Londra'da sanat ve psikanaliz

10.01.2019

Londra’da 12-16 Kasım 2018 tarihlerinde The International Journal of Psychoanalysis’in 100. yaşı çerçevesinde, Sigmund Freud’un kişilik kavramından yola çıkan Persona sergisi gerçekleşti. The Institute of Psychoanalysis ve Central Saint Martins işbirliğiyle gerçekleşen karma sergide yer alan sanatçı Çağlar Tahiroğlu, Nihan Karahan’ın sorularını yanıtladı

 

910 kelime

 

Çağlar Tahiroğlu, Muallakta, 2018, Fotoğraf: Glenn Michael Harper

 

Öncelikle psikanaliz ve sanat kesişimindeki Persona sergisinin oluşumundan bahsedebilir misin? Sigmund Freud ve resmi biyografi Ernest Jones işbirliğiyle 1920’de kurulmuş, tarihi bir psikanaliz dergisinin 100. yaşını çağdaş sanatla kutlamasını nasıl değerlendiriyorsun? 

 

Central Saint Martins’de Kültür, Eleştiri ve Küratörlük yüksek lisans programından mezun olmalarına kısa bir süre kalan küratör adayları (1), benimle iletişime geçip düzenleyecekleri son sergide yer almamı istediler. Projede yer alan diğer sanatçılar ise Melik Ohanian, Jiaqing Mo ve Martina Camani. Sergi, kimlik ve kişiliğin değişik katmanlarını ve bu katmanların insan hayatının çeşitli alanlarıyla nasıl ifade bulduğunu; The Institute of Psychoanalysis’den daha önce görülmemiş arşiv materyalleri ve uluslararası çağdaş sanatçılar aracılığıyla göstermeyi amaçlıyordu. Bu sergiye psikanalist, sanatçı ve küratörlerin buluştuğu bir seminer eşlik etti. Sergi ilkleri barındırıyor çünkü The Institute of Psychoanalysis’in yaptığı ilk güncel sanat işbirliği, klasik beyaz küp bir sergi alanı değil ve yüzüncü doğum günü için anlamlı. Yaklaşık seksen yıl öncesine, Sürrealizm’e ve Dada’ya bakarsak, psikanaliz ve modern sanat arasında şu ankine oranla daha fazla organik bağ var olduğunu görürüz. Bu tür projeler, bu bağların tekrar sıkılaşmasını sağlayabilir. Düzenlenen organizasyon, sanatçılar ve psikanalistler arasında bir buluşma alanı yaratarak fikirlerimizi karşılaştırmamıza da olanak verdi. 

 

Sergide yer alan Muallakta (Suspended, 2018) isimli çalışman kimlik ve kişilik kavramlarını nasıl ele alıyor?

 

Bu iş Central Saint Martins’deki film arşivi üzerine araştırma yaptığım dönem ortaya çıktı. Arşivde oldukça karışık ve deneysel metotlarla yapılmış ve çok beğendiğim bir film keşfettim, bu da benim feminist yönetmen Sandra Lahire ile tanışmamı sağladı. Lahire’nin filmlerinin başlangıç noktası psikanalitik otobiyografi; kendi bedeni ve anoreksi üzerinden yola çıkıp toplumdaki kadın erkek güç dengeleri üzerine yorum getiriyor. Analoji olarak kuş figürlerini de yoğun olarak kullanıyor; kafesteki kuşlar, evdeki kuşlar, kendisinin anoreksiden hasar görmekte olan bedeniyle aynanın karşısına geçip kanat çırpışı… Buna yanıt olarak, Central Saint Martins içerisinde bulunan Lethaby Gallery’de, Correspondence (20 Şubat - 24 Mart 2018) sergisinde katılımcı bir performans, metin ve heykelden oluşan Vücüdumun O Kadar Farkındayım ki (I Am So Aware of My Body, 2018) isimli enstalasyonumu sergiledim. Sonrasında burada yarattığım heykelin kendi başına da sergilenip, başka anlamlar da bulabileceğini düşünüp bu projeye sundum.

 

Muallakta (Suspended, 2018) yeniden kurgulanmış eski bir mobilya, ışık kutusu ve içindeki gölgemsi kuş figürlerinden oluşuyor. Eski mobilyalar, bazı kadınların evin içine hapsolmuşluğuna gönderme yapıyor; kuşların hareketsiz ve duraklamış olması ise, kronoloji, çocukluk ve ev hatıralarını harekete geçirirken rasyonel düşünme mekanizmalarını karıştırıyor. Burada Freud’un bilinçaltı kavramına da bir gönderme var, bilinçaltında zaman yoktur ve bilinçaltı zamana hesap vermez. Ne travma varsa, o şekilde var olmaya devam eder, bunun da kimlik, kişilik ve daha ötesinde toplum üzerinde dolaylı etkileri var.

 

Çağlar Tahiroğlu, Muallakta, 2018, Fotoğraf: Glenn Michael Harper

 

Bu çalışman hakkında “evle ilgili ve travmatik” tanımın, çalışmanın plastik özellikleriyle (kadın temsili olarak değerlendirilen kuş imgesini hareketsiz olarak içine hapseden sıradan ve eski bir ev objesi) birleştiğinde “bastırılmış kadınlık travması ve kimlik üzerine etkisi” yorumuna yöneltiyor. Bu çalışmanın düşündürmesini istediğin açılımlardan biri midir?

 

İlhamımı psikanalitik teoriden alsam da, işlerimde direkt bir mesaj vermekten hoşlanmam, izleyicinin çoğul açılımlar bulması hoşuma gidiyor. Bu yüzden gölgelerle ve belirsizliklerle çalışırım ama evet, özellikle bu işte Lahire’in kadın/kuş analojisinden ve psişik yapı üzerinde travmanın etkisinden devam ettim diyebilirim.

 

Sanatçı kimliğinin yanı sıra klinik psikolog olarak da çalışıyorsun. Bu ikisi arasında bağlantıları nasıl kurduğunu paylaşabilir misin?

 

İkisi arasında gidip gelmekle beraber, bu bağlantıları kurmak aslında kavramlar arası araştırmamın bir parçası. Sanat pratiğime, Lyon Üniversitesi’nde Klinik Psikoloji ve Psikopatoloji yüksek lisansı yaparken başladım. Zaten bir süredir şizofreni hastalarında sanat terapisi üzerine çalışıyordum. Terapide sanattan yararlanma ve güncel sanat pratiği arasında başta amaç olmak üzere önemli farklılıklar var, yine de yaratıcılığın kökenleri bir yerde buluşuyor.

 

Bölümüm psikodinamik yaklaşım ve psikanaliz ağırlıklıydı, sanırım bu kadar yoğun sözel bir alanda kendimi görsel olarak da ifade etmek istedim. Sanat işlerimde hep psikanalitik teoriden yararlandım. Mesela travma, hareketsizlik ve donmuşluk hakkındaki işlerimde psikanalist Salomon Resnik’in şizofreni üzerine çalışırken yazdığı Glacial Times: A Journey through the World of Madness kitabından esinlenmişimdir.

 

Central Saint Martins’de de Sanat Departmanı’nda Sanat ve Bilim programını seçtim. Tezimi “Sürgün, Psikotravma ve Yaratıcılık” üzerine disiplinlerarası bir alanda yazdım. Bu işin içinde tabii ki politika da var. Öte yandan Sınır Tanımayan Doktorlar’la  psikolog olarak çalıştım. Güvensiz bölgelerde; silahlı çatışma, salgın hastalık veya doğal afet durumlarından etkilenen insanlara psikolojik yardım götürmek, bazen sanat terapisinden de yararlanmak sanat pratiğimle karşılıklı etkileşimde bulundu.

 

Çağlar Tahiroğlu, Muallakta, 2018, Fotoğraf: Glenn Michael Harper

 

Psikanaliz bilime, sanat ise sırra yakın denebilir. Psikanalizin sanat pratiğinle bağlantısını bu açıdan nasıl değerlendiriyorsun?

 

Evet psikanaliz bilime yakın olabilir, sonuçta modern klinik psikolojiye öncülük etti ve temelini oluşturdu. Ancak psikanalizde, kişinin eşsiz sübjektif yaşantısına bağlı, işlerin sonucu bilmemeyi kabul etmeye dayalı olan bir gizem de var. Freud, “Benlik, kendi evinin efendisi değildir” diyor. Psikanalitik kür sonrasında kimseye sonsuz mutluluk vadedilmiyor. Yaratıcılık ve sanat ise psikanaliz için hem ilginç hem de gizemli konular. Bu noktada Freud’dan ziyade çağdaş psikanalist D.W. Winnicott’un “Yaratıcılık, bir libido süblimasyonu değildir, en temel insan dürtülerinin başında gelir” ifadelerini tercih ediyorum. Sanatın belirsiz, daha içgüdüsel olan metodolojisinin bu dürtüyle ve de bilinçaltından gelen işaretlerle ilgisi var. İnsanın sırlarını inceleyen bu disiplinlerin birleşebilecekleri alanlar açmalarının her iki alan için de faydalı ve yaratıcı olacağını düşünüyorum. 

 

Martina Camani, Performans, They Shines With Both, Fotoğraf: Glenn Michael Harper

 

(1) Küratörler: Kratika Baderiya, Maddy Ciani, Marco Galvan, Vera Gan, Xueyan Candace Ouyang, Carla Ferreira Valois Lobo ve Mimi Wong.

 

*Persona: Latince tiyatro maskesi, maske, kimlik.

 

The International Journal of Psychoanalysis’in diğer 100. yaş etkinlikleri hakkında daha fazla bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Please reload

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon