Nabzı atan heykeller

30.01.2019

Maria Kılıçlıoğlu’nun retrospektif sergisi Evrenin Nabzı, 23 Şubat’a dek İş Sanat Kibele Galerisi’nde devam ediyor. Sanatçının ana malzemeleri olan taş, balmumu ve bronz ile üretilmiş 110 heykelini bir araya getiren sergi, izleyicilere Doğu’nun unutulan kadim bilgilerinden fragmanlar sunuyor. Kılıçlıoğlu ile pratiği ve retrospektif sergisi üzerine konuştuk

 

1004 kelime

 

Maria Kılıçlıoğlu

 

Sözlü tepkiye bile alerjisi olan bir toplumda, şartlar ne olursa olsun ʻkadın başına’ sanat yapmaya devam eden Maria Kılıçlıoğlu, ʻerkek işi’ olarak anılan heykeltıraşlıktaki maharetlerini sergilediği; dünü, bugünü ve geleceği bir simyacı edasıyla metalize ettiği, bir heykelden daha çok nabzı atan birer yol arkadaşı olarak gördüğü 110 eserden oluşan retrospektif sergisi Evrenin Nabzı’nda Doğu’nun unutulan kadim bilgilerinin izini sürüyor.  

 

Retrospektif serginiz Evrenin Nabzı’nın önemi nedir sizin için?

 

“Evrenin Nabzı” adı güzel, daha önce hiç kullanılmamış eşsiz bir isim. Bu adı kitabımın yazarı ve arkadaşım Gülseli İnal ile birlikte keşfettik. Sergi yaşam izlerimin parçaları. Eserlerimi tasarlarken onların nabzını hissettim devamlı. Onlarla birlikte yaşıyorum. Yansıttım, yarattım ve hatta onlarla birlikte bir eğitime de tabi tutuldum. Derin düşüncelere sahibim ve eserlerimin hepsinin içinde bir felsefe var. Bu inanılmaz bir duygu ve bunu çok heyecan verici buluyorum.

 

Sergide kaç eser yer alıyor, 50’den fazla kişisel sergisi bulunan ve birçok ortak sergiye katılmış bir sanatçı olarak eserlerinizi nasıl seçtiniz?

 

Sergide 110 eser bulunuyor. 1989’dan bugüne dek yaptığım bazı eserleri görebilirsiniz. Çoğu artık yok. Yenilerini yapmak için, ekonomik kaynağa da ihtiyaç duyduğum için vermek zorunda olduğum eserlerim oldu maalesef. Yurt içi ve yurt dışında olmak üzere dünyanın birçok farklı bölgesine eserler gönderdim. Tüm birikimlerimi heykellere harcıyorum. Ne kazanıyorsam heykele dönüşüyor. Heykeltıraşlık zor bir meslek, emek ve çaba ister.

 

Maria Kılıçlıoğlu, Evrenin Nabzı sergi görüntüsü

 

Coğrafya sanatınızı nasıl etkiliyor?

 

Mezopotamya coğrafyamızın beşiğidir hatta bütün dünyanın beşiğidir. Mezopotamya kadim bilgilerdir. Kadim bilgileri unutmamak, onlara sıkı sıkıya sarılmak gerekiyor. Düşüncelerimi etkileyen de bu bilgilerdir. Mezopotamya’yı araştırdıkça daha çok heyecanlanıyorum. Beni en çok bu kadim bilgiler etkilemiştir. Unutulan bilgilerin peşindeyim. Onları ararken kendimi de eğittim çünkü geçmişi bilmeden geleceğe gidemeyiz. Mitolojiyi bu nedenle derin bir felsefe ile araştırıyorum çünkü şimdiyi yaşarken geleceğe de götürüyor. Mitler, masallar, kahramanlar, doğa, hayvanlar ve elementler… Hareket, ses ve ışığın devinim kattığı, yer yer insana saygıyla anılan, geçmiş zamanlara, yer yer de umutla geleceğe taşıyan heyecan verici bir sergi.

 

 İki farklı kültürde yetişmiş biri olarak yüzünüzü neden Batı’dan daha çok Doğu coğrafyasına çevirdiniz? 

 

Batı’nın bilgisi insanları artık cezbetmiyor.  Âdeta tükenmiş ve birbirini tekrar eden bir sürecin parçası gibi… Bu nedenle insanlar Doğu’nun kadim güneşini seyretmek istiyorlar. Batılılar evvel zaman önce Doğu’dan nasıl beslendilerse, kaynaklar bitince yeniden Doğu’ya ihtiyaç duymaya başladılar. Gizem bu coğrafyada. Eflatun’un mağarasına benzetiyorum. İnsanlar gölgesini değil gerçek ışığı görmek istiyor. Sonsuz kaynaktan kopmamak gerekir. Yüzünü karanlığa dönen hiç bir şey göremez. 

 

Sanatınızdaki kadın figürü neden bu kadar estetik? Kadın formu bu kadar estetik olmak zorunda mı sizce? Masalsı kadın figürlerini kullanmaktaki sebebiniz kadını gerçek dünyanın çirkinliğinden uzakta tuttuğunuz yeni bir alan yaratmak istemeniz mi yoksa?

 

Kadın her şeydir. Geçmişten günümüze dek kadın değişime uğramıştır. Uygarlıklar kadına kıyafet giydirmiş fakat ona değer yargıları da biçmiştir. Modern zamanda kadın, özgür, bağımsız bir birey haline gelmiş olmasına karşın eril güç ilkel eylemlerini sürdürmeye devam etmektedir.  Bu nedenle kadını kalıba sığdırmaya çalışan uygarlıklar maalesef yok olmuşlardır. Bir heykeltıraş atölyesinde doğup büyüdüm. Babam Dimitri Dimitrov, Bulgaristan’ın en büyük heykeltıraşlarındandı. Babam mesleğini bana devretti. Heykelin bir kadın işi olmadığı fikirleriyle büyüdüm fakat heykel yapmanın cinsiyeti olmadığını ispatladığımı düşünüyorum.

 

Kadın dedik madem… Sanat camiasında cinsiyet ayrımcılığından sıklıkla söz ediliyor; kadın sanatçılar hem hükümete hem de bu yaklaşıma karşı ciddi bir varoluş mücadelesi verdiklerini dile getiriyorlar. Kendini piyasaya kabul ettirebilmiş yabancı bir kadın olarak siz katılıyor musunuz bu yorumlara?

 

“Yabancı” kelimesini doğru bulmuyorum çünkü burada büyüdüm. Aynı dili konuşarak benzer duyguları paylaşıyoruz. Ülkemizdeki kadın sorunları beni de çok üzüyor. Kadın olmak zor. Kadınlar arası dayanışmayla, farklı renklerimizle gökkuşağı gibi bir arada olduğumuz sürece güçlü mesaj verebiliriz. Kadına eşitlik hakları diğer ülkelerden önce, yasal olarak bu ülkede var oldu. Şu an kadın imajı ayaklar altına alınmış durumda maalesef. Bunlar üzücü şeyler. Biz kadınlar bununla mücadele ediyoruz, etmeliyiz de. Her alanda, her konuda ayrımcılığa karşı tavır almalıyız. Bizim olmadığımız bir evren de var olmaz. Orada ne sanat ne de yaşam var olur. 

 

Maria Kılıçlıoğlu, Evrenin Nabzı sergi görüntüsü

 

Siz ne tür zorluklar yaşadınız piyasada mesela? İşler geçmişte mi, şimdi mi daha zor sizce? 

 

Her dönemin zorluklarıyla mücadelem olmuştur. Kötünün iyisi kıyasını yapmak ne kadar doğru bilinmez ama bilmemiz gereken şey, ekonomi ve politika sanatı zorlu süreçlere sürüklemiştir. Şimdi de yarın da daha farklı olmayacaktır. Bir sanatçı olarak eğitmek ve hayatımızı sürdürmek çok zor.

 

Heykel yapmak son derece pahalı bir iş. Başımızı ekonomik krizden kaldıramadığımız bu dönemden üretiminiz nasıl etkileniyor?

 

Pahalılık konusunda size katılıyorum. Kazandığım her şey yine heykele dönüşüyor. Heykel pahalı bir iş ve büyük emekler harcanan bir sanat türü. Heykeltıraşlık bir iş olarak görünebilir fakat değildir çünkü sanat tutkunuzu paranın önünde tuttuğunuzda her şey değişir.  Bir sanatı oluşturmak için sadece düş gücü yeterli değil.  Sanatın her parçası ayrı bir süreçten geçer. Heykelin yapım aşaması sancılı bir dönemdir. 

 

Sürrealist ve fantastik öğelerden esinlenen bir sanatçı olarak politik süreç ne kadar yer alıyor sanatınızda?

 

Modern bir zamandayız ve düşüncelerimizi özgürce sanatımızda tasvir etmek de bizim hakkımızdır. Asırlardır devam eden bir geleneğin de yadsınmaz parçasıdır bu. Bizler yaşanılan dönemin aynalarıyız. Sorunları ve yaşanan zorlukları mutlaka eserimizin bir noktasında işleriz. Bizler sadece sevgimizi değil o an yaşadığımız her şeyi sanatın genetiğine işleriz. 

 

Son dönemdeki modern sanat anlayışı hakkında ne düşünüyorsunuz peki? Bazen eserden daha çok fikirler sanat eseri olarak yer alabiliyor sergilerde. Sizin sanatınız yeni dönem sanat furyası içerisinde nerede yer alıyor sizce? Gelecekte bu şekilde filizlenecek işleriniz olacak mı?

 

Hem heykeltıraş hem de ressam olarak şunu diyebilirim ki modern sanat karmaşık bir süreç. Bir eser aslında bir fikrin ana teması olacağı gibi aynı şekilde bir eseri yansıtmak için fikirle de açıklanabilir. Ben bu durumu karikatürize eden insanları örnek verebilirim. Bazı karikatüristler fikirlerini konuşma balonu olmadan verirken bazıları karikatürü konuşma balonlarıyla beslerler. Toplum olarak sözlü olan fikirlere karşı alerjimiz var. Eserlerimin, masalları ve en çok da Mezopotamya’nın kadim bilgilerini metalize eden ve kadim bilgileri sonsuzluğa taşıyan bir köprü olduğunu düşünüyorum. Bugünü de, yarını da ve geleceği de iç içe dokuyup bir simyacı gibi bilgilere biçim vermeye devam edeceğim. 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Please reload

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon