On soruluk sohbetler: Delphine Ciavaldini

Bu söyleşi dizisinde; evimize gelen çoktandır görmediğimiz bir misafir ile sohbet eder gibi, 23. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında şehrimize bir sahne yapıtıyla konuk olacak uluslararası yönetmen ve koreograflarla konuşarak, onları ve yapıtlarını yakından tanımak istedik. Altıncı konuğumuz Fransız yönetmen Delphine Ciavaldini

 

☕️ 6 dakikalık okuma

 

Delphine Ciavaldini, Fotoğraf: Zoé Forget

 

Fransız yazarlar Riboulet ve Boucheron’un kaleme aldığı, Ocak 2015 Paris’te gerçekleşen Charlie Hebdo saldırısını merkezine alan aynı adlı kitaptan sahneye uyarlanan Tarihe Not Düşmek, toplumların kriz anlarında nasıl kırıldıklarını, neden bölündüklerini ve hangi koşullarda parçalandıklarını, sonrasında ise yaralarını nasıl sardıklarını sorgulayan ve gözler önüne seren bir yapıt. Oyunu sahneye koyan Delphine Ciavaldini ise sahnede sadece geçmişi ve simdiyi değil, tarihi ve tiyatroyu bir diyaloga sokuyor. Biz de tarihe ve tiyatronun diyaloğuna kulak vermeyi ve ortaya cikan farkli bakış acılarından yeni anlamlar edinmeyi beklerken... 

 

Sizce tiyatronun özü/ruhu nedir? Çağdaş tiyatroyu bugün nasıl tanımlarsınız?

Tiyatronun ruhunun katarsis gereksiniminden kaynaklandığını söyleyebilirim. İnsanlık durumunu bitirip tüketmekte olan sınırsız sayıdaki konu kadar tiyatronun benimseyebileceği konu var demektir. Bu konuların sahneye tercüme edilmesi, sembollerin, imgelerin ve metaforların oluşmasını sağlar. Bu figürlerle birlikte, beraberce, izleyicinin hayal gücü, önceki kesinliklerin sorgulanabileceği ek bir zihinsel ve duygusal alan yaratır. Tiyatronun canlı performans süreci, tamamen perspektifi besleyen entelektüel ve duyusal bir süreçtir. Çağdaş tiyatro için bir tanımım yok. Bana hakkında soru sorduğunuz ruhun, dünyanın icap ettirdiği kadar (şu anda çok fazla) çok biçim alabileceğini düşünüyorum. 

 

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?

Sanat, size yukarıda bahsettiğim, bu ilaveten ve geçişsel olan zihinsel ve duygusal alana izin verir. İyi bir sanat eseri olan bir yapıtı değerlendirdiğinizde, değerlendirdiğiniz şey, eserin tam olarak içerdiği şey değil, sizin içinizde izin verdiği harekettir.

 

Sizi neyin çevrelediğini ve içinizde neler olduğunu nasıl yeniden değerlendirebilirsiniz.

 

Tüm sanat tarihi, perspektifin geniş anlamda sorgulanması ve yeniden değerlendirilmesi ile ilgilidir. Yani evet, sanatın yüksek misyonunun dönüşüm olduğuna inanıyorum!

 

Dünyanın mevcut durumunu her anlamda göz önünde bulundurduğunuzda, bir sanatçı olarak sizin için en önemli ve acil sorun nedir?

Gene, bakış açısını yeniden değerlendirmek. Görünen o ki, insanların ve doğanın tahakküm ve zulüm altına alınması şimdiye dek pek iyi bir iş çıkarmış değil.

 

Bir yapıt üzerinde çalışırken, hangi kaynaklar size ilham veriyor? Rüyalarınız işlerinizde rol oynuyor mu?

Zamanımın bir bölümünde düşünmeye ve hissetmeye çalışmaktan başka özel bir ilham kaynağım yok. Sadece, kavrayabildiğim şeyleri anlamlandırmaya çalışıyorum. Bunun, bilincin biraz farklı bir frekansa geçtiği ve benim hem kopmuş hem de derinden bedenselleşmiş olduğum, bir tür uyanık-rüyada gerçekleştiğini düşünüyorum. 

 

 Tarihe Not Düşmek

 

Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmış olduğunuz bir yapıta adını vermeye ne zaman karar veriyorsunuz?

İsimlerin kendilerine ait bir yaşamları var. Hangi mantığa uydukları hakkında hiçbir fikrim yok. Görünüşe göre, zamanın ve kökenin gizemli olduğu, zapt edilemez bir yerden geliyorlar.

 

Bu gösterideki favori repliğiniz veya anınız hangisi ve neden?

Bu gösteride en sevdiğim an, epey trajik. Mathieu Riboulet'in sözlerini söylerken Serge Renko, İkinci Dünya Savaşı'ndan ve insanların mutlak yıkım saplantısından söz ediyor.

 

İşte bu noktada, sanatın dönüşüm ve bakış açısını yeniden değerlendirme olduğu fikri, kaçınılmaz bir zorunluluk olarak ortaya çıkıyor. 

 

Tiyatronun tarihle ilişkisi nedir?

Birbirine bağlı, meraklı, çelişkili, tamamlayıcı ve muhtemelen ikircikli.

 

Kime daha çok güvenirsiniz, bir tarihçiye mi bir sanatçıya mı?

Sanırım, katı bir biçimde bağımsız olmuş da olsalar veya bir güce hizmet etmiş de olsalar, birbirine muhalif/düşman olmaktan çok birbirlerini tamamlayıcılar. Şöyle ya da böyle, ne hissettikleri ve düşündüklerine dair, ya da halkın ne hissetmesini ve düşünmesini istediklerine dair bir bakış açışı sunuyorlar. Her iki durumda da, belirli bir zaman diliminin iç yüzü hakkında fikir veriyorlar.

 

Geleceğe dair kim daha iyi bir kavrayışa sahip, bir sanatçı mı, bir tarihçi mi?

Tam da aynı şey hakkında konuşurlar mıydı emin değilim. Görünen o ki, bir tarihçi daha politik bir bakış açısına sahip olabilir ve bir sanatçı ise daha hassas ya da mecazi bir bakış açısına. Gene birbirlerini tamamlayıcı olabilirler ama birinin diğerinden daha iyi olduğunu düşünmüyorum.

 

İnsanlara bu gösteriyi görmeden önce söylemek istediğiniz herhangi bir şey var mı? İstanbul izleyicisine söylemek istediğiniz özel bir şey var mı?

Bu proje üzerinde çalışan ekibin çoğu üyesi, cinayetler ortaya çıktığında Paris'teydi. Bazılarımız sadece birkaç sokak ötedeydik. Olanlar, günlük hayatımızın o kadar çok yönünü sorgulattı ki, onu şokun ötesinde kavramanın bir yolunu bulmak zordu. Prendre dates (Tarihe Not Düşmek) yazıldığı zaman, her iki yazarın da politik ve tarihi bir analiziyle beraber kişisel tanıklık ettikleri ilk edebi prodüksiyondu. Onların şahsi duygusal ve entelektüel bakış açılarının bileşiminin sözcükleri, bize meseleleri kendimiz için anlama imkânı verdi. Sahne versiyonu üzerinde çalışırken, bu korkunç günlerin parçası olmuş herkesi dahil etmeyi seçtik. Yoldan geçenler, kurbanlar, başkan, gazeteciler ve teröristlerin hepsi bizdik. Dünyayı bölmeyeceğimizi, ayırmayacağımızı düşündük. Oynuyoruz ki dünyamız bölünüp ayrılmasın.

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Please reload

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon