Bilge Koleksiyonu Moskova'da

13.03.2017

Moskova’nın önemli müzelerinden biri olan The State Museum of Oriental Art, 6 Mart-2 Nisan tarihleri arasında Türkiye’nin en kapsamlı aile koleksiyonlarından biri olan Bilge Koleksiyonu’ndan derlenmiş özel bir seçkiye ev sahipliği yapıyor.

 

Furuzan Şimşek, Muhsin Bilge Portresi

 

Gerçek bir sanat tutkunu olan Muhsin Bilge (1944-2014) noterlik yaparken bir yandan da koleksiyonerlikle ilgilenen ve oluşturduğu hazineyi çocukları Ali ve Aslı Bilge’ye bırakan sıra dışı bir isimdi. Noterlik ofisinin ‘Türkiye’de en çok ziyaret edilen sanat galerisi’ olduğunu söyleyen Muhsin Bilge’nin bu ofisi şimdilerde önce kendisinin, ardından da çocuklarının biriktirdiği eserlerin bir arada tutulduğu dev bir arşiv-depo olarak kullanılmakta. Aslı ve Ali Bilge ile hem Bilge Koleksiyonu’ndan hem de Moskova’daki The State Museum of Oriental Art’ta açılan koleksiyon sergisinden konuşmak için 4.Levent’deki depoda bir araya geldik. Resim, heykel, desen, sanatçı defterleri, Muhsin Bilge’ye yazılmış notlar, mektuplar ayrıca sanat kitapları ve kataloglardan oluşan dev bir kitaplığın doldurduğu bu küçücük mekanda keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

 

İlk olarak Bilge Koleksiyonu’nun oluşum sürecinden bahsedebilir misiniz?

 

Ali Bilge: Babam Ankara’da hukuk fakültesinde okurken sürekli Ankara Kaleiçi’ndeki antikacılara gidip geliyor ve ilk o dönem antika eserlere ilgi duymaya başlıyor. Tabii o sıralar daha çok Selçuklu, Osmanlı bakır sanatı örneklerine, Roma ve Osmanlı taş eserlerine ilgi duyuyor. Annemle de hukuk fakültesinde tanışıp evleniyorlar. Noterlik mesleğini seçmesinin nedeni de yine eski eserlere duyduğu ilgiyle alakalı. Hukuk okurken Halikarnas Balıkçısı’ndan çok etkileniyor ve Bodrum’da bir noterlik açılacağını duyuyor. Noterlik sınavlarına giriyor ama Bodrum yerine İznik oluyor. Ardından Bafra, derken 1982 gibi İstanbul’a geliyoruz. Babamın antika merakı İstanbul’da da devam etti. 1990’lara geldiğimizde ise bir antikacıda Şükriye Dikmen’in bir işini görüp onu almasıyla resme ve plastik sanatlara yönelmeye başladı. Vefatına kadar da büyük bir tutkuyla topladı. Hem eski dönem sanatçılardan hem de genç sanatçılardan işleri, onların çeşitli dönemlerini yansıtacak şekilde bir araya getirdi. Onların hayatlarını ve kişiliklerini, sanatsal maceralarını, denemelerini görebileceğiniz sürprizli işlerdi bunlar. Örneğin daha çok pop çalışan bir sanatçının ilk dönemlerde yaptığı manzara ve natürmortları da koleksiyonuna dahil etti. 

 

Bilge Koleksiyonu’nun ayırt edici özelliklerini nasıl tanımlarsınız?

 

Aslı Bilge: Muhakkak her koleksiyonun kendine has bir özelliği vardır. Bizim koleksiyonun özelliği, sanatçıları çok derinlemesine incelemesi. Neredeyse hiç bir sanatçının tek bir işi yoktur bizde. Bir sanatçının bir işi alınmışsa mutlaka onun diğer işleri de alınır. Babam koleksiyondaki bir sanatçının işlerini akademideki bitirme çalışmasına kadar arardı. Biz de aslında bunu devam ettirmeye çalışıyoruz. Sadece bir işi beğenip almak değil de bir sanatçıyı tanımaya, onun farklı dönem işlerini toplayıp sanatsal dönüşümünü ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. 

 

Fahrelnissa Zeid, Yeni Camii Önü

 

Koleksiyonda ağırlıklı olarak yer alan sanatçılar var mı? Özellikle hangi kuşak sanatçılar koleksiyonunuzda yer alıyor? 

 

Ali Bilge: Koleksiyonun ana damarını oluşturan 30 civarında sanatçı var diyebiliriz. Az önce belirttiğimiz karakter çerçevesinde 30 sanatçının bütün dönemlerine dair işler…

 

Aslı Bilge: Fahrelnissa Zeid, Nejad Devrim, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, Sabri Berkel,  Zeki Faik İzer, Celal Tutant gibi babamın kendi jenerasyonundan ve de ondan daha önceki jenerasyondan sanatçılar yoğun olarak var. Günümüze doğru geldikçe İbrahim Örs, Komet, Mehmet Güleryüz, Ergin İnan, daha genç kuşak olarak Erim Bayrı, Mustafa Özel, Beyza Boynudelik gibi birçok isim var. Aslında koleksiyona göz gezdirdiğiniz zaman Türkiye sanatına da şöyle bir bakmış gibi oluyorsunuz. Bizler de şimdi daha genç sanatçıları araştırıyor, onların işlerini toplamaya çalışıyoruz.

 

Peki, güncel sanatla da ilgileniyor musunuz? Koleksiyonunuzda güncel sanattan işler var mı?

 

Aslı Bilge: Aslında o tarafa doğru da yöneliyoruz yavaş yavaş. Özellikle Ali videoya çok meraklı.

 

Ali Bilge: Ben konsept sanat konusunda çok bilgili değilim ama öğrenmeye çalışıyorum. İlgimi çekiyor ve çok da iyi sanatçılarımız var. Mesela Ahmet Öğüt’le geçtiğimiz yaz beraber bir çalışma yaptık. Ahmet, SAHA vasıtasıyla bize geldi ve projesini anlattı, bizim de çok hoşumuza gitti. Alt Sanat Mekanı’nda sergilenen “Bakunin’in Barikatı” adlı yerleştirmesini bizim koleksiyondan işlerle yaptı. Keyifli bir çalışmaydı. Ama Aslı’nın dediği gibi ben daha çok fotoğraf ve video alanlarına ilgiliyim. Bir yandan da klasik figüratif çalışmaları topluyorum. 

 

Aslı Bilge: Pentür ölmedi bize göre, resim-heykel toplamayı da seviyoruz.

 

Ali Bilge: Aksine özellikle 2000’lerin başında oluşan konsept sanat fırtınası yurtdışında dinmeye başladı ve sanki pentüre bir geri dönüş var gibi geliyor bana.

 

Haluk Akakçe, Michael Jackson, Çap: 100 cm

 

Babanızın biriktirdiği, var ettiği bir koleksiyonu devraldınız. Çocukluğunuzda sanatla bu kadar iç içe olmak sizi nasıl etkiledi? Koleksiyonu babanızdan sonra yürütmek sizin için bir görev ya da zorunluluk muydu? 

 

Aslı Bilge: İlk dönemlerde biz biraz direnç gösterdik aslında. Çünkü babam bir şeyi kafaya taktığı zaman onu çok yoğun bir şekilde yaşardı. Evde, iş yerinde, her yere eserler yığılmıştı. Bu eserler odalarımıza, oturduğumuz salona kadar yığılınca ve yaşam alanımız kısıtlanınca kızmaya başlamıştık. Bir yandan da neden ailemizin parası bu kadar çok sanata yatırılıyor diyorduk. Ama sonra beraber zaman geçirmeye başlayınca biz de o ritme uyduk. Özellikle de babamın son 10 senesinde ona destek olmaya başladık. Yurtiçi ve yurtdışı fuarlarına beraber gittik.

 

Ali Bilge: Aslında biz büyüdükçe veya onunla ilişkimiz baba-çocuk değil de, daha çok sanatseverlik üzerinden bir ilişkiye dönüşünce ortak zevklere sahip oluğumuzun da farkına vardık. Galeri gezerken veya bir iş alınacağı zaman birbirimize sormaya başladık. Tamamen sanat üzerinden dostluğa ve arkadaşlığa dönüşmüştü ilişkimiz ve sonra bir anda babamı kaybettik. Ama o vefat etmeden önce koleksiyonla ilgili olarak nasıl yol alacağımıza dair hiç bir şey söylemedi bize. Belki bize bir yük ya da bir zorunluluk olsun istemedi. Biz de Aslı’yla birbirimizi özgür bıraktık. İkimiz de koleksiyon için farklı çalışmalar yapmaya başladık ve koleksiyon bir şekilde yolunu buldu. Çocuklarına kızıp bütün koleksiyonunu bir anda elden çıkartan koleksiyonerler var örneğin. Bizim koleksiyonsa babamın karakteriyle birleşik bir hal aldı. Dönemsel değildi ya da inanılmaz bir maddi imkanın sonucu oluşmuş da değildi. Babamın eline geçen paranın bir kısmını ayırıp yavaş yavaş oluşturduğu bir koleksiyondu. Aslında sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada anlatılması gereken bir hikaye bu. Benim de özellikle yurtdışında yapmaya çalıştığım sergiler bu amacı taşıyor.

 

Bedri Rahmi Eyüboğlu, Bird The Common Swift

 

Tam da bu noktada Moskova’da açılan sergiden bahsedebilir misiniz? Sergi fikri nasıl oluştu? Sergideki sanatçılar ve işleri neye göre seçildi?

 

Ali Bilge: İş için Londra’da bir konferanstayken Moskova’da çalışmalar yapan bir danışmanla tanıştım ve böylesi bir sergi fikrinden bahsettim. İki seneye yakın süre bunun üzerine görüştük ve altı ay önce Moskova’ya gittik. Düşüncelerimizi aktarınca çok ilgilendiler ve bunun çok ilgi göreceğini söylediler. Tabii bu arada bu iki sene içerisinde Türkiye-Rusya ilişkileri tarihinin en çalkantılı dönemlerinden birini geçirdi ama biz vazgeçmedik ve The State Museum of Oriental Art da bu konuda çok kararlı davrandı. İlk kurgu aşamasında bunun sadece bir koleksiyon sergisi ya da sadece bizim beğenimiz üzerinden gelişen bir sergi olmasını doğru bulmadık. Rus izleyicilerini tanıyan bir küratörle çalışmanın çok önemli olduğunu düşünerek Irina Batkova ile çalışmaya başladık. Kendisi Bulgar bir küratör ama Türkiye’yi de, Rusya’yı da yakından tanıyor. Aksanat’ın Çağdaş Sanat Yarışması’nın jürisinde de yer almış. Öncelikle kendimizi biraz dışarıda tutarak ve Irina’nın babamın koleksiyonunun karakterini, sonra bizim devralmamızla koleksiyonun nereye, nasıl gittiğini kendisinin özümsemesini istedik. Ve sonuçta güzel senkronize olduk. Böylelikle sergi üç aşamalı bir şekilde düzenlendi. Birinci aşamada sanatçıların çeşitli dönemlerde yaptığı, babama ait portreler yer aldı. Bu onun sanatçılarla olan ilişkisini en iyi yansıtan bölüm oldu. Öte yandan 1950’den bugüne, koleksiyonumuz çerçevesinde bir konseptle Türkiye’deki modern ve çağdaş sanata bir ayna tutmak istedik. Aynı zamanda da Özdemir Altan ve İbrahim Örs gibi sanatçıların  hemen hemen aynı zamanda yaptığı işlerin birbirleriyle nasıl konuştuğunu anlatmak istedik. Serginin üçüncü aşamasında ise Aslı’nın ve benim yakın zamanda aldığımız işlerle koleksiyonun geleceğe nasıl taşındığını göstermek istedik. 28 sanatçının çalışmalarının yer aldığı sergide resim, desen, sanatçı defteri ve pullardan oluşan 65 iş var.

 

Türkiye sanat piyasasının şu an içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Aslı Bilge: Koleksiyonerlerin, sanatçıların, sanat yazarlarının, galerilerin içinde yer aldığı çok aktörlü bir piyasa bu ve aynı zamanda da çok değişken. Bazen bunların hepsi çok farklı tellerden çalabiliyorlar. Yurtdışında galerilere baktığımız zaman bir galerinin 10 yıl boyunca sadece beş isimle çalıştığını ve onları  desteklediğini görüyoruz Türkiye’ye baktığımızda ise bir sanatçı, bir gün bir galeride diğer gün başka galeride, ertesi gün ise galerisiz kalmış olabiliyor. Koleksiyonerlerin, sanatçıların ve galerilerin istikrarlı olması lazım. Türkiye’deki her şey gibi, ne yazık ki sanat piyasası da son derece çalkantılı, istikrarsız. Bir anda bir isim çıkıyor, müzayedelerde yüksek fiyata eserleri satılıyor ve piyasayı yükseltiyor ama bir sene sonra o sanatçı yok oluyor ve her şey yeniden düzenleniyor. 

 

Ali Bilge: Bence holdinglerin desteği çok önemli. Nasıl bir dönem devlet bankaları ya da devlet kurumları sanatı destekliyorsa bunu şimdi de özel şirketler, özel koleksiyonerler yapmalı. Bizim gibi koleksiyonerlerin asıl yapması gereken ise piyasaya kapılmak değil de, kendi tecrübemize ve bütçemize göre kendimize sınırlar çizmek, sevdiğimiz işleri bu sınırlar çerçevesinde almak. Eğer bunu yapmazsanız piyasaya kapılıp gidersiniz. Onun içerisinde kaybolma ve çok paralarda kaybetme olasılığınız var.

 

Aslı Bilge: Bir de piyasada normal, düzenli alıcıların daha fazla olması gerekir. Bizim gibi belli bir bütçesi olan insanlar genç sanatçılara yatırım yapabilirler. Seneler içinde böylece bir piyasa yaratmış olurlar. Ama bakıyoruz ki yaşıtlarımız bir iş satın almak ya da piyasaya girmek istediğinde örneğin gidip Bedri Baykam alıyorlar. Bedri Baykam zaten var olan bir isim. Çok yeni, çok iyi sanatçılar da var. Onları da desteklemek lazım. Örneğin ben kadın sanatçıları daha çok takip etmeye çalışıyorum. 

 

Ali Bilge: Bunun sosyal sorumluluk yönü de var. Yeni mezun ve kariyerinin başındaki sanatçıların işlerini alan bir çevre de olmalı, hiç değilse yeni mezun birkaç isim sanat kariyerine devam edebilsin diye. Onları cesaretlendirmek için de gerekli bu, çünkü sağlıklı bir piyasadan bahsetmek istiyorsak bu tarz sanatçıların bütün sanat kariyerleri boyunca işlerini satabilecekleri bir alt müşteri kitlesi de yaratması gerekiyor galerilerin. Eğer bütün galeriler Türkiye’de büyük koleksiyonerlere ya da kurumlara oynarsa çok küçük bir pastadan çok fazla galeri pay almaya çalışacaktır.

 

 

Aslı ve Ali Bilge 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Please reload

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon