Bedenlerde, mekânlarda ve imgelerde kayıp
- Unlimited

- 2 gün önce
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 1 gün önce
Eşref Yıldırım’ın Zilberman İstanbul’daki yeni kişisel sergisi O gün çok yağmur yağdı, kaybın bedenlerde, mekânlarda ve imgelerde bıraktığı izlerden hareketle yas, hatırlama ve birlikte var olma hâllerine odaklanıyor. Sergi, 18 Temmuz 2026’ya dek devam ediyor

Eşref Yıldırım, O gün çok yağmur yağdı, Sergiden görünüm, Zilberman İstanbul, 2026. Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz
Zilberman İstanbul, Eşref Yıldırım’ın O gün çok yağmur yağdı başlıklı kişisel sergisine 18 Temmuz 2026 tarihine dek ev sahipliği yapıyor. Sanatçının geçtiğimiz yıl kaybettiği köpeği Yağmur’un ardından şekillenmeye başlayan sergi, üretim sürecinde ailesinden bir kayıp daha yaşamasıyla birlikte yas etrafında kurulan bir alana dönüşüyor.
Kayıp kavramını bireysel bir deneyimin ötesinde ele almayı amaçlayan sergi, onun bedenlerde, mekânlarda ve imgelerde bıraktığı izlere odaklanıyor. Gündelik yaşamda ortaya çıkan boşluklar, tekrarlar ve kırılmalar etrafında şekillenen O gün çok yağmur yağdı, hatırlama eylemini birlikte var olabilmenin ve kaybın çevresinde yeni bağlar kurabilmenin imkânlarıyla birlikte düşünüyor.
Eşref Yıldırım, O gün çok yağmur yağdı, Sergiden görünüm, Zilberman İstanbul, 2026. Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz
Medya temsilleri, güç ilişkileri ve toplumsal tabular üzerine çalışan Eşref Yıldırım, üretimlerinde toplumsal hiyerarşilerin, cinsiyet rollerinin ve kökensel önyargıların şekillendirdiği yaşam deneyimlerini araştırıyor. Kişisel deneyimlerle ortak anlatıları bir araya getiren sanatçı; yeniden kullanılan nesneler, görsel anlatılar ve performanslar aracılığıyla hafıza, kimlik ve tarihin katmanları arasında ilişkiler kuruyor. İstanbul’da yaşayan ve çalışan sanatçı, lisans ve yüksek lisans eğitimini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü’nde tamamladı. Son dönem kişisel sergileri arasında Günler, Dizeler, Düğümler (Çankaya Belediyesi, Ankara, 2025), Toz ve Küf (Zilberman Berlin, 2023), Geceden Arta Kalanlar (Bilsart, İstanbul, 2022) ve Yenilgi Güncesi (Zilberman İstanbul, 2018) yer alıyor.
Eşref Yıldırım, O gün çok yağmur yağdı, Sergiden görünüm, Zilberman İstanbul, 2026. Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz
O gün çok yağmur yağdı, yasın mahrem yapısını toplumsal görünürlük üzerinden ele alıyor. Sergide ölüm; kültürel olarak inşa edilen, temsil edilen ve bastırılan bir olgu olarak karşımıza çıkıyor. Kaybın toplumsal olarak hangi biçimlerde görünür olabildiği, hangi durumlarda sessizleşmeye zorlandığı ve imgelerin bu deneyimlerle kurduğumuz ilişkiyi nasıl şekillendirdiği serginin temel meseleleri arasında yer alıyor. Bu çerçevede sergi, yasın bireysel olduğu kadar kolektif dayanışma biçimleriyle de ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.
Yıldırım’ın son dönem üretimlerinde öne çıkan su, sergide hafızanın hem fiziksel hem de simgesel taşıyıcısı olarak yer alıyor. Sanatçının Marina Abramović Institute ile Museum Schloss Moyland iş birliğinde gerçekleştirdiği Kamuflaj (2025) performansı, Joseph Beuys’un performatif mirasıyla ilişki kurarak bedenin görünürlük ve silinme arasındaki sınırlarını araştırıyor. Moyland’ın bahçesinde gerçekleştirilen Yağmuru Düğümlemek (2025), suyun tutulamazlığı ile kaybın kavranamazlığı arasında bir ilişki kurarken; Gümüşlük Müzik Festivali kapsamında gerçekleştirilen Çözünme (2025) performansı dağılma, çözülme ve dönüşüm süreçlerine odaklanıyor.
Eşref Yıldırım, O gün çok yağmur yağdı, Sergiden görünüm, Zilberman İstanbul, 2026. Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz
Son yıllarda performansı üretiminin önemli bir parçası hâline getiren sanatçı, bedenin toplulukların ortak ritüelleri, kolektif hafızaları ve dayanışma biçimleriyle kurduğu ilişkiyi araştırıyor. Bu performanslarda su, sürekli biçim değiştiren ve sabitlenemeyen bir unsur olarak bedene eşlik ediyor. Sergide yer alan performans kayıtları da bu araştırmanın bir uzantısı olarak izleyiciyle buluşuyor. Yağmur, sergi boyunca kişisel bir anının ötesine geçerek bedenlerde, nesnelerde ve imgelerde dolaşan bir kavram hâline gelirken; O gün çok yağmur yağdı, kaybın doğrudan temsil edilemeyen yapısına, gündelik yaşamın içine yerleşen izlerine ve yasın hafızadaki sürekliliğine odaklanıyor.

















Yorumlar