Olimpos’un sırları II

Taner Ceylan’ın, yakından takip ettiği sanatçıların üretim süreçlerini, sanatın temel kavramlarıyla buluşturduğu Olimpos Sergileri’nin ikincisi “peyzaj” teması odağında Karaköy’deki eski Zülfaris Sinagogu’nda gerçekleşti. Sergiyle ilgili merak ettiklerimizi Ceylan’a ve çalışmalarıyla sergide yer alan sanatçılar Aysun Şentürk, Ayşe Tuğ, Özlem Yılmaz, Akın Güreş, Elif Çatlıoğlu, Kadir Selçuk Yaşa, İsmail Yılmaz, Gurur Birsin, Ayşenur Şentürk, Pelin Hazal Aktaş, Yağız Gülseven ve Can Ünlü’ye sorduk


Röportaj: İlker Cihan Biner



Olimpos Sergileri II: Peyzaj, Zülfaris Karaköy, Fotoğraf: Reha Arcan



Küratörlüğünü Taner Ceylan'ın yaptığı Olimpos Sergileri’nin ikinci serisi Zülfaris Karaköy'deydi. İlk seri “portre” temasını işlerken ikinci dizi “peyzaj” konusu etrafında toplandı. Elbette Olimpos Sergileri hız kesmeden devam edecek. Bu serginin ilk serisinin eleştirisini kaleme almıştım. Her eseri tek tek ele almaya gayret ettiğimi hatırlıyorum.* Fakat "peyzaj" temalı seride sözü hem serginin küratörü Taner Ceylan'a hem de sanatçılara bırakmak istedim. Çünkü serginin oluşum aşamaları, eser seçimleri ya da sanatçıların sergiyle ve Zülfaris Karaköy’le kurduğu ilişki, serginin kendisi kadar ilham verici. Bakalım bu kez hangi yollar Olimpos'a çıkmış?



Olimpos Sergileri II: Peyzaj, Zülfaris Karaköy, Fotoğraf: Reha Arcan



Olimpos Sergileri II: Peyzaj Zülfaris Karaköy’de gerçekleşiyor. Neden bu mekânı seçtiniz? Seçiminizin bir hikâyesi var mı?


Taner Ceylan: Olimpos Sergileri’nin mekân seçimi geçen sefer olduğu gibi yine sergiye destek olan koleksiyonerlerin önerisiyle gerçekleşti. Buradaki asıl kriter bağımsız olması ve mümkün oldukça belli bir sergi belleğine sahip olmaması idi. Tabii ilk serginin bir İstanbul konağında olması, serginin genel gidişatı açısından ciddi bir yön verdi. İkinci mekânı da yine steril olmayan, galeri mekânıyla büyük bir kontrast içinde olan İstanbul ruhunu taşıyan bir mekân oldu. Özetle; 1670’e uzanan bir geçmişe dayanan Zülfaris Sinagogu, bugünün Zülfaris Karaköy’ü şehrin en eski yapılardan biri. Bahsettiğim gibi seçimin özel bir hikâyesi yok. Bir koleksiyonerimin özel önerisi üzerine mekâna gittim; gördüm. Ve tabii ki bayıldık ve daha iyi bir yer olamazdı diye düşündüm.



Olimpos Sergileri’nin bu serisinde neden “peyzaj” temasını tercih ettiniz?


Taner Ceylan: Projeye başlarken kafaları çok karıştırmadan belli bir yalınlık içerisinde derinleşmek çok önemliydi. Bu nedenle sanat tarihinin temel kavramları üzerinden gitmeye karar verdim. Portre, peyzaj, enteriyör, natürmort, figür… Her biri arasında bir yıl olması hedefleniyordu ama pandemi, koşulların değişkenliği vs. ile hedeflediğimiz şeyi gerçekleştirmek beş altı yıl alır. Tabi bu temel kavramları körük gibi açıp kendi bağlamlarını genişleterek yeni ufuklara yol almak amacımız.



Estetik üretimlerini takip ettiğiniz ve bu sergide yer alan sanatçılarda duygu olarak sizi etkileyen şeyleri bizlere anlatabilir misiniz?


Taner Ceylan: Birinci sergiyi gerçekleştirirken pek fark etmemiştim ama bu sergiyi oluştururken zamanın ruhunu çok keskin şekilde hissettim. Sergideki sanatçılarla takriben iki yıldır çalışıyoruz. Önüne geçemediğim, pek de engel olamadığım ortak duygu “karanlık” oluşuydu. Umutsuz değil ama coşkulu bir umut da yok, bu da son derece hassas ve kırılgan dünyalar demek. Her biri kendi içinde çok farklı ütopyalar ve distopyalar yarattılar. Çok belirgin şekilde zamanın ruhunu hissettirdiler. Bu noktada bu serginin bir müddet sonra geriye bakıldığı zaman çok değerli bir noktada durduğuna duracağına inanıyorum. Çünkü bugüne katıksız bir ayna tuttular.



Olimpos Sergileri II: Peyzaj sergisinde eserlerinizin eski bir sinagog olan Zülfaris Karaköy’de sergilenmesi sizin için nasıl bir duygu? Ya da mekân ile eserleriniz arasında kurduğunuz ilişkiden bahseder misiniz?


Aysun Şentürk: Zülfaris Karaköy çok büyük bir sürprizdi. Daha sonra işlerimin salonun ortasında küçük bir ibadethane gibi kutsallaştırılmış bir alan tasarımıyla sergilenmesi daha da büyük sürpriz oldu. Ve Zülfaris Sinagogu’nun açıldığı gün, yürüdüğüm odaların çok fazla anı biriktirmiş, yoğun enerjilerle dolu olduğunu hissedebiliyordum. Zaman faktörünü aradan çıkarırsak bu kutsal alanda yalnız değildik, geçmişi, o anda o mekânda soluduğumu hissettim bu heyecan verici bir deneyimdi…



Aysun Şentürk, Denge, 2020



Ayşe Tuğ: Eski bir sinagog olan Zülfaris Karaköy’de sergilenmesi, İstanbul’un tarihi dokularıyla bütünleşmesidir. Özellikle Topkapı Sarayı I ve II bu konuyla direkt bağlantılı olup, Beylerbeyi İskelesi adlı çalışmam ise semt bazında ele alınmıştır. Galata Köprüsü ise bu tarihi dokulardan oluşan gündelik yaşamın bir kesitidir.


Özlem Yılmaz: Zülfaris Karaköy sanki gizlenmiş gibi. Karaköy’de, o sokakta, öyle bir yapı olduğunu bilmeyen çok kişiyizdir eminim. Şimdilerde türlü ticarethanenin olduğu o kısa ara sokakta ilerleyip bir çıkmaza çarpıyorsunuz (esasında o da başka bir kapı). Sonra sağınızda küçük, ışıl ışıl, detaylarına dalıp gittiğiniz bir yapı beliriyor. Gerçekten İstanbul’un sihirli anlarından yalnızca birini yaşıyorsunuz. Çok etkileyici.



Özlem Yılmaz, İsimsiz, 2019, Fine art baskı



Akın Güreş: Zülfaris Karaköy’ü ilk defa eserlerim sergilenirken görme şansım oldu. Daha önce pek çok kere etrafındaki caddelerden geçip gittiğim, ara bir sokakta bitişiğindeki binalar tarafından sarmalanmış bu yapıyı, İstanbul’daki kuytu köşelerde unutulmuş diğer yapılar gibi, görme şansım hiç olmamıştı. Belkide bir tesadüf ama, bu unutulmaya yüz tutmuş, eskiyen, yıllar geçtikçe kendisinden parçalar koparan eser, tam da benim sanatımın konusuydu. Uzun yıllardır insanın elini eteğini çektiği; zamana ve doğanın hükmüne bıraktığı yerleri resmediyorum. Bu manzaralarda ve mekânlarda yeni bir güzellik var. Sessizliğin, durağanlığın, zamanın, insanın ve doğanın güzelliği. Bu yüzden uzun yıllardır ayakta duran, tarihinin izlerini dökülen duvarlarında bize sunan Zülfaris Sinagogu ile eselerim arasında kendiliğinden bir bağ oluştu diyebilirim.


Elif Çatlıoğlu: Sergi hazırlık süreci başladığında Taner Ceylan’la birlikte iletişim ve gelişim sürecinin benim için oldukça heyecanlı olduğunu söyleyebilirim. Çünkü bu süreç başka hiçbir yerde henüz deneyimlenmemiş bir tat veriyordu ve bütününde harika bir çalışma olacağını hissediyordum; ama mekânı çalışmalarımızla birlikte gördüğümde sunumuyla birlikte yarattığı anlam çok daha derin oldu. Çalışmalarımda anlattığım içsel yolculuğu, mekânın daha da kuvvetlendirdiğine inanıyorum. Çalışmalarımın içerisinde yansıttığım duyguların bu denli mekânla bütünleşmesi ve duyguların mekân içerisinde büyümesi muazzam bir deneyim oldu.



Elif Çatlioğlu, Hayalperestin Uyanışı, 2020, Tuval üzerine yağlı boya



Kadir Selçuk Yaşa: Olimpos Sergileri’nin “peyzaj” temalı ayağının Zülfaris Karaköy’de yapılması, izleyicilere alışılmışın dışında bir sergi izleme olanağı sunuyor. Uzun yıllardır süregelen fonksiyonuna ara veren bu özel mekân, sanatçıların zamanın ruhundan izler taşıyan eserlerinin etkisini pekiştiren bir atmosfere sahip. Mekânın koşulları gözetilerek kurgulanan sergi tasarımı sonucunda ortaya çıkan sergileme çözümlemeleri, serginin bütünlüğüne ve birlikteliğine değer katan bir başka unsur.


İsmail Yılmaz: Zülfaris Karaköy, bizi beyaz duvarlardan kurtararak mekân-eser ilişkisine bambaşka bir boyut kazandırdı. Mekân, tıpkı doğa gibi, yüzyıllardır kalabalığın ortasında, kendi sessizliğinde var olmuş; kendi dengesini bulmuş. Zülfaris adeta nefes alıyor ve biz bunu hissediyoruz.


Gurur Birsin: Zülfaris Karaköy, tarihsel belleği ve mimarisindeki uhrevi havayla izleyicide dinginlik uyandıran bir mekân. İstanbul'un belki de en işlek caddelerinden birinde konuşlanmış olmasına rağmen, şehrin bütün hengamesinden fersahlarca uzak gibi. Cemaat eksikliği nedeniyle işlevini yitiren bu ibadethanenin Olimpos Sergileri vasıtasıyla yeni bir cemaatle, sanatseverlerle buluştuğuna tanık olmak oldukça keyifli.


Ayşenur Şentürk: Atmosfer bir harika, tavan yıldızlarla dolu, vitraylar parlıyor… Burada resim sergilemek, gerçekleşen güzel bir hayal. Bu duvarların dışında çok daha gri, kaotik bir dünya var. Zülfaris'in içi ise farklı bir ruh barındırıyor. Atölye ise bambaşka bir alan, ve buradan çıkan resimlerin, Zülfaris gibi bir yerin dokusuyla, ruhuyla birleştiğini görmek çok keyifli. Aslında çalışmaların bu mekânın, neresinde, ne biçimde sergileneceği, Olimpos Sergileri II’de yer alan her bir sanatçı için merak konusuydu. Çünkü açılış gününe kadar kimse bundan haberdar olmayacaktı. İçeri Doğru adlı resmin, karanlık bir odada, bir delikten izleniyor olması benim için tam bir sürprizdi. Bu durum resmi farklı bir boyuta ve heyecana taşıdı. Zihin Köşesi ise siyah bir panelde, mekânla daha bütün bir vaziyette, atölyede görmeye alıştığım durumundan daha özgür görünüyor. Harika sergileme için Taner Bey ve Fields Studio’ya buradan tekrar tekrar teşekkürler.



Ayşenur Şentürk, İçeri Doğru, 2020, Tuval üzerine yağlı boya



Pelin Hazal Aktaş: Sergiyi gezdiğimde Zülfaris Karaköy binasına hayran kaldım. Çünkü beni kokusuyla, büyülü atmosferinde geçmişe götürdü. Sergiye katılan arkadaşlarımın eserlerini de çok beğendim. Hepsi beni ayrı ayrı dünyalara götürdü.

Yağız Gülseven: Diğer sergi deneyimlerimden çok farklıydı. Beyaz küpün dışında iş sergilemek çok farklı bir his. Bir zamanlar ibadethane olarak kullanılmış bu yapı, işi, yeniden, daha ruhani bir gözle görmemi sağladı.



Yağız Gülseven, Sağanak Yağış (detay), Kağıt üzerine kara kalem, Yerleştirme



Üritimlerinizde "peyzaj" temasıyla kurduğunuz ilişkiyi bizlere kısa da olsa aktarabilir misiniz?


Ayşe Tuğ: Resimlerimde canlı varlıkları çoğunlukla kullanmasam da, kenarına bir süpürge yaslanmış bir çöp kovasını, bir kenara bırakılmış, atılmış bozuk kırık bir tabureyi ya da koltuğun kenarına bırakılmış bir şalı, şemsiyeyi resmederken, onları kullanan kişileri, kendi hikâyemin içine, kullandıkları eşyalarda kalmış izleri üzerinden yerleştirmiş gibi hissediyorum. Öncesinde orada olan ve belki yine orada bulunacak olan insanların, durumların, hikâyelerin perde arasındaki sahnesi oluyor tuvalim.



Ayşe Tuğ, Galata Köprüsü, 2020, Tuval üzerine akrilik boya



Özlem Yılmaz: Çok şaşırdığım bir şey de doğanın kendisidir. Bazen bir şehir boşluğunda veya bir otoyolda beliriverir ve boşluktaki manzaralarıyla sizi mıknatıs gibi kendine çeker. Ben de işlerimi işte böyle anlarda üretiyorum. İşlerimin Zülfaris Karaköy’de sergilenmesi işte bende o anlardaki heyecanın aynısını yaratıyor. O kadar ki sadece kendimin değil, diğer işlerin de mekânla kurduğu ilişkiye sergi bitmeden gidip tekrar bakmak istiyorum. Yeniden heyecanlanmak için...


Akın Güreş: Üretimlerimlerimde oluşturduğum eserler “peyzaj” temasıyla doğrudan ilişkili. Ardına düştüğüm şey, sanat tarihinde bin yıldan fazladır pek çok yorumu yapılan peyzajı varlığımda deneyimleme, onları yeniden yorumlamaya koyulma ve kendime yeni bir bilinç yaratma çabasıdır.



Akın Güreş, Göksel Zaman, 2020, Tuval üzerine akrilik boya



Aysun Şentürk: Zülfaris Karaköy’deki sergi tasarımından, mekânın detaylarından habersiz üretme sürecimde hep “kalp boşluğu, kalp boşluğunun kutsal alanından yaratmak” kavramları üzerinde duruyordum, bu yaratım alanını keşfediyordum ve ilk adımımı atmıştım. Bu kadife-siyah yaratım alanı olan boşluktan doğacak olanın, tezahûr edecek olanın ilk titreşimsel dalgalarıyla bu armoninin içindeydim, benim peyzajım bu görüntülerden oluşuyordu...


Elif Çatlıoğlu: Olimpos Sergileri II: Peyzaj için resimlerimi oluşturma sürecinde zamanda sabitlenmiş insanların iç dünyalarının peyzajını yansıtmaya çalıştım. Resimlerimde her zaman psikanaliz kavramını arayış ve yaratma sürecinde oldum. Bu konu benim için ruhun peyzajı, içimdeki parçanın ait olduğu yer demekti. Bu konuyla birlikte daha derin bir anlatıma ulaşabildiğim bir yolculuk oldu benim için.


Kadir Selçuk Yaşa: 19. yüzyıl'da Romantiklerin insanın doğaya müdahalesinin süreçlerini sorgulayan tavırlarında hareketle endüstri mirasının tabiata bıraktığı izleri araştırarak peyzaj resmi türünde çalışmalarıma devam etmekteyim.



Kadir Selçuk Yaşa, Cliff Burton, 2020, Kağıt üzerine kurşun kalem



İsmail Yılmaz: Doğanın sonsuz döngüsü içinde kendi yerimi arıyorum. Doğa benim için bir sığınak. Var olduğum yer. Doğanın bir parçası olduğumu hissettiğimden beri üzerimdeki fazla yüklerden kurtulmaya çalışıyorum. Bir ağaç gibi kendi sıradanlığımda yaşabiliyorum.


Gurur Birsin: Bana göre peyzaj, sıradan bir doğa tasviri olmaktan ziyade, bir his ve semboller havuzu oluşturmak için eşsiz esneklikte alanlar sunan bir tür. Uzun yıllardır bu türde işler üretiyorum. Bu sergideki çalışmalarımda karşımıza çıkan harabe ve metruk yapı motifleri, çağımızın kuşaklar üzerinde yarattığı ortak kaygı, tükenmişlik ve umutsuzluk hislerine doğrudan atıfta bulunan romantik göstergeler olarak okunabilir. Doğanın verilerini, hayatın geçiciliğini ve ölümü anımsatmak adına, derin bir yalnızlık, sessizlik ve tefekkür hissi yaratarak yorumluyorum. Bu bağlamda, bir ibadethanede sergilenmiş olmalarıyla, çalışmalarımın ilk kez gerçek anlamlarına ulaştığını söyleyebilirim.



Gurur Birsin, Kayıp, 2020, Pres tuval üzerine yağlıboya



Ayşenur Şentürk: Peyzaj çalışmayı ben bir kaçış ve özgürlük alanı olarak görüyorum. Sanki insan eli değmemiş, duvarların olmadığı, kendi gerçekliğinize bakmak için fırsat bulduğunuz, size ait bir alan. Genelde mekânları güdüsel bir şekilde kurguluyorum ve renklendiriyorum. Ben buna “dökülmek” diyorum. Bir çeşit yolculuk diyebiliriz.


Yağız Gülseven: Klasik anlamda bir peyzaj oluşturduğumu düşünmüyorum. Peyzaj-mış gibi davranan bir yerleştirme demek daha doğru olur belki de. Fırtına, deprem gibi yıkıcı bir doğa olayının, kanlı bir savaş sahnesinin içinde bulunma hissini kendi dilimle taklit etmeye çalıştım. İzleyiciye, bu manzaraya bakmaktan başka bir çare sunmamak, manzaranın içinde gezinme arzusu peyzajla dolaylı yoldan bir ilişki kuruyor diyebilirim.


Pelin Hazal Aktaş: Taner Bey, Olimpos Sergileri II’nin konusunun “peyzaj” olduğunu söylediğinde sade, yalnız kirlenmemiş doğa ve insan ile doğayı resmetmek istedim. Her zaman klasik resimleri çok sevdim. Kolaj çalışmalarımda geçmiş ve bugünü, zaman zaman içinde kendi hikâyelerimi de bulduğum parçalardan bir bütüne ulaştım.



Pelin Hazal Aktas, Adam, 2020, Tuval üzerine yağlıboya



Can Ünlü: Çalışmam zaten bir ilişki kurma çalışması. Endre Tot'un yıllar önceki çizim ve cümleleri ile benim bugüne ve buraya ait fotoğraflarımın, bir konstrüksiyon tasarım içinde yine başka bir yüzyıla ait eski bir sinagog olan Zülfaris Karaköy içinde duruyor olması zamanda bir yolculuk gibi.



Can Ünlu, Arası, 2020, Fine art baskı




*İlker Cihan Biner’in serginin ilk serisine dair kaleme aldığı Olimpos’un Sırları başlıklı yazısına bu link üzerinden ulaşabilirsiniz.