Tanrı kompleksi

Evren Sungur’un son iki yıldır üzerinde çalıştığı beşinci kişisel sergisi Tanrı Kompleksi çok tanrılı inanışlar etrafında gelişen toplum düzeni ve bu zengin mitolojiden beslenerek günümüz insanına bakıyor. 7 Aralık 2019’a dek Art On İstanbul’da yer alacak sergi için sanatçı, iktidar tarafından sipariş edilen ve insan eliyle yapılan arkaik tanrı heykellerini merkeze alıyor ve bu merkezin referansları ile bugünün tanrılaştırılan bireylerini düşlüyor. Sungur ile üretimi üzerine konuştuk


Enver Sungur, Fotoğraf: Elif Kahveci


Röportaj: İbrahim Cansızoğlu Fotoğraf: Elif Kahveci


İlk serginden bu yana işlerini açıklarken eleştirel bir dil kullanıyorsun. Günceli takip eden bir toplum eleştirisi ürettiğini ve bunu sürekli dönüşen ve evrilen bir dille ifade ettiğini gözlemliyorum. Sürekli canlı tuttuğun bu eleştirellik nasıl şekilleniyor? Resim yapma eylemi ve sonuçta ortaya çıkan resim, eleştirelliği nasıl kapsıyor?


İşlerimi açıklarken eleştirel bir dil kullanıyorum ama biraz resmin gereğinden dolayı. Resimler, ilk sergimden beri toplumsal ve siyasal eleştiri üzerine kuruldu. Hatta motivasyonum da çoğunlukla toplumsal olaylar, siyasal olaylar. Elbette işin içinde kişisel anılar da direkt bireylere hitap edebilecek duygusal izler de var. Herkesin özlediği romantik sayılabilecek şeyler de var ama genel olarak motivasyon politik, toplumsal.


Yani toplumsal olaylara resimle cevap veriyorsun...


Evet. Tepkiyi anında resme dönüştürebiliyorum. Bayağı hızlı oluyor. Hoşuma da gidiyor bu. Beni sürekli yeni resimler yapmak için itiyor. Tepki, eleştiriye resmin üzerinde anlık olarak dönüşüyor ve duygusal bir eleştiri oluyor bu çoğunlukla tabii. Biraz da herhalde dışavurumcu bir üslubum olduğu için…


Resme ait çeşitli araçları silah olarak kullandığını söylemiştin eski röportajlarında. Toplumsal güç ilişkilerine eleştirel yaklaşan bir estetik ürettiğini de söyleyebiliriz sanırım. Belki de aslında birbiriyle bağlantılı olan bu iki durumu akılda tutarak resim pratiğinin şiddetle kurduğu ilişkiyi sormak istiyorum sana. Şiddetin senin pratiğindeki yeri nedir? Şiddeti nasıl dönüştürüyorsun ve nasıl sunuyorsun?


Resmim hep etrafımızdaki olaylardan yola çıkarak, etkilenerek oluştuğu için… Ciddi bir şiddet ortamının içindeyiz ve bunların resme yansımaması tuhaf olurdu bence. İnsanlar, “Senin resmin şiddetli, sert!” diyorlar. Belki benim tarzım biraz dışavurumcu olduğundan daha mı önce çıkmış oluyor, insanların duygularına hitap ettiği için mi şiddeti hissetmiş oluyorlar? Bazen diyorlar ki “Şurada şöyle bir fotoğraf gördüm. Kesilmiş kollar, bacaklar… Sen bunları çok güzel yaparsın.” Ben hayatımda kesilmiş kafa, kol resmi yapmadım. Şaşırıyorlar. “Sanki öyle bir şeyler hatırlıyorum” diyorlar. Ben hayatımda hiç o kadar pornografik bir şiddetin resmini yapmadım ama yaptığım resmin sert olduğu söyleniyor.


İzleyici senin resimlerini gerçekte içerdiğinden daha fazla şiddetle mi özdeşleştiriyor?


İzleyicinin içgüdüleri arasında şiddet de var elbette. Kendini koruma içgüdüsünden doğan bir şiddet ihtiyacı var. Bunlara mı ulaşabiliyor, onun için mi gözlerine batıyor? Ben mesela renklerimi kuvvetli kullanırım ama bunun şiddetle bir ilgisi yok, zevkle ilgisi var.


Daha sonraki resimlerinde kullandığın yüz ifadelerinde de dehşet hissini görebiliyoruz. Süregelen bir şeyler var bence senin resimlerinde. İlk serginden itibaren dönüşen, evrilen ve süregelen bazı tercihler var. Bu da yavaş yavaş senin stilini oluşturuyor diye düşünüyorum.


Benzer şok, şiddet, şaşkınlık hislerini farklı biçimlerde verebilmek, farklı yöntemler keşfetmek zamanla daha keyifli bir hâl almaya başladı. Deliler Treni serisinde, büyük bir kompozisyon içinde kalabalık bir yığın figür, akıl dışı bir eylem içerisindeler. Bu kalabalık grup, o gün, o koşullar altında nasıl bir yöne gittiğimizi temsil ediyor. Bunu seyircinin fark etmesi, kendisini ve içinde bulunduğu toplumu orada görebilmesi esas şok olmalı.


"İnsanlar, 'Senin resmin şiddetli, sert!' diyorlar. Belki benim tarzım biraz dışavurumcu olduğundan daha mı önce çıkmış oluyor, insanların duygularına hitap ettiği için mi şiddeti hissetmiş oluyorlar?"


- Evren Sungur


Evren Sungur, İsimsiz, 140x160 cm, tuval üzerine karışık teknik, 2019

Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz



Trajedi hakkında neler söylemek istersin? Sanatçı beyanında trajediden bahsediyorsun. Senin trajediyle kurduğun ilişki, benim de üzerine düşündüğüm bir mevzu.


Sanatçı beyanımı yazalı herhalde dört sene oldu ama fikrim çok değişmedi. Trajedisiz bir sanat pratiği düşünemiyorum. Trajedi, o figürleri ya da o biçimleri bize, duygularımıza hitap eder bir duruma getiriyor bence. Onları uzun uzun seyredilebilir bir hâle getiriyor. Birisi bunu alıp evine astığı zaman, her sabah görüp yeni anlamlar çıkarabilmesini sağlayan şey, oradaki trajedi. Ne kadar kuvvetli bir trajedi varsa o kadar uzun zaman insanları besliyor. Yunan trajedileri gibi ya da büyük romanlar gibi. O yüzden trajedi bence olmazsa olmaz. Her zaman bir trajedi planlayarak resim yapmıyorum ama çoğu zaman “Resim şimdi oldu,” dediğim zaman, aslında yanlışlıkla dahi olsa bir trajedinin resme yerleştiği an o