Sınırları yıkan iki evrensel dil: Tasarım ve duygular

Bu yıl Emotional States teması ile gerçekleşen Londra Tasarım Bienali, 4 Eylül - 23 Eylül tarihleri arasında Somerset House’da düzenlendi. Türkiye adına Tabanlıoğlu Mimarlık’ın housEmotion adlı enstalasyon ile yer aldığı bienali, Özlem Ceylan Kanıpak değerlendirdi

 

 Türkiye, housEmotion, Fotoğraf: Ömer Kanıpak

 

Bu yıl ikincisi düzenlenen Londra Tasarım Bienali’ne ABD, Almanya, Avustralya, Hollanda, Hong Kong, İngiltere, İtalya, Kanada, İsviçre ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 40 farklı ülke ve bölge katıldı. Sergilemeler, V&A, Cooper Hewitt, Smithsonian ve Triennale Milan gibi seçkin müze ve sanat enstitüleri tarafından seçildi ve organize edildi. Sürdürülebilirlik, göç, çevre kirliliği, enerji, kentler ve sosyal eşitlik meselelerine odaklanan yerleştirmeler, bienal boyunca tasarım ile duygusal tepkiler ve sosyal ihtiyaçlar arasındaki ilişkiyi sorguladı.

 

Bienal direktörü Dr. Christopher Turner duygusal durumlar temasını açıklarken ülkelerin mutluluk endekslerine referans vermişti. Yakın zamana dek dünyada gayrisafi milli hasılat raporları gibi piyasaya yönelik yaklaşımlara önem verilirken, 2012’de BM tarafından yayınlanan Dünya Mutluluk Endeksi sonrasında, ülkeler mutluluk seviyelerini de ölçmeye başladı. Günümüzde, Venezuela’dan Birleşik Arap Emirlikleri’ne pek çok ülkede mutluluk bakanlıkları kurulmuş durumda. İngiltere hükümeti bu sene kabinesine bir Yalnızlık Bakanı atadı.

 

 Avustralya'nın aynı cinsiyetten evlilikleri onaylamasını kutlayan Full Spectrum, Flynn Talbot

 

Londra Tasarım Bienali, araştırma ve yenilik odaklı interaktif enstalasyonlar aracılığı ile içinde bulunduğumuz bu dönemde, tasarımın insanla doğrudan ilişkisine dikkat çekti ve tasarımın deneyimlerimiz ve duygu durumumuz üzerindeki etkilerini irdelememize aracılık etti. Somerset House yirmi gün boyunca tasarımın evrensel gücünü kutlayan uluslararası bir buluşma noktasına dönüştü.

 

Bienalin jüri tarafından verilen ödüllerini, Modernist Indignation ile ülkenin modernist geçmişini hatırlatan ve kolayca unutulmaya terk edilen modern mimarisinin yasını tutan Mısır, Face Values ile yüz tanıma yöntemlerini kullanarak ziyaretçilerin yüz ifadelerinden oluşturduğu dijital portreler ve grafik görüntülerle duyguyu fiziksel bir performansa dönüştüren Amerika ve Matter to Matter’la Litvanya aldı.

 

 Litvanya, Matter to Matter, Fotoğraf: EdReeve

 

Hong-Kong’un kokulu duvar kağıtlarından, soykırımın kültürel miras üzerindeki yıkımını sergileyen İngiltere’ye, Norveç’in eğitici robotlarından, tekstil endüstrisinin görünmez kadınlarını görünür kılan Pakistan’a, ziyaretçisine eşsiz bir farkındalık imkânı sunan, Londra Tasarım Bienali’nden dikkatimi çeken beş enstalasyonu ele aldım.

 

Litvanya’lı tasarımcı Arthur Analts’ın Matter to Matter’ı insanların yanına gidebildiği, dahil olabildiği, yazıp çizerek kendi mesajını bırakabildiği ve ardından birkaç dakika içinde doğal olarak yok oluşunu gözleyebildiği, etkileşimli bir enstalasyondu. Riga’nın rutubetli havasını yansıtan cam yoğuşma duvarında bıraktığımız izlerin kayboluşuna tanıklık etmek, bize doğa ile ilişkimizi sorgulatıyor. Öte yandan doğanın ona verdiğimiz tahribatı onarma yolları ve bu ilişkide insanın geçiciliği üzerine düşünmeye itiyor.

Yunanistan’ın avluya girenleri doğrudan karşılayan 17 metre uzunluğundaki kinetik duvarı ΑΝΥΠΑΚΟΗ (Disobedience) bienalin en etkileyici enstalasyonlarından biriydi. Studio INI tarafından tasarlanan Disobedience, duvarın bir mimari öğe olarak statik ve katı algısına karşı çıkıyor ve sizi içine girmeye ve bir bakıma itaatsizlik ederek onu değiştirmeye teşvik ediyor. Duvar, boylu boyunca yürüyerek içinden geçip giden ziyaretçinin etkisiyle ve onun hareketlerine göre şekillenen, dinamik bir iskelete dönüşüyor.

 

Yunanistan, Disobedience, Fotoğraf: EdReeve

 

Bienalde Türkiye, Tabanlıoğlu Mimarlık’ın enstalasyonu housEmotion ile yer aldı. Göç, mekân ve yersizlik kavramlarının yaşamımızın odağına yerleştiği bu günler, belki de evin duygusal yerini sorgulamak, ait olduğumuz yere dair cevaplar aramak için en doğru zaman. Enstalasyon ev kavramını en sade haliyle temsil eden temel kübik formun, bir dizi beyaz çubuk kullanılarak inşa edilmesiyle şekilleniyor. Çubuklar arasındaki boşluklar, yapıya yarı şeffaflık ve geçirgenlik katarken, dışarıdan, farklı açılardan izlendiğinde ise optik illüzyonlara yol açıyor. Uzaktan merak uyandıran bu etki ziyaretçileri “ev” in içine girmeye, merkezinde yer alan divanda oturup dinlenmeye belki de sığınmaya çağırıyor, geceleri çerçevesindeki aydınlatma elemanları sayesinde parlayan bir fenere ya da samimi, sıcak bir mekâna dönüşüyor.

 

Guatemala, Palopó, Fotoğraf: EdReeve

 

Guatemala’nın enstalasyonu, Pintando Santa Catarina Palopó’nun hikayesini anlatıyor. Atitlán gölü kıyısındaki fakir bir kasabada, kadınların önderlik ettiği ve tasarımcılar, mimarlar, yerel liderlerden oluşan bir ekip 800 evi geleneksel tekstil motifleriyle renklendiriyor. Kasabayı anıtsal bir sanat eserine dönüştüren projenin amacı turizmi güçlendirmek, ama daha önemlisi, proje kültürel ve ekonomik gelişmeyi sürdürülebilir kılıyor. Olivero Bland Studio ve Zyle iş birliği ile tasarlanan Palopò, geleneksel tekstil işçiliğini, bölgeyi çevreleyen volkanik dağları ve renk renk evleri minyatürize ederek canlandırıyor ve ziyaretçide bölgeyi keşfetme isteği uyandırıyor. Öte yandan yaşadıkları küçücük ve konservatif çevreyi dönüştürmedeki azim ve katkılarıyla beni bölge kadınlarına hayran bıraktırıyor. İtalya’yı temsilen, benim gibi 90’lı yıllarda mimarlık eğitimi görmüş olanlara mutlaka asetat ağaç çizimlerini hatırlatacak olan, L’Architettura degli alberi ( The architecture of Trees) var. Cesare Leonardi 60’ların başlarında Floransa’da mimarlık eğitimi alırken, çevresindeki zengin bitki örtüsüne ve anıtsal ağaçlara hayran kalır ve bu konuda kullanılan kaynakların azlığını fark ederek ortağı Franca Stagi ile birlikte 20 yıl boyunca sistematik bir proje yürütür. Ağaçların strüktürel detaylarını tespit ettiği ve her birini fotoğraflandıktan sonra 1:100 ölçekte çizdiği çalışma, 1982 yılında yayınlanır. Bu çizimlerden 24 tanesi de Triennale di Milano tarafından bu sene Londra Tasarım Bienali’nde sergilendi.

 

 İtalya, L'Architettura degli Alberi, Fotoğraf: EdReeve

 

Bienalde ABD, Arjantin, Avustralya, Avusturya, Birleşik Arap Emirlikleri, Brezilya, Kanada, Çin, Kolombiya, Mısır, Almanya, Yunanistan, Guatemala, Hollanda, Hong Kong, Macaristan, Hindistan, İngiltere, İsrail, İtalya, Letonya, Lübnan, Moğolistan, Norveç, Pakistan, Polonya, Porto Riko, Katar, Rusya, Suudi Arabistan, Somali, İsveç, İsviçre, Tayvan, Türkiye ve Vietnam’ın yanı sıra, Es Devlin, Berghaus, Haberdashery ve Princess Yachts da özel projeleri ile yer aldı.

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Please reload

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon