Silinenin yüzeye dönüşü
- Unlimited

- 2 saat önce
- 4 dakikada okunur
Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi'nde gerçekleşen Görünmeyenin Hafızası, sanatsal üretim süreçlerinde silinen, ertelenen ya da geri çekilen fikirlerin yüzeyde bıraktığı izleri odağına alıyor

Elçin Acun, Eksik Anı, Dijital baskı, 180×80 cm, 2024
Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi Tek Kubbe Salonu, Bir Arada sergilerinin 13. edisyonu olan Görünmeyenin Hafızası başlıklı karma sergiye ev sahipliği yapıyor. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve İletişim Fakültesi öğretim elemanlarının katılımıyla gerçekleşen sergi, üniversitenin 144. kuruluş yılı kapsamında 3 - 18 Mart 2026 tarihleri arasında izleyiciyle buluşuyor.
Reyhan Polat ve Zanna Abasova küratörlüğünde gerçekleşen sergi, sanat üretiminde silinen, ertelenen ya da geri çekilen fikirlerin tamamen kaybolmadığını; görünmeyen katmanlarda varlığını sürdürerek farklı zamanlarda yeniden görünür hâle gelebildiğini öne sürüyor. Sergi, üretim süreçlerinde geri plana itilen izlerin hafızasını düşünmeye açarken, yüzeyde görünmeyen bu katmanların sanatsal üretimde nasıl varlığını sürdürdüğüne odaklanıyor.
Solda: Ali Duman, Apokaliptik Şölen, Tuval üzerine yağlı boya, 170×120 cm, 2026
Sağda: Ayça Uğur, Tortu, Sırlı seramik, serbest şekillendirme, 30×20×10 cm, 2026
Ali Duman’ın Apokaliptik Şölen başlıklı resmi, fiziksel deneyim ile hafıza arasındaki ilişkiyi çok katmanlı bir yüzey üzerinden ele alıyor. Tuvalde bir araya gelen planlı geometrik düzenlemeler ile rastlantısal biçimsel oluşumlar, deneyimin sınırlı doğası ile hafızanın sonsuz olasılıkları arasındaki gerilimi görünür kılıyor. Bu karşılaşma, yüzeyde çoğalan ve çelişkiler üzerinden hareket eden bir görsel alan kurarak görünmeyenin hafızasına işaret ediyor.
Ayça Uğur’un Tortu adlı seramik çalışması, malzemenin üretim sürecinde biriktirdiği izlere odaklanıyor. Şekillendirme sırasında oluşan baskı, gerilim ve yön değişimleri malzemenin hafızasında birikiyor ve formun yapısını belirliyor. Eser, üretim sürecinde oluşan bu görünmeyen deneyimlerin yüzeyde bıraktığı yoğunlaşmış tortuyu görünür kılıyor.
Solda: Bora Şençalar, İsimsiz, Dijital baskı, 30×40 cm, 2003
Sağda: Buse Kökcü, iz-ler, Kâğıt üzerine monotype baskı, yerleştirme alanı 80×240 cm, 2026
Bora Şençalar’ın dijital baskısı, analog ve dijital görüntü üretim süreçleri arasındaki sınırı tartışmaya açıyor. Eserde kadrajın içinde 35 mm film yüzeyinde oluşan izler korunurken, kadrajın dışında yapay zekâ tarafından üretilmiş dokular yer alıyor. Böylece geçmişin analog izleri ile güncel dijital üretim biçimleri aynı yüzeyde buluşarak hafızanın teknolojik dönüşümünü görünür kılıyor.
Buse Kökcü’nün iz-ler başlıklı monotype baskı serisi, hafızada biriken imge kalıntılarını varlık ve yokluk arasındaki bir eşikte düşünüyor. Yan yana yerleştirilen baskılar, yüzeyler arasında zamansal bir ilişki kurarak izlerin sürekliliğini ortaya çıkarıyor. Bu ilişkiler ağı içinde oluşan imgeler, soyutlama ile soyut biçimler arasında dönüşen bir görsel süreci görünür kılıyor.
Solda: Damla Moğulkoç, Yeniden Merhaba Diyeceğim Güneşe, Karışık teknik, 86×60 cm, 2026
Sağda: Elçin Acun, Eksik Anı, Dijital baskı, 180×80 cm, 2024
Damla Moğulkoç’un Yeniden Merhaba Diyeceğim Güneşe adlı çalışması, İran’ın sansürle örtülmüş tarihsel katmanlarını görünür kılmaya yöneliyor. Bir duvar sıvasının altından sızan Kaçar dönemi figürleri üzerinden kurgulanan eser, Füruğ Ferruhzad’ın sesinden ilham alarak devrim öncesi İran’ın özgür kadın figürlerini yeniden yüzeye çağırıyor. Bu yarılma, bastırılmış bir hafızanın yeniden görünür olma ihtimalini öne çıkarıyor.
Elçin Acun’un Eksik Anı başlıklı yerleştirmesi, sanatçının 2015’ten beri sürdürdüğü Blind Gaze serisinin bir parçasını oluşturuyor. Farklı fotoğrafların bir araya geldiği bu yerleştirme, kişisel hafızadaki kırılmalar ve boşluklar üzerinden hatırlama sürecini ele alıyor. İzleyicinin bakışıyla tamamlanan bu parçalı yapı, görüntünün sabit bir gerçeklik olmaktan çıkıp izleyiciyle birlikte yeniden kurulan bir anı alanına dönüşmesini sağlıyor.
Solda: Gülce Nur Ertopuz, Undo, Yerleştirme, 16×16 cm, 16×20 cm, 2026
Sağda: Mehmet İşcan, Gözüm Bir Yerden Isırıyor, Ahşap üzerine akrilik, 200×30 cm, 2026
Gülce Nur Ertopuz’un Undo adlı yerleştirmesi, grafik tasarımın dijital üretim süreçlerinde silinen veya geri alınan kararların hafızasını sorguluyor. Sanatçı, klavyeden ayırdığı Command ve Z tuşlarını sergi mekânına taşıyarak “geri al” komutunu somut bir nesneye dönüştürüyor. Bu müdahale, dijital üretimde geri döndürülebilirlik fikrini askıya alırken, vazgeçilen kararların üretimin görünmeyen hafızasında varlığını sürdürdüğünü hatırlatıyor.
Mehmet İşcan’ın Gözüm Bir Yerden Isırıyor başlıklı çalışması, harfleri anlam taşıyıcı işaretler olmaktan çıkararak biçimsel izler olarak ele alıyor. Yan yana dizilen biçimler, bir kitabe düzenini çağrıştırsa da okunabilir bir metin sunmuyor. Bunun yerine bellekte yer etmiş harf parçalarının çağrışım alanını açarak tanıdık ama çözülemeyen bir görsel dil kuruyor.
Solda: Melis Kabail, İsimsiz, Dokuma kumaş, 50×70 cm, 2025
Sağda: Nisa Gülfidan, Askıda, Dijital baskı, 43×80 cm, 43×80 cm, 2026
Melis Kabail’in dokuma çalışması, malzeme araştırmasını yüzeyin dokusal olanakları üzerinden ele alıyor. Atkı ve çözgü yönlerinde kullanılan elastik iplikler, yüzeyde farklı gerilim alanları oluşturarak üç boyutlu bir etki yaratıyor. İpliğin davranışı ve malzemenin doğası, eserin biçimsel sonucunu doğrudan belirleyen unsurlar hâline geliyor.
Nisa Gülfidan’ın Askıda adlı çalışması, okunabilirlik ile silinme arasındaki eşikte duran metinsel izleri araştırıyor. Bir yüzeyde kelimeler kısmen görünür kalırken, diğer yüzeyde biçimsel yapı okunabilirliği askıya alıyor. Harfler tamamen kaybolmuyor; yalnızca okunmanın eşiğinde bekleyen bir hâle dönüşüyor.
Soldan sağa:
Reyhan Polat, Meta-pentimento, Akrilik iplik, kadife dokuma, 160×200 cm, 2025–2026
Volkan Kızıltunç, Görücü / The Seer, 4×5 inch siyah beyaz negatif filmden Hahnemühle kağıt üzerine arşivsel pigment baskı, 21×26 cm, 2026
Zanna Abasova, İsimsiz, Deri üzerine ecoline, 21×30 cm, 2026
Reyhan Polat’ın Meta-pentimento adlı dokuma çalışması, üretim sürecindeki vazgeçişlerin yüzeyde bıraktığı izleri düşünüyor. Resimde mümkün olan pentimento tekniğinin dokumada teknik olarak gerçekleşememesinden hareket eden sanatçı, vazgeçilen katmanların metaforik olarak geri çağrıldığı bir alan kuruyor. Eser aynı zamanda Gülçin Aksoy’un Vazgeçtim adlı çalışmasına bir selam gönderiyor.
Volkan Kızıltunç’un Görücü / The Seer adlı fotoğrafı, tıbbi röntgen görüntülerini portrelerle yan yana getirerek yeni bir anlam alanı açıyor. Bir zamanlar teşhis ve kayıt amacıyla üretilmiş bu görüntüler, sergi bağlamında izleyicinin sezgisiyle yeniden yorumlanıyor. Böylece beden, veri ve kimlik arasındaki sınırlar belirsizleşiyor.
Zanna Abasova’nın deri üzerine ekolin çalışması, görünür olanın ardında saklı kalan hafızayı araştırıyor. Sanatçının aile arşivine ait fotoğraflardan izler taşıyan figürler, arkadan verilen ışıkla birlikte yeniden beliriyor. Işık olmadığında silikleşen bu görüntüler, hafızanın kırılgan ve geçici doğasını hatırlatırken; ışıkla beliren imgeler kişisel tarihin görünmeyen katmanlarını açığa çıkarıyor.































Yorumlar