Şimdi: Tarihi sanatla güncellemenin vakti

Pi Artworks’ün Karaköy mekânına ve 2021’e veda sergisiyle, The Invisible Enemy Should Not Exist (Görünmez Düşman Var Olmamalı) başlığıyla İstanbul’da izlediğimiz Michael Rakowitz, sanata ve hayata bakışını bizimle tekrar paylaşıyor. Sivil topluma dönük, küresel dertlere kayıtsız kalmayan, kültür endüstrisini içeriden, yapıcı bir bakışla eleştiren yapıtlarıyla Irak asıllı ABD’li ödüllü sanatçı, ele aldığı her çalışmanın birbirine evrensel bir bağlamla kenetlendiği görüşünü katlanarak vurguluyor. Rakowitz son olarak İngiltere’nin Margate kasabasına vicdani retçilerle dayanışma ile yaptığı, Turner Contemporary desteğindeki güncel bir “anti-anıt” ve Filistinliler’le kültürel dayanışma çağrısına yönelik olumlu tavrıyla gündeme gelmişti. Sanatçı, Türkiye ve dünyadaki kültürel iklim felaketine karşı kaygılı olduğunu vurgularken, tek çarenin iletişim ve eylemlilik olduğunun altını çiziyor


Röportaj: Evrim Altuğ


Michael Rakowitz, Fotoğraf: Robert Chase Heishman


Irak asıllı ABD’li sanatçı Michael Rakowitz, İstanbul Karaköy ile Londra’da hizmet veren ve son olarak Piyalepaşa’daki yeni evine taşınan Pi Artworks’ün 2021’e veda sergisi The Invisible Enemy Should Not Exist’in odağıydı.


İKSV imzalı, Hou Hanru küratörlüğündeki 2007 tarihli İmkânsız Değil, Üstelik Gerekli: Küresel Savaş Çağında İyimserlik adlı Carolyn-Christov Bakargiev küratörlüğündeki 2015 tarihli TUZLU SU: Düşünce Biçimleri Üzerine Bir Teori adlı 14. İstanbul Bienali’nde yapıtları Antrepo’da sergilenen, 2011’de ise SALT imzalı Geçmişe Hücum sergisiyle boy gösteren ve beş yıl önce, finalisti olduğu Londra Belediyesi imzalı Fourth Plinth yarışmasında yine Pi Artworks sergisiyle aynı adı taşıyan projeyle finale kalan

Rakowitz ile, biz de o günlerde Chicago’daki evi üzerinden kapsamlı bir tele-söyleşi yapmıştık.


Rakowitz’le görüşmemiz üzerinden yaklaşık beş yıl geçse de, elbet Dünya da, sanat dünyası da yerinde durmadı. Bu hâliyle Rakowitz için de geçerliydi. SAHA’nın konuğu olarak kendisini tekrar İstanbul’da beklediğimiz günlerde, pasaportunun son kullanma tarihinin “aşırı yakın olması” ve kendisinin bunu yazık ki fark edemeyişi gerekçesiyle, aramızda olması son anda mümkün olamadı. Buna bir de türlü varyantlarıyla pandemi ve etkileri eklenince biz de yılmadık ve yılbaşını, yıldığımız 2021’e vedanın bir muhasebesi misali, yine kendisiyle bu kez Kaliforniya, ABD üzerinden okurlarımızla deneyimlemek istedik. İbret ve şaşkınlığı bitiştirmesi umuduyla tekrar, “bu da dünyaya kapak olsun,” deyip, sözü yine Michael’ın zat-ı şahsına bırakıyoruz.


Michael Rakowitz, Görünmez Düşman Var Olmamalı, Pi Artworks İstanbul sergi görüntüleri


Michael, bu defa söze “kaza eserleri” ile başlamak isterim; keza pasaportunun kullanım süresinin darlığı vesilesiyle İstanbul’da beklenen ve SAHA’nın düzenlediği sanatçı konuşmana yazık ki, katılamadın.


Evet, doğrusu çok aptalca bir vesileydi…


Evet ama aynı zamanda çok da ciddiye alınmalı. Zira söz konusu olan “kaza eseri” dediğimiz mefhum, ele aldığın hemen her özne veya nesne, bir bakıma yine birer pasaport ya da onun tersi gibi oradan oraya geziyor. Fikrin nedir?


Evet, neredeyse acayip bir etkileşim/rezonans var burada; bu vakada da işlerin imgesinin bir nevi ayna etkisine tanık olduğumuz söylenebilir. Yeri gelmişken pasaport mevzusu ile ilgili olarak konuşurken de, benzer sıkıntılardan mustarip ve acil duruma düşen kişiler olduğundan hâllice, son derece dikkatli olmak isterim. Yer değiştiremeyen onca insan var günümüzde. Çünkü geldikleri veya ziyaret ettikleri ülkeler, seyahatteki insanlara kimi engeller çıkarmaktalar. Benim de gerçekten bu konuda hassas olmamda fayda var. Çünkü bu insanlar hakkında gereken kararı vermekle yükümlü resmî kişilikler, onların seyahat olanaklarına dair hayati derecede önemli neticelere sebep oluyor. Pasaportunuz bitmişse, son kullanma tarihini uzatmakla yükümlüsünüz. Ben uçuş biletini aldığımda, AB çıkışlı rutin seyahat formunu doldururken herhangi bir teyit söz konusu değildi. Pasaport numaram ve mevcut son kullanma tarihini forma hâlihazırda dahil etmiştim. Bu durum ilgili görevli tarafından fark edildiği zaman bana, gidiş ve dönüş adına kendi kararımı kendimin vermem gerektiği beyan edildi. Ve evet, acayip biçimde söylediğin şeyle bu da örtüşüyor: Sanat eserleri günümüzde insanların erişemeyeceği yerler arasında gezinip, duruyor. Bu durum, hayranlıkla işlerini bildiğim kimi sanatçıları da anımsamama vesile oluyor. Örneğin, sanatçı, küratör ve yönetici Khaled Hourani’yi ele alalım. Kendisi insanların erişemeyeceği sanat yapıtlarını başka yerlerde teşhir edebilme özgürlüğü adına Filistin-Ramallah’daki bir galeride düzenlediği Picasso Filistin’de projesiyle akla gelir.


Bu meyanda yine aklıma, sanat eserleriyle değil, ama sanat listeleriyle çalışan, birlikte çalışma olanağı da bulduğum dostlarım, Pi Artworks ve SAHA kadrosu geliyor. Bu bakımdan sergi benim için bir bakıma tamamlanmış gibi hissediyorum. Onların yanında olamasam bile, varlıklarıyla, proje ve kavramsal çerçevesinin oturtulabilmesiyle bu mümkün olabildi. Projenin materyal ihtivası bağlamında yaklaştığımızda, belli bir “an”ın hayatım ve üretimim üzerindeki etkisine dair şu bilgiyi de paylaşabilirim: Brooklyn’de bir gıda pazarına girdiğimde, aslen Lübnan çıkışlı bir hurma şerbetinin sonradan İsrail veya Kaliforniya mamulü olduğuna (!) ilk kez tanıklık ettim. Daha sonradan bu ürünün aslen Bağdat çıkışlı olduğunu, ardından Suriye sınırını aşıp Lübnan’a vardığını ve etiketlendiğini öğrendim. Bu mamulün bile nereden geldiğini söyleyememe hâli, bize yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve militarizmin dünyamızda ne denli muktedir olduğunu tekrar gösteren, tüm bunları içinde sindirmiş bir durum. Bu meyanda İstanbul’da -henüz- olamayışım ile bunu ilişkilendirecek olursak, elbette kimi etkileşimleri gerek benim durumum, gerekse işlerin şu anki koşullarda nasıl dönecekleri üzerinden tekrar akla getirebiliriz.


Nimrud’un Kuzeybatı Sarayı’ndan yola çıkarak ürettiğim işleri ele alalım: Bunlar, 2015’te IŞİD tarafından yok edildiler. Ninova ve Nimrud’da kazılarak pek çoğu “götürülmüş” ve küresel, ansiklopedik tavırlı müzelere yollanmış bu işler aynı zamanda Batı’nın kolonyalist kudretiyle aramızda beliren boşlukları da temsil etmekteler. Bahsettiğimiz ilişkiler gayet manidar biçimde ortada ve ben bu “araz”ı dillendirirken hiç öyle abartmayıp, gayet dikkatle davranmak istiyorum. Böyle yapmalıyım, çünkü yeni pasaportumu bana verecek makamlar, ABD’de sergi açabilecek bir Iraklı’ya da ciddi sıkıntılar yaşatabilir ve ben bu konuyu -hele ki içinden geçtiğimiz bu daha zor dönemde- dişe diş bir zihniyet seviyesine getirmekten hiç hazzetmem.


Michael Rakowitz, Görünmez Düşman Var Olmamalı, Pi Artworks İstanbul sergi görüntüleri