New York’ta küratör olmak

28.08.2017

New York’ta bağımsız sanat projeleri üreten Eda Özdoyuran, bir yandan kentin kültürel dinamiğinden beslenebilmenin öneminden bahsederken bir yandan da hıza, rekabete ve sirkülasyona dikkat çekiyor. Özdoyuran’la hem projelerini hem de New York’ta küratörlük yapmanın koşullarını konuştuk.

 

Eda Özdoyuran & George Condo

 

Sanat eğitimini New York Üniversitesi’nde (NYU) tamamlayan küratör Eda Özdoyuran şimdiye kadar, Marianne Boesky Galeri’nin sanatçısı Sue De Beer’in Moving Image Istanbul’daki sergisinin, daha sonra bağımsız küratör Mari Sprito’nun kurduğu Protocinema projesi olan Hale Tenger’in New York’taki sergisinin düzenlenmesinde rol almış. Art Basel ve Armory Show gibi fuarlarda da çalışan Özdoyuran, Metropolitan Müzesi ve Guggenheim gibi New York’un önemli müzelerinin birtakım sergi ve etkinliklerinde de görev almış. Kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan Swiss Institute Contemporary Art’da çeşitli sergilerde çalışan Özdoyuran, şimdi New York’ta farklı galeriler için bağımsız projeler üretiyor. New York’ta buluştuğumuz Özdoyuran’la eğitimini, NY’da küratör olmayı ve projelerini konuştuk.

 

Sanat eğitimi almaya nasıl karar verdin?


En saf haliyle doyumsuz bir merak denilebilir. Sanatı her zaman hem estetiğin hem de düşüncenin bir birlikteliği olarak gördüm ve bu beni heyecanlandırdı. Bana göre sanat yaşayan bir organizma gibi, sürekli ilerleyen ve doğuran bir kavram. 

New York'ta sanat eğitimini tamamladıktan sonra Türkiye'ye dönmek yerine burada kalma fikrini almak nasıl oldu?


NYU’da sanat eğitimimi bitirdikten sonra global ölçekte daha fazla tecrübe kazanmayı tercih ettim. New York, birçok farklı kültürün kesiştiği ve sanat dünyasının güçlü olduğu bir şehir, burdaki tüm gelişmeleri takip edip bunların içinde olmak beni besliyor. En basitinden, New York’ta 2500’den fazla galeri varken, İstanbul’da bu rakam 400’e yakın. New York’taki müzelerin niteliği ve niceliği bir yandan da beni en çok etkileyen non-profit sanat alanları. Birçok sanatçının öncülük ettiği kurumsal olmayan, kar amacı gütmeyen alanlar var. Swiss Institute Contemporary Art, Park Avenue Armory, Downstairs Projects, Artists Space, Drawing Center bunlardan bazıları. Aynı zamanda şehirde birçok aktivite de yer alıyor; sanatçıların konuşmaları, performansları... Ya da hakkında çok okuduğum, araştırdığım bir küratör bir sergi açılışında yanımda belirebiliyor, çok beğendiğim bir sanatçı bir performans yaparken karşıma çıkabiliyor…
 

Eda Özdoyuran & Urs Twellmann


New York'ta küratörlük yapmanın koşullarından söz edebilir misin?


New York rekabet dolu ve hızlı bir şehir. İnanılmaz bir sirkülasyon var, yaratıcı olmak diğer şehirlere göre daha zor. Çok sayıda küratör, sanatçı ve galeri var; aralarından sıyrılıp öne çıkmak için devamlı bir şekilde üretmek ve farklı olmak gerekiyor. Aynı zamanda birçok sanatçıyla tanışma fırsatı yakalıyorum, bu dinamiğin bir parçası olmak kimi zaman zor olsa da beraberinde çok kapı açıyor.

 

John Baldessari sergisi


Küratörü olduğun Another Man’s Treasure adlı sergiden söz edebilir misin?


Another Man’s Treasure, ‘objet trouvé’ ilkesinden yola çıkan bir sergi. Sıra dışı materyaller kullanan ve geleneksel sanatı sorgulayan sanatçılar yer alıyor. Sergide araba parçaları, kumaş, strafor gibi alışılmadık malzemeleri dönüştürerek yapılan sanat eserleri bulunuyor. Serginin önde gelen sanatçıları arasında Alexander Calder, John Chamberlain, Robert Gober, Keith Haring, Mike Kelley, Richard Prince, Rudolf Stingel ve Cy Twombly var. Bu iddialı ve alanlarında başarılarını kanıtlamış isimlerin yanı sıra, Chris Oh ve Justin Adian gibi daha genç sanatçılar da yer alıyor. Genç sanatçılarla tanınmış sanatçıları bir araya getirip yeni diyaloglar kurmak küratörlüğün güzel bir parçası.

Gelecekteki planlarını dinlemek isterim. Yola burada mı devam edeceksin? Bir röportajında Türkiye’deki çağdaş sanatçıların eserlerinin Amerika’da sergilenmesini, yabancı sanatçıların eserlerinin ise Türkiye’de sergileyecek platformlar oluşturmayı amaçladığı söylemişsin. Yakın gelecekte böyle bir sergi planın var mı?


Suan Edward Ressle, Taylor Graham ve Leon Tovar galerilerinin New York’taki gelecek sergileri ve sanat fuarı projeleri üstüne çalışıyorum. Aynı zamanda Ruby Sky Stiler’la iletişim içindeyim, kendisiyle İstanbul’da bir proje gerçekleştirmek istiyorum. Bunların yanı sıra bir de beni heyecanlandırdan 53 Orchard projesi var. Burası Lower East Side bölgesinde klasik galeri konseptinden uzak olan bir sergi alanı. Bölgenin işlek sokaklarından birinde yer alan üç duvarla çevrili, küçük bir oda. Sadece bir iş sergilenecek yer var ve içeride kimse oturmuyor ve içeri girilemiyor. Sokaktan geçenlerin camdan sanat eserini görebileceği, camın altındaki linkten de eser ve proje hakkında bilgi edinebileceği bir iletişim kanalı. Günümüzde sanatı izleyicilerle interaktif bir şekilde buluşturmanın ve yenilikçi platformlar oluşturmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum.

 

Eda Özdoyuran & Urs Twellmann

 

Yeni projelerin nasıl doğuyor?

 

Sergilere başlarken aklımda birkaç tema ve sanatçı oluyor; sahne ve oyuncular gibi düşünebilirsiniz, geriye yönetmesi kalıyor... Spesifik olarak ihtiyaç ya da talep olmadıkça kendimi sınırlandırmamak adına liste ve konuda kesin kararlar almayı tercih etmiyorum. Sanatçıları ve eserlerini tanıdıkça kendi kendine de şekillenebiliyor bunlar. Bu şekilde her şey daha samimi oluyor.  Gelişme aşamasının doğal olması için işleri zamana bırakmaya güvenmek gerekiyor. Sanatçıların da bu durumundan pozitif etkilendiğini gözlemliyorum. Tabii sergi bittiğinde her şey bitmiş olmuyor. Sergilerin beraberinde, etkinlikler düzenlemeyi de projenin bir devamı olarak görüyorum. Sergiden geriye kalan anıların kataloglarla sınırlı kalmaması hayata geçirilip farklı alanlara karıştırılması ve hatta yeri gelince kullanılması gerektiğini düşünüyorum.

 

Peki bu etkinlikler nasıl şekilleniyor?

 

Sergideki sanatçılara ve temalara bağlı olarak şekillendiriyorum. Bir örnekten yola çıkalım; küratörlüğünü üstlendiğim Provocateur adlı sergi ikonoklastik yaklaşımları benimseyen sanatçılardan oluşuyordu. Bundan ilham alarak 1800’lü yıllara göre oldukça avangart bir karakter olan Castiglione’yi konu alan bir panel organize ettim. Pasifçe poz vermekten ziyade pozisyon, kostüm ve hatta kamera açıları seçerek fotoğrafçının rolünü üstlenen Castiglione, hem fotoğrafçı hem de obje görevini üstlenen dahi bir sanatçıydı. Portrelerinin birçoğu Countess’in Fransız kültüründeki tiyatro, opera, edebiyat ve hatta kendi hayal gücünden yola çıkan özgün kimlikli karakterlerden oluşuyor. Castiglione avangartlığı ile döneminde kavramsal yaklaşımın bir öncüsü ve Claude Cahun, Francesca Woodman, Cindy Sherman gibi özgün sanatçıların ilham kaynağı. Bu etkinlik, tarihte unutulmuş bir figürü tekrardan canlandırıp günümüzün çağdaş sanatçılarıyla karşılaştırmamızı sağladı. Epeyce ilgi gördü diyebilirim. Bu meslekte en önemli şey hangi aşamasında olursanız olun; farklı olabilmek ve aynı zamanda doğru adımları atabilmek. Bunlar her zaman sizin fark edilmenizi sağlar.

 

Bruce Nauman sergisi

 

İçinden geçtiğimiz zaman diliminde sanatta eksik olan ne ya da başka bir ifadeyle daha çok olması gereken ne sence?

 

Geçen sene Cooper Hewitt Müzesi’nde bir sergi gezmiştim. Girişte bileti alırken size bir kalem veriliyor ve bu kaleme sergiyi dolaşırken ilginizi çeken eserlerin yanındaki barkodu okutuyorsunuz. Kalem, otomatik olarak sizin dijital platformdaki bireysel hesabınıza eserin görüntüsünü ve bilgisini kaydediyor. Bence bu müthiş bir fikir çünkü New York’ta veya herhangi başka bir şehirde durmaksızın müze ve galerilerde pek çok sergi geziyor, sonsuz bir sanat ağına ve bilgi akışına şahit oluyorum. Bunları yakalamak belki kolay, ancak saklamak ve hatırlamak belli bir zamandan sonra zorlaşıyor. Cep telefonlarının bu noktada yardımı olabiliyor. Beğendiğim eserlerin ve bilgilerin fotoğraflarını çekiyorum tabii izin verildiği sürece, ancak o fotoğraflar da gerilerde kalıp unutulabiliyor. Bu sağladıkları inovatif sistemle arşivlemek çok daha kolay. Teknolojinin her alanda hızla ilerlediği bir çağdayız, başka alanlara göre sanat konusunda yetersiz kalındığını düşünüyorum. Sadece kalemden yola çıkılarak kalıcı bir yapay hafıza sağlanıyorsa bunun ötesinde sanat alanında daha birçok gelişmenin yapılabileceğini düşünüyorum.

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Please reload

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon