Şebnem İşigüzel, İsimsiz, 2021

Şebnem İşigüzel'in 11 Mart - 17 Nisan 2021 tarihleri arasında x-ist'te gerçekleşen Ak-sayanlar sergisinde yer alan İsimsiz adlı yerleştirmesinde gösterilen mektubudur.

Orjinal metin düzelti yapılmadan aktarılmıştır



6 Temmuz 1955

İstanbul , Büyükada


Canım Şirin,

Cicim Şirin,



Mektubunu aldım pek bahtiyar oldum. Postadan anladığım hemencik cevaplamışsın. Eksik olma. Lakin senin mektup Samsun’dan İstanbul’a geldiğinden daha uzun bir müddet İstanbul’dan Ada’ya gelemedi iyi mi ?


Galip Bey mektubu getirmeyi unutup durdu. İnsan unutur mu ? Ama sen yine de Ada’ya çıktığımız mühlet mektupları şirket adresine gönder olur mu ? Bana posta kutusu kirala, diyeceksin. Bilmiyorum. Gizli saklı iş çevirmek gibi bir mana taşıdığından gönlüm elvermiyor buna. Ne saçma değil mi ? Hep böyle saçmalıklarım vardır bilirsin.


Ada’ya göndersen, kaybolur diye korkuyorum. Bilsen ne çok şeyden korkuyorum. Bir tek sen anlıyorsun kimsenin mana bulamadığı korkularımı, kaygılarımı.


Mehmet’in ecnebi ressam arkadaşı korkularımın üstüne tuz biber ekti. Anlatacak çok şey var sorma. Mehmet geldi. Doğrusunu istersen gözümüz aymadı. Ressam bir arkadaşıyla geldi. Fransızca konuşuyor ama Fransız değil. Hatta arkadaşının kim olduğunu soranlara “marangoz,” demiş. Şükriye ve Aliyelere böyle söylemiş. Bana da “Kim olduğunu öğrenirlerse peşini bırakmazlar,” dedi.


Adını bana doğru dürüst zikretmedi. Daha doğrusu söyledi de anlayamadım. Tekrar sorup kendimi gülünç duruma düşürmek istemedim. Splendid’e çıkardık zaten. Oradakiler de benim gibi ecnebi misafiriniz diyor. Adını yalan yanlış söylesem sen yine de bilirsin. Kendini Samsun’a sürgün ettin ama olsun. Benim nezdimde gerçek bir sanatçısın. Resim öğretmenliğinin sana yeni bir ufuk kazandıracağı muhakkak.


“Beni boşver. Mehmet’in peşine takıp getirdiği misafirinizi anlat,” dediğini duyar gibiyim.


Bu adam bir tuhaf şekerim.


Sen tuhaflık iyidir derdin lise günlerimizde. Tuhaflık insanı kendine getirir. Tuhaf insan kendindedir. Felsefe hocamız itiraz etmişti. Neler hatırlıyorum Şirin. Geçmişte yaşıyorum bir nevii. Bu misafir beni bugüne demirlemek için gelmiş gibi. Herkes bir görevle katılırmış bir başkasının hayatına. Her şeyin bir nedeni varmış. Bunlar misafirimizle sohbetimizden. Ben söyledim hepsini. Lakin o bir mana bulamadı. Lakırtılarımın zoraki olduğu aşikardı. Anladı.


Kibar bir beyefendi ancak yine de Mehmet’i azara çektim. Bu ecnebi ressam senden büyük onunla nasıl arkadaşlık ediyorsun, dedim. Ben bu aileye gelin geldiğimde bilirsin Mehmet küçüktü. Kayınvalidemin tekne kazıntısı. Onu kardeşim gibi severim. O da benim bu tatlı hayata tekabül etmeyen sıkıntılarımı bilir, anlar, senin gibi.


Mehmet misafirini getirmesini bildiği gibi ağırlamasını da bilmeliydi ancak İstanbul’u pek özlemiş. Malum Hilton açıldı. Tekne kazıntısı Hilton’dan çıkmıyor. Bu ecnebi ressam da Ada’da benim başıma kaldı. Kabalık ediyorum ama öyle. İçime attığım her şeyle yüzleşmeme neden olacak diye korkuyorum bilhassa.


Yürüyüşe çıkıyoruz ve Fransızca konuşuyoruz. Deli deli bakışları var. Zeytin çekirdeği gibi gözleri. Medyum mu yoksa ? Sen burada olsan gülerdik. Havadan sudan konuşuyoruz. Hepsini yazmak anlatmak isterim sana. Konuşurken konuşurken, ne kadar doldurduysam kendimi, halbuki Şefik’in mama saatlerinden bahsediyordum, alelade şeylerden, birden ağlamaya başlayıverdim. Şükür manzara seyrediyorduk, mahcup olmadım. Yüzümü çevirdim. Uzun uzun denize bakıyormuş gibi yaptım ama misafir anladı. Eve dönünce ona mutat çay soframızı kurdum. Hiçbir şeyi umursamaz gibi görünüyor ama hislerimi tercüme etmiş gibi keten çay peçetesinin üzerine beni çizmiş. Annelerimizin çeyizlerimize bir örnek işlettikleri. Seninkiler duruyor mu ? Kullanmak kısmet olmadıysa üzülme. Keşke bana da kullanmak kısmet olmasaydı. Evlilik hayatı beni hapsetti Şirin.


Beni çizmiş diyorum ama bir tuhaf. Resim demeye şahit ister bir tuhaf. Belki buna istinaden medyum olduğunu düşündüm. Ya da Mehmet’in dediği gibi marangozun teki. Ruh yontucusu olduğu muhakkak. Çizdiğini sevmesem kendime benzetemesem sanatıyla ilgi ve alaka kuramasam bile o kırık dökük yüz beni hüzünlendirdi. Manzarayı seyrederken ağladığımı hatırlattı. Ruhumu yonttu ve içinden herkesin bir eli yağda bir eli balda bildiği zavallı çaresiz kadını çıkardı.


Deli adam. Böyle yaparak keten peçete takımını bozdu. Haleti ruhiyemin guguklunun sarkacı gibi salındığının farkındayım. En fenası bu.


Mehmet görünce, sakla bunu, dedi. Yenge demiyor artık. Senin söyleyişinle, “Eee tabii alafranga olmak lazım.”


İleride Ada’yı satın alırsınız bununla, diye kahkaha attı.

Ne kadar züppe ve küstah oluyor şu Galatasaraylılar.


Sen saklayamayacaksan bana ver ben saklarım dedi.


Sanat bu. Sanattan anlamanız icab eder diye de azarladı bizi.

Ben sanattan anlamıyor muyum Şirin ? İnsan sanattan nasıl bir gayretle anlar ? Yoksa hiçbir gayrete gerek yok mudur ?


Misafiri Splendid’e çıkarmamız yatak çarşafını ve yastık kılıflarınrı boyaması neticesinde oldu. “Ailenizin sanat koleksiyonu büyüdü desene,” dediğini duyar gibi oluyorum.


Kırık dökük manzara ve evi çizmiş. Bilhassa bizi. Manzaranın içine bizi gizli gizli seyreden bir gergedan bile kondurmuş. Ada’da gergedan ne gezer? Bir tanesine de kucağımda Şefik’le beni. Dadı başımızda Şefik’i uykuya götürmek için bekliyor. Kargacık burgacık ama anlaşılıyor ne çizdiği. Daha doğrusu bakar bakmaz bir his canlandı içimde. Ne hissettiysem o anda, o çocukça hilkat garibesi resimde vardı hepsi işte.


Ben değil Galip Bey pek bir kızdı bu işe. Belki de Mehmet’e kızmıştır. Para istemiş çünkü yine. Ailemizin sanat koleksiyonuna son eklenenler infiale neden oldu senin anlayacağın. Sana göstermek için hepsini sakladım. Güzel oldukları için değil, bana ve yaşantıma dair bir his barındırdıkları için onları atmayacağım. Duvara asacak halim de yok pekala.


Splendid’te de bir iskemle ve kırlent boyamış. Galip Bey’e ses etmeden gidip otelin zararını tazmin ettim ve boyadıklarını aldım. Onları da sakladım. Böyle tuhaf bir misafiri unutmak olmaz öyle değil mi ? Tuval, kağıt versek belki onları boyardı ama sizden tuval ve kağıt isteyen oldu mu diye sormuş Galip’e. Gülmekten öldüm. Bütün gece Galip Bey’den gizli kıkır kıkır ona had bildirmesine güldüm durdum.


Sen ne yapıyorsun ? Gördüklerinden çok görmediklerini mi çızıyorsun hala ? Çızgı ya çızgı. Hırçın Karadeniz’i resimlerine sığdıramıyorsun ama o avare talebeleri, başıboş tuvale dağılan eşyaları çizmeye devam öyle mi canım arkadaşım ? Bize görmediklerimizin gördüklerimizden çok daha güzel olduğunu anlatan resimlerini çiz arkadaşım. Ama bana gördüklerini ve yaşadıklarını anlatmayı unutma.


Misafiri bugün uğurladık. Mehmet, Yeşilköy’den teyyareye bindirecek.


Mehmet’in imzasını sizden esirgememiş dediği ismi evirdim çevirdim okudum elbette. Şimdi kalkıp bakmaya yazdığı gibi harfiyen buraya yazmaya üşendim cancağızım. Güya lisan bilen kızım değil mi ? Evlilik hayatı kafamı tarumar etti.


Gelince görürsün.


Laf kuş oldu havalandı. İnşallah canını sıkacak kadar uzamadı. Neyse cancağızım.


Mektubuma burada son verirken, hasretle kucaklar, sıhhatli güzel günler dilerim.


Kemal’e selam.



Zeynep İşigüzel

6 Temmuz 1955


İstanbul, Büyükada


All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon