Renkli ve gizli bir dünya: Füreya

15.12.2017

Ölümünün 20. yılında kapsamlı bir seçki ve eşliğindeki kitapla izleyiciyle buluşan Füreya sergisi, Türkiye’nin ‘ilk kadın seramik sanatçılarından’ Füreya Koral’ı gündemimize getiriyor. 18 Ocak'a dek Akaretler'deki Sıraevler'de görülebilecek olan bu dönem sergisi, Füreya Koral’ın sanatına odaklanırken dönemin ruhunu ve koşullarını da onun aracılığıyla yansıtmayı amaçlıyor 

 

Füreya Koral, Fotoğraf: Ara Güler, Maçka Sanat Galerisi Arşivi

 

Akaretler’deki Sıraevler’de yaklaşık 1500 m2’lik bir alanda, 200’e yakın eseri ve onlarca belgeyi yan yana getirecek bir Füreya sergisi açılıyor 18 Kasım’da. Kale Grubu’nun öncülüğünde Károly Aliotti, Nilüfer Şaşmazer ve Farah Aksoy’un küratörlüğünde hazırlanan bu kapsamlı sergi, hem Füreya Koral gibi ilginç bir kimliği, karakteri gündemimize getirmesi hem de bir geçmiş zamanı bugünde yeniden anlamlandırma girişiminde bulunuyor olması sebepleriyle ayrıca dikkat çekiyor. Merak uyandırıcı, çünkü bir dönem sergisi. Osmanlı’nın yerini Cumhuriyet’e bıraktığı süreçte çocukluğunu ve ilk gençliğini, sonrasında yeni rejimin ideallerini, mensup olduğu meşhur Şakir Paşa Ailesi vesilesiyle tecrübe etmekle birlikte varoluşunu sanatla anlamlandıran bir "kadın sanatçı"nın hikayesi bu. Pek çok yaşam hikayesi gibi zamanın gölgesinde uzun zaman beklemiş, renkli ve gizli bir dünya dolayısıyla... Füreya Koral’ın ölümünün 20. yılında izleyiciyle buluşacak serginin detaylarını küratöryel ekipten dinledik.

 

Füreya sergisi yapmaya karar vermek kolay olmamalı... Mensup olduğu aileden temsil ettiklerine, üretimlerine yakın geçmişin içinde zorlu bir yolculuğa çıkma hikayeniz nasıl başladı?

 

Füreya Koral’ın anısını yaşatmak, onun hakkında bugüne kadar hazırlanan en kapsamlı retrospektif sergi ve sanatçı kitabı yapmak, bu sene 60. yılını kutlayan Kale Grubu’nun fikriydi. Seramik sanatını önemseyen bir kurum olarak Kale Grubu’nun Füreya sergisini hayata geçirmesindeki amacı da; Füreya’nın hikayesini detaylı bir şekilde anlatmak ve yeni nesillere aktarmaktı. Bu yılın, Türkiye’de çağdaş seramik üreten ilk sanatçılardan biri olan Füreya’nın 20. ölüm yıldönümü olması da bu seçimde, sanatçıyı ve üretimlerini hatırlamak adına önemli bir etken oldu.

 

Füreya Koral, Leysin, İsviçre'de, Fotoğraf: Sara Koral Aykar Arşivi

 

Füreya’yı anlatmak, bir dönem sergisi yapmak; tarihe, belleğe yeniden bakmak, bunları yeniden değerlendirmek de demek aynı zamanda. Bu sergiyi kurmak için yola çıkarken nasıl bir güzergah, yöntem belirlediniz? Hareket noktanız neydi?

 

Dönem sergisi yapmak gerçekten zor bir iş. Hem arşivlerden tanık olmadığınız bir dönemi olabildiğince iyi anlamaya ve anlatmaya çalışmak hem de dönemin tanıklarının verdiği kişisel ifadelerden nispeten objektif bir gerçeklik kurabilmek gerekiyor. Türkiye’deki sanat tarihi yazımının eksikleri de göz önüne alındığında, çalışmanın zorlukları olmadığını söylemek mümkün değil. Füreya özelinde bir başka sorun daha vardı ki, o da bugüne dek kişiliğinin yapıp ettiklerinin önüne geçmesiydi. Dolayısıyla sergiyi henüz daha kafamızda kurarken “Paşa torunuydu”, “Fransızca bilir, keman çalardı” gibi anahtar kelime ve ifadelerden kaçınıp neredeyse tabu oyunu oynarcasına yaratmaya çalıştık kurguyu. Bu nedenle de sergide Füreya’nın bilinen kimi özelliklerinin ötesine geçerek ailedeki dinamiklere, bir kadın olarak varolma mücadelesine, üretimlerindeki bitmek bilmeyen arayışa, seramik sanatına getirdiği yeni anlayış ve mimariyle olan ilişkisine elimizden geldiğince değinmeye çalıştık.

 

Füreya Koral Şakir Paşa apartmanındaki atölyesinde, 1954, Fotoğraf: Sara Koral Aykar Arşivi

 

Sergi hazırlığından kurulumuna nasıl bir süreç geçirdiniz? Bizleri neler bekliyor?

 

Kale Grubu, Füreya ile ilgili bu projeyi hayat geçirmek için çalışmaya başladığında öncelikle Ayşe Kulin, sonrasında da Füreya’nın yeğeni ve yasal varisi Sara Koral Aykar’la iletişime geçmiş. Sergi fikrinin şekillenmesinin ardından da bizler devreye girdik ve Sara Koral Aykar’ın yönlendirmesi ve destekleriyle yolumuzu çizdik. Bu dönemde bize Füreya’nın uzun yıllar hem dostu hem galericisi olmuş, Maçka Sanat Galerisi’nin sahibi Rabia Çapa da büyük destek oldu. Aykar ve Çapa’nın hem paylaştıkları hikayeler hem de ellerindeki Füreya arşivi ve eserleri bizim için çok değerliydi. Başlarda Ayşe Kulin’in Füreya’nın hayatından yola çıkarak yazdığı aynı isimli romanı ile Füreya’nın kuzeni Şirin Devrim’in Türkçeye Harika Çılgınlar olarak çevrilen A Turkish Tapestry adlı kitapları aileyi ayrıntılı biçimde tanımamıza yardım etti. Maçka Sanat Galerisi arşivindeki söyleşiler, gazete kupürleri ve diğer belgeler de döneme dair birçok bilgi sundu bize.

 

Aynı şekilde Füreya’nın dostları olan Candeğer Furtun ve Ferit Edgü on yıllar önce Füreya ile yaptıkları uzun ve son derece samimi söyleşilerini bizimle paylaşma inceliğini gösterdiler. Candeğer Furtun’un beş kasede yayılan söyleşisini bir miktar kısaltarak sergiye eşlik eden katalogda kullandık. Ferit Edgü’nün söyleşisi ise bize Füreya’yı ve yaşam öyküsünü ilk elden dinleme fırsatı verdiği için çok yararlı oldu.

 

Taha Toros’un Şehir Üniversitesi himayesindeki erişime açık arşivi ile SALT’ın arşivi bize çok sayıda görsel ve yazılı kaynak sundu. Değerli arşivci Turgut Çeviker ulaşamadığımız kimi belgeleri bizimle paylaştı. Bunlara ek olarak, gerek seramik dünyasından Füreya ile yolları kesişmiş olan sanatçılar, gerekse döneme dair bireysel arşivleri bulunan farklı dallardan araştırmacılar bizlere bu süreçte kapılarını açtılar. Sergide, yararlandığımız tüm bu arşivlerden kimi belge ve fotoğrafların yanı sıra geniş bir eser yelpazesi de sunuyoruz. Böylelikle Füreya Koral’ı hiç tanımayanlara hayat çizgisindeki önemli kırılma noktalarını, üretimindeki arayışların getirdiği dönemeçleri ve elbette eserlerini kapsamlı bir biçimde anlatabileceğimizi umuyoruz.

 

Füreya Koral köpeği Şeytan ile kaldığı Leysin sanatoryumunda, 1947, Fotoğraf: Sara Koral Aykar Arşivi

 

Tabii Füreya’yı araştırırken Şakir Paşa Ailesi’nin her biri birbirinden renkli fertlerine de değinmeden olmaz. Onlar bu sergiye ne kadar dahil oldu, nasıl karıştılar?

 

Şakir Paşa Ailesi’nin en bilindik isimleri olan Halikarnas Balıkçısı olarak bildiğimiz Cevat Şakir, Fahrünnisa Zeyd, Aliye Berger, Şirin Devrim, Nejad Devrim ve Cem Kabaağaç, son derece önemli, apayrı sergilerde ayrı ayrı ele alınabilecek külliyata ve ilgi çekiciliğe sahip isimler. Dolayısıyla bir Füreya Koral sergisine hepsini hakkını vererek dahil etmek istesek de mümkün olamazdı. Bu nedenle sergide ve eşlikçisi katalogda bu kişilerin kiminin bahsi, yalnızca Füreya’yı nasıl etkiledikleri bağlamında ele alınıyor.

 

Aslında diğer aile fertlerinden bahsetmişken, ailenin hikayesine baktığımızda gözümüze çarpan ilginç bir şeyden bahsetmemek olmaz; bu da ailedeki kadınlar arasındaki, özellikle de Fahrünnisa, Aliye ve Füreya’nın hayat hikayelerindeki benzerlikler ve aralarındaki ola- ğanüstü dayanışma. Bu üç kadın birbirlerinden karakter olarak son derece farklı olsalar da ortaklaştıkları nokta, sanat üretimlerinin kişisel hayatlarındaki olumsuzluk- lardan sonra yeşermesi, serpilmesi. Örneğin Fahrünnisa Zeyd, genç yaşında İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’ne girmiş olmasına rağmen İzzet Melih Devrim ile olan evliliğinde yaşadığı travmatik denebilecek tecrübelerin ve boşanmasının ardından verimli bir üretim sürecine geçebiliyor. Bunda mutlaka kendini destekleyen ikinci eşi Emir Zeyd’in de katkısı var ancak onunla tanışıp evlenmeden önce yaşadığı psikosomatik rahatsızlıklar ve kesintili üretimine, kızı Şirin Devrim’in yazdığı biyografik kitaptan şahit olabiliyoruz.

 

Aliye Berger de hayatının aşkı keman virtüözü Charles Berger’in ölümünden sonra, biraz da Fahreünnisa Zeyd’in itmesiyle, kendini sanata adıyor. Yaşadığı dramı, üzüntüsünü adeta taşa kazıyarak iyileşiyor. Nitekim taşbaskılarıyla bilinir olması da eşi Berger’in ölümünü izleyen 1940’lı yılların sonunda gerçekleşiyor.

 

Füreya da bu iki örneğe çok yakın bir hayat yaşıyor: Aşkla evlendiği ilk eşiyle evliliğinin yürümemesi ve çocuğunu düşürüp bir süre komada kalmasının ardından boşanıyor ve kendinden yaşça epey büyük olan Kılıç Ali ile evleniyor ancak bu süreci daha sonra verdiği söyleşilerde “boş” olarak nitelendiriyor. Bunun nedeni kendi varoluşunu kendisinin tanımlayamaması; hayatta yararlı olamadığı fikri. Bu fikrin yarattığı rahatsızlık nedeniyle hastalanıp İsviçre’de sanatoryumda yattığında, orada toprakla uğraşmaya başladıktan sonra iyileşebiliyor ancak. Bu uğraşı, yine Fahrünnisa Zeyd ve Aliye Berger’in ısrarları ve destekleriyle hayatına giriyor. Sonrasında da hiç durmuyor zaten...

 

Füreya Koral atölyesine torna denemeleri yaparken, 1951, Fotoğraf: Sara Koral Aykar Arşivi

 

Serginin sınırları oldukça geniş; bu kadar eseri bir araya getirmek, Füreya’nın farklı üretimlerini -ki çoğu seramik işler ve doğası gereği korunması zor, üstelik kamusal alana yayılanları da var- kapsamlı bir biçimde yansıtabilmek için nasıl bir yol izlediniz, ne badireler, zorluklar atlattınız? Bu süreçte karşınıza ilginç hikayeler de çıktı mı?

 

Füreya dendiğinde akla gelen ilk şey, genellikle yaptığı seramik evler ya da tabakları oluyor. Halbuki 1950’lerden bu yana durmadan üretmiş bir isim olarak yapıtlarının epey çeşitlilik gösterdiği söylenebilir: Mürekkeple yaptığı desenlerden litografilerine, seramik tabak ve ufak ebatlı panolarından dış mekan panolarına, evler serisinden en son çalışmaları olan Yürüyen İnsanlar serisine; sergiye tüm çalışmalarından bir kısmını ekleyerek izleyicilere kapsamlı bir fikir vermeyi amaçladık.

 

Sergiye dahil edilemeyen dış mekan panolarına ise hem katalogda hem de sergide fotoğraf ve belgeler yardımıyla yer verdik. Sergiye hazırlık sürecinin başlamasından bu yana, sergi haberini alan birçok kişinin bize ulaşarak kendi evindeki ya da tanıdıklarının sahip olduğu Füreya eserlerini paylaşmayı teklif etmesi burada mutlaka bahsetmemiz gereken bir destek; sergiye sahip oldukları eserleri ödünç veren tüm koleksiyonerlere müteşekkiriz. Füreya'nın büyük ebatlı, birçoğu kamusal alanda bulunan eserlerinin fotoğraflanmasında da Kale Grubu’nun katkısı oldu. Diğer taraftan, ülkedeki malum bellek kaybı ve varolanı "korumama" politikaları sebebiyle izini süremediğimiz, arşivlerde bulamadığımız için artık var olmayan kimi panolar da var. Hem şehrin belleği hem de sanatçının mirasının korunması anlamında son derece önemli birçok iş bugün birer hayalet.

 

Her sergi bir hikaye anlatıyor, siz bu sergi üzerine çalışır, sergiyi hazırlarken Füreya’nın sanat ve hayat hikayesine dair yeni/farklı ne öğrendiniz?

 

Aslında belki de tüm samimiyetimizle belirtmek lazım ki, bu sergi sayesinde, en gerçek yönleriyle biz de yeni tanıdık, öğrendik Füreya’yı. "Şakir Paşa Ailesi’nin bir ferdi" olan Füreya’nın çok ötesinde biriyle tanıştık, yakın sayılabilecek bir döneme dair dahi ne kadar az bağlam yer etmiş belleğimizde, onu fark ettik. Açıkçası Füreya’nın atölyesinde kurmuş olduğu ve kapılarını herkese açtığı renkli dünyadan çok etkilendik. Şu dönemde Yaşar Kemal’in, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, Azra Erhat’ın, Mina Urgan’ın ve daha nicesinin bir araya geldiği ve sohbet ettiği bir ortamı hayal etmek bile ilham verici...

 

Füreya Koral, İstanbul Manifaturacılar Çarşısı için yaptığı seramik duvar panosunun önünde, 1966, Fotoğraf: Ara Güler

 

Sergiye eşlik eden bir de katalog var ki, Füreya’nın üretimlerine odaklandığı kadar, Şakir Paşa Ailesi’ne ve Füreya’nın kadın kimliğine de vurgu yapıyor. Kitabı nasıl kurguladınız? Kimler katkıda bulundu?

 

Okay Karadayılar’ın tasarladığı katalog birbirinin içinden geçen görsel ve metin bölümlerinden oluşuyor. Ulaşabildiğimiz tüm görselleri katalogda kullandık; metinler ise Füreya’nın farklı yönlerine bakan yazılar. Her şeyden önce, Şakir Paşa Ailesi tek bir kitapta anlatılmayacak kadar zengin karakterlere sahip bireylerin bir arada bulunduğu, büyük başarı ve mutluluklardan travmalara, yaşadıkları dönem itibarıyla da son derece ilgi çekici yaşanmışlıkların olduğu bir aile. Dolayısıyla aileyi yalnızca Füreya’nın karakterine ve üretimine olan etkileri bağlamında dahil edebildik. Bu etkileri de Füreya’nın 1984 yılında Candeğer Furtun ile baş başa yaptığı son derece samimi ve uzun sohbetten, birinci elden öğreniyoruz.

 

Doç. Dr. Ahu Antmen’in Bir "Füreya" Miti başlıklı yazısı, kendi ifadesiyle sanatçıyı ikona dönüştüren tarihsel bağlamın perde arkasına bakan, Füreya’nın bir kadın sanatçı olarak sahip olduğu avantajlara ve karşılaştığı zorluklara değinen ve sanat-zanaat tartışması bağlamında seramiklerinin yerinden söz eden bir metin. Füreya’nın son zamanlarda yakınında bulunma şansını elde etmiş olan Dr. Necmi Sönmez ise Füreya’nın duvar panolarının resimsel anlamda bir incelemesi ve Füreya’nın üretimlerinin kendi dönemi içindeki yerini ele alıyor. Bir de Y. Mim. Büke Uras’ın metni var ki o da, Füreya’nın bugüne dek epey göz ardı edilmiş olan bir yönünü, mimariyle ilişkisini anlatıyor ve özellikle dış mekan duvar panolarının mimarideki yerine yaptığı vurguyu hatırlatması sebebiyle önem taşıyor.

 

Ayrıca kitaba doğrudan kendileri kaleme aldıkları ya da anlattıkları anılarıyla katkıda bulunan Rabia Çapa, Alev Ebüzziya, Tüzüm Kızılcan ve Zeynep Oral’ı da teşekkürle anıyoruz. Joelle İmamoğlu kitap, Nevzat Sayın sergi tasarımında bizden desteklerini esirgemedi. Tasarımına destek verdikleri katalogla beraber Füreya’yı sergi mekanında da bu kadar başarılı bir kurguyla yansıtan Karşılaşmalar ekibi ise harika bir iş çıkardı.

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Please reload

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon