=en

Belgrad Nikola Tesla Müzesi: https://nikolateslamuseum.org/en/

Yugoslavya Müzesi: https://www.muzej-jugoslavije.org/


TAPADUYURU-D.jpg

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon