Şehrin içinden kayıp gitmek

Volkan Aslan’ın 15. İstanbul Bienali’nin siparişi üzerine ürettiği Evim Evim Güzel Evim video çalışması İstanbul Modern’de sergileniyor. “Uzun yolculuklara çıkmak zorunda bırakılan bireylere adanmış olan” üç kanallı yerleştirme bir kısa film yapısında kurgulanmış.

 

 

Fotoğraf: Nora Tataryan

 

Geniş duvara yayılı üç ekran, soldaki ekranda bir kadın kanepeye uzanmış, elindeki dünya şeklindeki stres topunu duvara doğru fırlatıp geri yakalıyor. Ufak bir odadayız, etrafı saksılarla çevrili bir kanepe, bir de küçük sehpa var. Vakit geçmiyor gibi. Orta ekranda hafifçe dalgalanan deniz görüntüsünün sağında başka bir kadını izliyoruz. Bir teknede, hava güneşli, güvertede tek başına saçlarını kurutuyor, çamaşırlarını astıktan sonra masasının başına oturuyor. İki kadının arasındaki su hafifçe dalgalanmaya devam ediyor. Sol ekrandaki kadın odasının içinde toprakla uğraşırken sağdaki güvertedeki masasında tarot destesini karıştırmaya başlıyor. Motor sesleriyle birlikte iki resim birleşiyor, deniz aralarında bir mesafe değil artık, ortak manzaları. İki kadın komşu, altlı üstlü oturdukları evleri bir balıkçı teknesinin üzerine kurulu.

 

Aslan’ın film dili olarak seçtiği yalınlık Sait Faik öyküleri gibi, büyük, sarsıcı ve şaşırtıcı olaylar göstermeden bir duruma ve duyguya odaklanıyor. Tanışıklık, yanyana olmak, yakınımızdakilerle olan ilişkilerimiz neredeyse uçucu bir hafiflikle iki kadının paylaştıkları alan ve gündelik hayatlarında karşılık buluyor. Belirgin tek ortak noktaları gidiyor olmaları. Boğazdan geçip nereye gidiyorlar, neden gidiyorlar, gitmek istedikleri için mi yoksa zorunda kaldıkları için mi gidiyorlar, bilmiyoruz. Bilmemiz de gerekmiyor. Bazı cevapları bulabilmek için belki de sorduğumuz soruları azaltmak iyi bir başlangıç olabilir.

 

Etrafa saçılmış objeler var; saksıda bir gül, süngerden bir dünya topu, plastik su bidonu, bir deste tarot kartı. Bir çift kaplan biblosu güverteye vahşice müdahalede bulunuyor. Aslan dünyanın derme çatma hallerinden bahisle altlı üstlü bir yolculuk resmiyle komşuluk müessesine de yaklaşıyor ve çok üstünde durmadan yoluna devam ediyor. Sanatçıya göre bu iki kadının alternatif sularda yaşama hayali yok. Bir ütopya yaşamıyorlar. Yakın zamanda yaşanmış bazı olaylardan dolayı, sessiz sakin, şehrin içinden kayıp gidiyorlar.

 

Volkan Aslan, Evim Evim Güzel Evim, Video Detay

 

Elmgreen ve Dragset film fikrinden nasıl haberdar oldular ve işin sipariş edilme süreci nasıl gelişti?

 

Geçtiğimiz yıl İstanbul Bienali ekibi ve Elmgreen&Dragset atölyeme ziyarete geldiklerinde bu işin photoshop bir eskizi vardı sadece, bir balıkçı teknesinin üzerine yerleştirilmiş bir gecekondu ve kısa bir hikaye. Görünce bu nedir diye sordular, bu adamla bu kadın kim? Altlı üstlü yaşayan iki kişi dedim. O zaman henüz tema açıklanmış değildi. “İyi Bir Komşu” başlığından haberim yoktu. Temayı o gün öğrendim.

 

Önceki videolarımla bu video arasında üretim şekli, form ve dil açısından farklar var. Alışık olduğumun üretim biçimleri dışında bir süreç olacağı baştan biraz belliydi. Bu işin prodüksiyonunu kimin yapacağı ve daha önceki referansları küratörler açısından önemliydi. Bu tip bir film yapım süreci benim önceki pratiğimin de dışında, haliyle elimde bir referans yok. O noktada yapımcı Diloy Gülün devreye girdi. Ali Kazma bizi bir araya getirdi. Yaklaşık 10 ay ön hazırlık yaptık, bu arada hikayede bazı değişiklikler oldu. Bir noktada işin tıkandığını hissettim, hikaye biraz Nuh’un gemisine doğru gidiyor gibiydi. Bir adam ve bir kadın bir anda iki kadına dönüştü. Hikayeyi netleştirdikten sonra storyboardlar hazırlandı, Haziran ayında çekimlere başladık. Temmuz kurguyla geçti, çekim ve kurgu sürecine küratörlerin hiç müdahaleleri olmadı.

 

Elmgreen&Dragset sanatçı oldukları için bir üretim sürecinin nasıl işlediğinin çok farkındaydılar. Kendi işim özelinde söylemem gerekirse hiçbir bir aksaklık yaşamadık. Her şey önceden planlandığı gibi gitti, panik ve stresse izin vermeyen bir süreçten geçtik. Çok erken başlamalarının etkisi de vardı.

 

Önceki hikaye nasıldı? Nasıl bir değişiklik oldu?

 

Hikayenin ilk versiyonunda bir kadın ve adamın sıradan bir günlerini izliyorduk. Adamı eve koymuştum, kadın yine teknedeydi. Adamı tekneye koyarsam balıkçı gibi algılanacaktı, mecburen evde olması gerekiyordu. Bir yandan da ‘kadının yeri evidir’ klişesinden de kaçmaya çalışıyordum. Yani bu tip okumaya kapatmak istiyordum başından. Hikayeyle biraz daha vakit geçirince kadınlar üzerinden kurulacak geleceğe daha fazla odaklandım, hepimiz buna canı gönülden inanıyoruz ama bir türlü gelmiyor o gelecek. Denizin ortasında iki kadını görmenin şiirsel bir katkısı da olduğunu düşünüyorum. Olabildiğince sınıfsal veri vermemeye çalıştım.

 

Hikayenin geldiğimiz bu son halinde her şeyin kararında olduğunu düşünüyorum. Sert bir hikaye, baştaki halinden bazı şeyleri atmam gerekiyordu. Bu yerinden edilme meselesi ile ilgili bir daha can yeleği, şişme bot görmeye pek tahammülüm kalmadı sanırım. Fazlaca kör göze parmak olduğunu düşünüyorum. Ajitasyondan nasıl kaçarız, hikayeyi nasıl bir adım daha ileri götürürüz, nasıl fazlalıklarından arındırırız derken ortaya çıktı iş.

 

Evdeki çevresiyle ve toprakla ilgili, diğeri daha kendine dönük tarot bakıyor, saçını tarıyor. Benim üst komşumla alt komşumla olan ilişkim gibi, farklı dünyaların insanıyız ve zaruri olarak bir araya gelmişiz. Komşuculuk müessesi gibi.

 

Volkan Aslan, Evim Evim Güzel Evim, Video Detay

 

İki kadının bir teknede gidiyorlar. Varmak istedikleri bir yer var mı?

 

Bilmiyoruz, sadece gidiyorlar. Bir hayali veya bir ütopyayı yaşamıyorlar. Her şey sıradan evlere özgü gündelik eşyalardan kurulmuş. Toprak gibi bizi karaya bağlayan bir çok imge var. Belli ki kaçıyorlar. Ekonomik, sosyolojik, politik, domestik sebeplerden biri olabilir kaçmalarına neden olan. Hangi dili konuşuyorlar, birbirlerini tanıyorlar mı bilmiyoruz. Nereye gidiyorlar onu da bilmiyoruz, İstanbul’un çok turistik parçaları yok manzarada. Boğaz’ı bilmiyorsan bu hikaye senin için bir aradan geçip gitme meselesi, bir şehrin içinden kayıp gitmek. Belki daha iyi bir yere gidiyorlar, bilemiyoruz. Biz sadece bu gidişin bir bölümüne şahitlik ediyoruz.

 

İyi Bir Komşu teması ve bu seneki bienal hakkında ne düşünüyorsun?

 

Heyecanlı geliyor, bence bütün bienal çok ilham verici. Bu dönemi 2007’de Hou Hanru’nun küratörlüğünü yaptığı bienal (İmkansız Değil, Üstelik Gerekli, Küresel Savaş Çağında İyimserlik) dönemini hatırlattı bana belli açılardan. O dönemde çok yan etkinlik olmuş, şehre yeni bir hareket gelmişti. Birkaç inisiyatif açılmıştı aynı sene, 5533’de o sene açılan bağımsız sanat mekanlarından biridir mesela. Bu sene de çok sayıda yan etkinlik olması benzer hisler uyandırdı bende.

Komşuluk temasına tek başına bakarsak, onu bir yere bağlayamayacağım. Üzerine daha önce düşünmediğim bir konu doğrusu, hep bize aitmiş gibi geliyor ama değil. En azından öyle olmadığını hatırlattı bize. Bienaldeki işlerin çoğunlukla kişisel referanslardan ortaya çıkması ve dünyanın bir çok yerinden farklı hikayelerin yan yana gelmesi bu meseleye bakış açımı değiştirdi diyebilirim. 

 

Bu yılın temasının önceki yıllara göre yeterince politik olmadığı, otosansür eğilimleri olduğu tartışmaları sence ne kadar isabetli?

 

Her küratör kendi sorularını, dertlerini ve bakış açısını getiriyor, Geçmişe doğru gidersek Bakargiev (Tuzlu Su 2015) başka türlü yaklaşıyor, Fulya Erdemci (Anne Ben Barbar Mıyım 2013) .... Kimisiyle daha fazla yakınlık kurabiliyoruz, kimisiyle kuramıyoruz. Bu durumu, yani her seferinde temanın ve yaklaşımın değişiyor olmasını seviyorum ben açıkçası. O yüzden her seferinde başka dertler. Gerçekleştirilen her etkinliği, her bienali bir takım noktalara az ya da fazla vurgu yapmakla eleştirebiliriz fakat önümüzü açacak bir tartışma çıkmaz buradan.  

 

Volkan Aslan, Evim Evim Güzel Evim, Video Detay

 

Bu ölçekte bir prodüksiyonla film yapmak nasıl bir deneyimdi, önceki benzer işlerinle kıyasladığında nasıl farklar var?

 

Hatırlamayı Unutma ARTER  sergisi için Cumartesi: Aile Fotoğrafı, Çarşamba -su nerede? -inek içti  isimli video işleri yapmıştım. Bu iki video konu ve teknikleri gereği bir set gerektirmemişti. Yerleştirmelerde nasıl kurgularsan kurgula her zaman bir açıklık kalıyor. Bir izleyici çıkıyor ve sizin daha önce hiç bakmadığınız bir açıdan işe bakabiliyor. Kameranın bu açıklığa izin vermemesi benim için hep çekiciydi. Kabaca açıklamak gerekirse, neyi saklamak istiyorsan göstermiyorsun çerçevede. Yönetmen nerden bakmak istiyorsa izleyicide o açıdan bakıyor. Bunu deneyimlemek çok iyi geldi bana.

 

Asıl zorlandığım yapım sürecinde formdan çıkamamam oldu. Biraz zaman aldı ‘yapay’ düşünme sürecine geçmem. Yapımcı, görüntü yönetmeni, reji ekibi, sürekli beni plan yaparken ya da malzeme düşünürken görüyorlar ve muhtemelen anlamsız bir şey yaptığımı düşünüyorlardı çünkü ben set olarak düşünemiyordum. Bir yerleştirme olarak hayal ediyordum sürekli.

Ev bir set, yani dekor. L şeklinde bir dekor, arkası ve yan duvarı var. Bense bunu hep bir ev olarak düşünüyordum dört duvarı ve çatısı olan bir ev. Prodüksiyon açısından ev olması anlamsız. Teknedeki üst katı kullansak rüzgar etkisi, kaptanın önünü görememesi gibi sorunlar çıkıyor. Uzun zaman aldı benim bunu kabullenmem.

 

Formda renkte yapmaya alıştığım şeyleri daha hareketli bir dünyada yaratmaya çalışmak hem avantajları hem de bir dolu dezavantajı olan bir üretim süreci. İlk setim, bir de deniz üstünde çekim yapıyoruz. Okul gibiydi benim için. İlk gün bittiğinde, 16 saatin sonunda ben ertesi gün çekim yapamayacağım dedim. İkinci gün sabah kalkıp sete gittim ve günün sonunda ben bir film daha yapmak istiyorum diye çıktım. Şimdi de yapmak istiyorum.

 

Film künyesine baktığımızda kalabalık bir ekiple çalıştığını görüyoruz. Görüntü yönetmeni ile çalışma süreciniz nasıldı?

 

Görüntü yönetmeni olarak Emre Başaran ile çalıştık. Diloy’un tavsiyesiydi ve çok yerinde bir tavsiye oldu. Sonuçta benim ilk set deneyimim. Teknik meselelere hakim değilim, ne konuşulduğunu iyi anlamam ve anlatmam gerekiyordu. Emre ne istediğimi kafasında çevirebildi, bu anlamda çok sabırlıydı. İlk toplantıda sanat videosu deyince, elinize kamerayı alır çıkarsınız diye düşünürdüm hep dedi. Daha önce bir çok ülkede müze gezmiş, çağdaş sanatı bilen, dili anlayabilen biri olması  katkı sağladı. Çoğunlukla reklam çektiği için onun için de biraz nefes gibi oldu. Set çok keyifliydi, tüm ekip de. İki gün sürdü set. Bir gün iç, bir gün dışları çektik.

 

Tabi tüm bunlara ek olarak bu süreçte İstanbul Bienali Ekibi ve küratörlerin müthiş desteği vardı tüm süreç içerisinde.

 

Oyuncu yönetiminde kararları nasıl verdin?

 

Kafamda ilk başta profesyonel oyuncularla çalışmak vardı. Kimisiyle takvimlerimiz uymadı, kimisiyle de uyuşamadık. Sonra anladım ki zaten ben oyuncu yönetmeni değilim, o yüzden belki de oyuncu olmamalı. İz Öztat’ı çok uzun süredir tanıyorum. Asya Çetin’i de tanıyordum. Doğrusu ikisinden de bu kadar iyi bir performans beklemiyordum. Açılış günü Ingar sordu kaç yıllık oyuncusunuz diye. Biri çok sevdiğim bir sanatçı, biri fotoğrafçı, daha önce oyunculuk deneyimleri yok. Aynı yaşlarda iki kadın, ne kız kardeşe ne de herhangi bir akrabalığa referans vermeyen farklı karakterler. Oyuncular açısından çok şanslıydım. 

 

Volkan Aslan, Evim Evim Güzel Evim, Video Detay

 

Bienal açılışının hemen sonrasında Midilli’de Halim Bey Konağı’nda bir sergileme daha başladı. Bu süreç nasıl gelişti, iki sergileme arasında nasıl farklılıklar var?

 

Lesvos Adasında bienale paralel bir etkinlik yapalım teklifi gelince bienal ekibi ve küratörler bu videonun tek kanal kurgusunu göstermek istemişler. Bu video yerleştirmesinin tek kanal kurgusunun da yapılacağı başından belliydi ve bunu göstermenin iyi olacağını düşündüler ve bana sordular. Adanın şu andaki durumunu ve konumunu düşününce biraz tereddüt ettim açıkçası. Bir gidiş hikayesine daha adanın tahammülü var mı acaba diye. Nitekim o hep kaçtığım ajitasyondan gerçekten kurtulabildiğimi oradaki gösterimde bir kez daha görmüş oldum. Yani en azından orada bulunduğum süre boyunca duyduğum şeyler bunu doğruladı diyebilirim.

 

Ağustos ayında ilk kez mekana bakmaya gittim. İlk başlarda perdeyi konağın bahçesine kuralım iş dışarda misafir olsun içeriye girmesin diye düşündük fakat teknik nedenlerden dolayı bunu gerçekleştiremedik. Konağın üst katını kullanmaya karar verdik ve oraya kuruldu perde. Bu gösterime eş zamanlı olarak alt katta bir koleksiyon seçkisi ve 3 çağdaş sanatçının işlerinden oluşan bir sergi hazırlandı.

 

Tek kanallı sergileme ve üç kanal sergileme arasındaki farklar nasıl işliyor?

 

Film proje olarak hep üç kanaldı, filmin başından beri değişmeyen şeylerden biriydi. En basitinden iki hayatı ayırmam gerekiyordu, kurguyu iki yana açmak gibi düşünebiliriz. Üç kanallı halinde iki kadını birbirinden ayırmak daha kolay ve sonunda bu hikayeleri birleştirmek. Pek de iç açıcı olmayan ‘büyük resme’ bakmakta öyle. Üç kanal sonunda bu hikayeyi bir düzleme oturtmamızda çok yardımcı oluyor. İzleyici olarak kendi  kurgunu da yapabiliyorsun. Herkes üç videoya aynı anda bakmayı seçmiyor, kimisi gözünü sudan alamıyor. Kimisi sadece sağ kanalı izleyip gidiyor.

 

Tek kanal kurgusu oyun kartlarını tutup sıkıştırmak gibi oldu, arada dökülenler oluyor sahnelerden kalan senindir. Zaten biz kurgunun açılmış halini izliyorduk onu tekrar kapattık ve paralel kurgu oldu haliyle.

 

Yakında yeni bir film yapma planı var mı?

 

Başladık toplantılara. Hep defterlerimin bir köşelerinde doğru zamanı bekleyen projeler vardır. Doğru zaman genellikle üretim için prodüksiyon ve sergileme için mekan demek. Bunları tek başına yapabilecek bir gücüm yok. Büyük formlu yerleştirmeler ve heykeller için de geçerli bu durum. Yerini ve zamanını bekleyen işler var. Filmler de biraz öyle olacak gibi.

 

 

 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Please reload

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon