Çalmak ya da çalmamak: Trumbauer Aile Koleksiyonu

20.12.2017

Özgür Demirci ve Suat Öğüt'ün Kasa Galeri’de 23 Aralık 2017'ye dek görülebilecek olan sergileri Trumbauer Aile Koleksiyonu, sanat hırsızlığı, sanat suçları ve mülkiyet kavramları üzerinden ilerleyen düşünsel akslarla oluşturulmuş. Her iki sanatçının da bireysel araştırma ve üretimlerinde uzun süredir haşır neşir oldukları bu konular, sergide sanat tarihinin başyapıtlarını çalarak kendi koleksiyonunu oluşturan Trumbauer Ailesi adlı fiktif bir aileyle temsil ediliyor. Demirci ve Öğüt, birlikte gerçekleştirdikleri bu ilk projeyi Özge Yılmaz'a anlattılar

 

Özgür Demirci & Suat Öğüt

 

Her ikiniz de bireysel pratiklerinizde farklı kavramlar üzerine çalışıyorsunuz. Birlikte bir proje gerçekleştirmeye nasıl karar verdiniz?

 

SÖ: 2015 yılında Amsterdam’daki adliye sarayı tarafından talep edilen mekana özgü heykel projesi, esasında bu araştırmanın zeminini oluşturdu. Proje kapsamında, 2012’de çalınan bronz döküm at heykelinin, ertesi sene parçalara bölünmüş şekilde dökümhanede bulunmasının ardından hırsızın yakalanması işlenmişti. Bu yaşanan olayı daha sonra anıtlaştırıp, adliye sarayının yanında iki yıl boyunca sergilemiştim. Bu proje son dönem takip ettiğim meselelerden biri olan, yok olan sanat yapıtları ve kamusal alandaki heykellerin metaya dönüşümü ile ilgili araştırmalarımın bir parçasıydı. Özgür’ün son dönem işleri ve devam etmekte olduğu doktora tezi kapsamında yaptığı araştırmalar ve yukarıda bahsettiğim fikirler sonradan Trumbauer Aile Koleksiyonu olarak şekillendi. 

 

ÖD: Doktora tezimde sanat suçları ve şiddet üzerine yaptığım araştırmalar, proje içinde temellendirdiğimiz konuları ele alıyor. Tez çalışmamdaki konuların paralelinde ilerleyen araştırma sürecinde Suat’la birlikte bu sergi fikri üzerine çalışmaya başladık. Daha öncesinde, Daire Galeri’de 1 kuruşlardan yapmış olduğum 2,64 isimli çalışmamda, piyasada pek bulunmayan 1 kuruşların içerdiği bakır ve çinkodan dolayı eritilerek farklı metalara dönüşme hikayesini anlatmıştım. Paranın kendi değerinden fazla olan maliyeti, bu dönüşümün esas nedenlerinden biriydi. 2,64 isimli çalışmam ve Suat’ın daha önce kamusal alandan çalınan bronz heykellerin sanatsal değerinden arıtılıp, eritilerek farklı metalara dönüşme süreçlerini işleyen çalışmaları arasında fazlasıyla kesişen yollarımız var.

 

Özgür Demirci & Suat Öğüt, Trumbauer Aile Koleksiyonu sergi görseli

 

Trumbauer Aile Koleksiyonu'nun ilk çıkış noktası sanat eseri mülkiyeti ve hırsızlığı meseleleri miydi? Yoksa fiktif bir hikaye kurmak istediniz ve içerik sonradan mı gelişti? Mekanın da özel bir durumu var tabii. 

 

ÖD: İçeriği, çalışmaya başladığımız andan itibaren oluşturmaya başladık. Farklı zaman dilimlerinde ve farklı kişiler tarafından gerçekleştirilen bu eylemleri bir araya getirme yöntemi olarak kurmaca bir aile yaratma fikri, bizi odaklanmak istediğimiz noktaya yöneltti. Serginin bütününü, gerçek hırsızlık hikayelerinden esinlenerek kurmaca bir aile üzerinden oluşturduk. Bu yapı da sanat tarihinde mülkiyet ve koleksiyonerlik meselelerine girerek şekillendi. Sanat eserlerinin çalınma sebepleri kişisel arzu, para ve milli duygular gibi üç farklı başlık altında toplanabilir.

 

Doğruluğu kesin olmasa  da, Vincenzo Peruggia’nın Mona Lisa’yı çalmasının asıl sebebi, İtalya’ya ait bir sanat eserini kendi topraklarına geri götürmek istemesi. Bu da, milli duygularla yapılan hırsızlıklar başlığı altında incelenebilir. Kriminoloji Profesörü Alison Young, yalnızca yasaların sanatı nasıl yönettiğini değil, sanatın yasaları nasıl yönettiğini de inceler. Yasal ve toplumsal olarak sanat nasıl düzenlenir; bazı sanat eserleri, izleyicilerini neden şiddete ve suça kışkırtır soruları temelinde bahsettiğim başlıklar altında toplanabilir; fakat sanat hırsızlıklarının çoğunluğu para ve kişisel arzular için yapılmıştır. 

 

SÖ: Thomas D. Bazley, Crimes of the Art World kitabında bu konuları detaylıca işliyor. Kitapta referans aldığımız bölümlerden biri Devam eden Sanat Hırsızları: Seçilmiş Olaylar, Kanada’daki 1972 Montreal Müzesi hırsızlığından, Palermo’daki 1969 San Lorenzo Kilisesi hırsızlığına, hatta 1983-1989’daki Arjantin’de polis memuru kılığına giren hırsızın hikayelerinden bir seçki oluşturmuş. Sanat tarihinin böylesine kapsamlı ama çok da görünür olmayan bu meselelerini işlememiz hem zaman hem de mekana uygulama açısından dertli bir süreçti. Dolayısıyla, bizim yaptığımız araştırmanın tamamını gösterebilecek bir modele geçmektense bunun temsiliyetini oluşturacak ön adımları atmak ve bu kurgunun izleyiciyle diyaloğa girmesini sağlamak daha önemliydi. 

 

Tabii sergi fikrinin bir bütüne ulaşmasında Kasa Galeri’nin tarihsel süreci ve fiziki konumu da belirleyici oldu. Vaktiyle Atina ve Alman Bankası olarak kullanılan binanın mevcut kasası Trumbauer Aile Koleksiyonu’nu sergilemek için çok doğru bir mekandı. Sergiyi fiziksel olarak bir “kasa” içinde yapmak, işlediğimiz konuları ve tarihsel süreçleri bütünleştirerek yarattığımız kurmaca yapı ile gerçekliği etkili bir biçimde kullanmamıza olanak verdi.

 

 

Özgür Demirci & Suat Öğüt, Trumbauer Aile Koleksiyonu sergi görseli

 

 

Sanat eseri mülkiyeti ve hırsızlığı hakkında ne düşünüyorsunuz? John Mark Tillmann ve ailesinin Trumbauer Ailesi'yle bir paralelliği var mı? 

 

SÖ: Koleksiyonerliği, eserleri muhafaza eden ve koruyan bir yapı olarak görüyoruz. Kurumsal yapılarla birlikte özel koleksiyonların kültürel mirası koruyan ve kamu erişimine imkan veren bir model haline gelmesini arzuluyoruz. Yarattığımız ailenin kamu erişiminden uzak kalmış ve yok olmuş eserleri de kapsayan koleksiyonuyla bu hayali gerçekleştirmeye çalışıyoruz.

 

ÖD: Robert Merton, Durkheim tarafından ortaya atılan “anomi” kavramını, tüm toplum için beklenti halindeki kültürel hedefler ve bu hedeflere ulaşmak için kullanılacak yollar üzerinden inceleyerek geliştirir. Her toplumun kendine özgü hedefleri vardır ve sosyal yapıdaki eşitsizlik, bu hedefe gidilen yolda suç işlenmesine sebep olabilir. Bireyin ulaşmak istediği ve içinde bulunduğu durum arasındaki uçurum, gerilim yaratır. Her birey bu gerilimi farklı şekilde karşılar. Tarihteki sanat hırsızlıklarına baktığımızda sanat eserlerine olan ilgisi ve takıntısı bir koleksiyonerinkinden çok da farklı gözükmüyor. Hatta buna örnek olarak sergideki önemli aile üyelerinden biri olan John M. Tillmann’dan bahsedebiliriz. John M. Tillmann hem kişisel arzuları ve hedefleri olan bir koleksiyoner hem de usta bir hırsızdır. Tillmann çaldığı eserlerle Kanada’daki evini müzeye dönüştürüyor. Kamuya pek açık olmayan bu müze modeli birçok farklı etkinlik için kullanılmış. Koleksiyonunun arkasında yatan hırsızlıkları tek başına gerçekleştirmediğiyse daha sonra ortaya çıkıyor.

 

SÖ: Oluşturduğu ekip aslında kendi aile üyelerini kapsıyor, mesela eşi Katya Anastasia Zhestokova ve eşinin kardeşi Vladimir ile birlikte Avrupa, Orta Doğu, Kuzey ve Güney Amerika’da düzenledikleri çeşitli hırsızlıklar ortaya çıktı. 2000’li yılların başında çıkan haberlere göre, John M. Tillmann ve ailesi tam bir suç şebekesi olarak tanımlanmaktaydı. Tillmann ise bütün organizasyonu üstlenip planı gerçekleştirirken, eşi Katya dikkat dağıtan hareketler konusunda uzmanmış. Kardeşi Vladimir ise ailenin bütün teknik konularına hakim olan, alarm sistemi ve program hack’lemede uzman biriymiş. Verdiği röportajda da müzeyle ilgili düşüncelerini paylaşırken yaptığı hırsızlıklardan hiçbir şekilde pişmanlık duymadığını ve elde ettiği koleksiyonla gurur duyduğunu söylüyor. John M. Tillmann, Özgür’ün belirttiği, kişisel arzularıyla oluşturduğu bir koleksiyona sahip önemli bir örnek.  

 

Özgür Demirci & Suat Öğüt, Trumbauer Aile Koleksiyonu sergi görseli

 

 

Başyapıtlara sahip olmaktan bahsedince sanatın bir yatırım aracı haline gelmesini de konuşmak gerekiyor. Bu konuya nasıl yaklaşıyorsunuz?

 

ÖD: Sanat eserleri uzun zamandan beri iyi bir yatırım aracı olarak değerlendirilmekte. Sanatın yatırım aracı haline gelmesiyle, esere biçilen değer de katlanarak arttı ve artık sanat eserine ulaşmak için büyük bir arzu ve para gerekiyor. Tabii diğer taraftan, sanata yatırım yapan koleksiyonerin ve sanatçının rollerinin dengelenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bazı koleksiyonerlerin kişisel arzularının ötesinde farklı bir amaçla bu sisteme dahil olduklarını göz ardı edemeyiz. Mesela yakın zamanda; Reza Zarrab’ın el konulan mal varlığı arasında 20 milyon liralık sanat koleksiyonunun olması ya da geçmiş zamanda uyuşturucu baronu Pablo Escobar’ın Basquiat, Picasso, KAWS gibi sanatçılardan oluşan sanat koleksiyonu, farklı amaçlar için yaratılan koleksiyonlara örnek olabilir. Buna benzer diğer suç örgütleriyle bağlantılı sanat yatırımcılığının geliştiği de söylenebilir.  

 

Tabii burada orijinalite konusu da gündeme geliyor. 

 

SÖ: Leonardo da Vinci’nin Salvator Mundi eserinin çeşitli spekülasyonlar sonrası nihayet uzmanlar tarafından onaylanması sonucunda önce 2013’de Rus Milyarder Dmitry Rybolovlev tarafından satın alınıyor, daha sonra geçenlerde Christie’s de 450.3 milyon dolara bir koleksiyonere satılıyor. Bir taraftan böylesi bir başyapıtın sanat dünyasında var olmasından mutluluk duyduk, fakat diğer taraftan, bu koleksiyonerin Suudi Arabistan veliaht prensi Muhammed bin Selman olduğunu ve yukarıda bahsettiğimiz kişisel arzu ile finansal yatırım arasındaki ince çizgide bir güç gösterisi olarak bu esere sahip olduğunu gördük. 

 

Suat Öğüt, Stolen Property Bureau; The Horse is back, 2015, Get Lost projesi kapsamında Amsterdam Adliye Sarayı işbirliğiyle üretildi, Fotoğraf: Konstantin Guz

 

Başyapıtların müzelerde sergilenmesi alışılageldik bir süreç fakat günümüzde müze direkt kamu erişimi anlamına gelmeyebiliyor. Hem bu konuda, hem de  Louvre Abu Dhabi örneğinden de yola çıkarak sermaye - müze ilişkisinin boyutları hakkındaki görüşlerinizi merak ediyorum. 

 

ÖD:  Yunanca “mouseion” kelimesinden türetilen müze: tarihsel süreçte Eski Mısır ve Mezopotamya’da hükümdarların savaşta galip gelerek ele geçirdikleri ganimetleri güçlerinin bir simgesi olarak halkla paylaştıkları alan olarak tanımlanır. Günümüzde de gücün ve prestijin bir parçası olarak Louvre Abu Dhabi müzesinde Salvator Mundi’nin sergilenmesi şaşırtıcı olmasa gerek.

 

Sergi, içinde çok fazla düşünsel aks barındırıyor. İzleyici sergiyi gezerken bu düşünsel akslara yeteri kadar temas edebiliyor mu sizce? 

 

SÖ: Sergideki en önemli rollerden biri, Trumbauer Ailesi’nin sizi her turda karşılayan güvenlik görevlisi. Sergiyi gezerken birebir iletişimde olduğunuz bu karakter, aynı zamanda sergi turunda her bir alanda farklı roller üstleniyor. Girişte sizi karşılayan bir güvenlik görevlisiyken, ilk odada sanat tarihçisine dönüşen bir rehber oluyor. İkinci odada sizi bir hırsız olarak karşılarken son odada ise bir koleksiyoner olarak izleyiciyle iletişime geçiyor. Tabii bu süreç, izleyicinin mekanda anı nasıl yaşaması ile ilgili verdiği karara göre de şekilleniyor. Yani sergide, her ne kadar size turda eşlik eden bu roller yer alsa da izleyici, projeyi tamamlayıcı önemli bir rol üstlenmekte. Bu bağlamda, her bir tur, gelen izleyiciye göre farklılık gösteriyor. Bugüne kadar aldığımız geri dönüşlerde, izleyici ya bu oyuna dahil olup, kurgunun bir parçası halinde sergiyi geziyor, ya da sergideki prodüksiyon veya sergilenen resimlerin röprodüksiyon olup olmadığı gibi teknik meselelere odaklanıyor. Bir kısmı ise kavramsal altyapısının ötesinde, kurgunun ne kadar iyi işlenip işlenmediği gibi farklı bir bakış açısıyla sergiyi değerlendiriyor. Sonuç olarak izleyici, sergiyi görmek istediği gibi okuyor. Kurgu, bu hikayenin sadece anlatım dili; bizim asıl paylaşmak istediğimizse içerdiği gerçeklik. Çalınan eserler, çalınma süreçleri ve muhafaza biçimleri de eserin hikayesine dahil oluyor. Bir eseri bu süreçlerden ayrı düşünemeyiz. 

 

Özgür Demirci & Suat Öğüt, Trumbauer Aile Koleksiyonu sergi görseli

 

Fiktif bir anlatı üzerine bir sergi inşa etmenin sizin için zorlukları oldu mu? 

 

ÖD: Sergiyi fiziki olarak bir kasada gerçekleştirme fikri, kurguyu oluşturmamıza oldukça yardım etti. Daha öncesinde ikimizin de pratiğinde yer almayan bir üretim ve sergileme biçimi olduğu için, çok yönlü düşünmeyi gerektirdi.

 

SÖ: Ayrıca sevgili marangoz ustamızı da anmak isterim; bu süreçte bize elinden gelen her türlü zorluğu yaşattığı için kendisine ayrıca teşekkür etmek isteriz. 

 

Sergide yer alan replikaların üretim süreci nasıl oldu? Bunun için kimlerle çalıştınız, nasıl bir hazırlık süreci yaşandı?

 

ÖD: Sergideki eserleri oluştururken birçok üniversiteden destek aldık. İşbirliği yaptığımız üniversitelerin güzel sanatlar ve eğitim fakültelerinden epey kalabalık bir öğrenci ve akademisyen grubu sergi hazırlık sürecinde bize destek verdi. Sergi içinde yer alan bazı eserler de sanatçı arkadaşlarımız tarafından sadece bu sergi için ödünç verildi. Eserlerin röprodüksiyonlarını yaparken birebir aynısı olması gibi kaygımız yoktu; esasında temel mesele, o eserin ve sanatçının temsiliyetiydi. Yarım kalmış çalışmalar ya da dijital kopyalar üzerine yapılan çalışmaların bizim için aslında hiçbir önemi yok. Birçok güzel sanatlar ve eğitim fakültesinin programı içinde olan bu süreci sergi içinde güzel bir işbirliği olarak kullandık. Bize yardım eden bütün öğrencilere ve akademisyenlere çok teşekkür ederiz.

 

SÖ: Öğrencilerle bu işbirliğine girmek istememizin diğer sebebi, birçok fakültenin atölyelerinde hala röprodüksiyon çalışmalarının yapılıyor olması. Bu süreçte öğrenci renklere hakimiyet ya da fırça kullanım çeşitleri gibi teknik detayları öğreniyor. Bu sistem bizim açımızdan sahtecilikte uzmanlaşılabilecek bir yöntem olabilir. Dolayısıyla öğretim sürecinin içinde kendimize bir alan açtık ve serginin kavramsal çerçevesini de katarak yeni bir okuma gerçekleştirdik. Bu düşünceyi öğrencilerle paylaşmak ve sergi için ortak üretim yapmak sergi prodüksiyon sürecinde motivasyonumuzu artırdı. Üniversitelerle çalışma sürecimiz devam ediyor. Buna yönelik ilk adımımız da sergi bitmeden Düzce Üniversitesi öğrencileriyle proje sürecini tartışacağımız bir atölye çalışması gerçekleştirmek olacak.

 

Özgür Demirci & Suat Öğüt, Trumbauer Aile Koleksiyonu sergi görseli

 

Birlikte üretimde bulunmaya devam edecek misiniz? Yeni fikirler, projeler var mı birlikte geliştireceğiniz?

 

ÖD: Sergi üretim sürecinde üniversitelerle yapmaya karar verdiğimiz atölye çalışmaları uzun bir sürece yayılan bir çalışmayı da beraberinde getiriyor. İkimizin de farklı disiplinlerde üretimlere açık olması ortak bir çalışma dili yaratmamızı kolaylaştırıyor. Kurtulamıyoruz birbirimizden (Gülüyor). Sanat suçları, şiddet ve sansür üzerinden ilerleyen son dönem çalışmalarımız ileride ortak çalışacağımız yeni bir sergi projesi yaratabilir.

 

* Trumbauer Aile Koleksiyonu, 23 Aralık 2017 tarihine dek Çarşamba, Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri 13:00-15:00 saatleri arasında randevu ile görülebilir. 

 

Randevu için: rsvp.trumbauer@gmail.com 

 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Please reload

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon