Kültürel temsiliyet bağlamında müze

11.01.2018

 Afrika ve diasporasından çıkan çağdaş sanat üretimlerini sergileyen en büyük kurum olma özelliğiyle öne çıkan Zeitz MOCAA üzerinden müze, çok kültürlü toplumlar ve kültürel temsiliyet kavramını inceledik

 

Heatherwick Studio, Avludan girişe doğru bakış, Fotoğraf: Iwan Baan

 

2010’daki FIFA Dünya Kupası ve 2014’teki Dünya Tasarım Başkenti etkinliklerinden sonra Afrika’nın önemli merkezlerinden biri haline gelmiş olan Cape Town’un kıyı şeridinde yürüyorum. Ekonomik uçurumlarla karakterize olan bu şehrin en yüksek ucunda bulunan V&A Waterfront bölgesindeyim. Tasarım dükkanları, yüksek tavanlı kafeler ve sanat galerilerinin arasından geçip nihayet ünlü mimar Thomas Heatherwick tarafından eski bir silodan dönüştürülmüş olan The Zeitz Museum of Contemporary Art Africa’nın kahverengi duvarlarına ulaşıyorum. Geçtiğimiz Eylül ayında açılan, Zeitz MOCAA, Afrika ve diasporasından sanat üretimlerini sergileyen en büyük kurum olma özelliği taşıyor. 

 

Zeitz MOCAA, Heatherwick Studio, Silo Meydanı'ndan Zeitz MOCAA'ya bakış, Fotoğraf: Iwan Baan

 

Afrika’nın, Avrupa ve Amerika merkezli sanat üretimlerine kıyasla yadsınamayacak derecede az olan görünürlüğünün artması konusunda geçtiğimiz on yılın oldukça verimli olduğu söylenebilir. Angola Pavyonu’nun Venedik Bienali’nden ödülle dönmesi, ertesi yıl Bienal’in başına Nijeryalı küratör Okwui Enwezor’un getirilmesi, Ganalı sanatçı El Anatsui’nin teneke parçalarıyla yaptığı dokumaların Metropolitan Müzesi Koleksiyonu’na girmesi ve MoMA’nın 1965 sonrasında Güney Afrika’ya odaklanan bir sergi düzenlemesi gibi gelişmelerle kıtanın sözgelimi birinci dünya ile olan kültürel diyalogunun canlandığı uluslararası medyada sıkça dile getiriliyor. Okwui Enwezor’a göre bu diyalog içinde araştırmaları destekleyecek, yetkili aktörler yetiştirecek ve bu sayede de Afrika sanat tarihi ile ilgili söylemleri oluşturacak bir kurumun eksikliği söz konusuydu. Müzenin direktörü ve baş küratörü Mark Coetzee’nin bu alanda söylem oluşturmak, kültürel mirası korumak, dünya ile arasında diyalog yaratmak ve kamuya erişilebilir olmak şeklinde tanımladığı misyonlar da, Zeitz MOCAA’nın bu diyalogdaki boşlukları gözlemlediği ve doldurmayı hedeflediğini gösteriyor. 

 

Zeitz MOCAA, Heatherwick Studio, Liman görüntüsü, Fotoğraf: Iwan Baan

 

İstanbul Modern’in müzeye özel tasarlanacak bir binaya taşınacağı, Vehbi Koç Vakfı Çağdaş Sanat Müzesi’nin açılacağı haberlerinin duyurulduğu Türkiye’de de müzecilik tekrar tartışmaya açılan bir konu. Bu bağlam içerisinde, ortak paydalarından biri çok kültürlülük olan Güney Afrika ile Türkiye’yi aynı kriterler çerçevesinde karşılaştırmak, Türkiye’deki müzecilik sektörü özelinde sorgulamalar yapmamıza da kapı açabilir.

 

Zeitz MOCAA’nın öne çıkan misyonlarından ve kulağımıza hiç de yabancı gelmeyen “erişilebilirlik” kavramını Mark Coetzee’nin bir röportajında bahsettiği kültürel temsiliyete erişim bağlamında incelemek Güney Afrika ve Türkiye’de müzelerin çok kültürlülüğünü tartışmak için faydalı bir çerçeve oluşturabilir. Coetzee röportajında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi’nde yer alan ve çok kez geri planda kalan bir hak olarak kültürel temsiliyet ve kişinin kendi kültürüyle bağlantılı aktivitelere erişimine de değiniyor. 

 

Kudzanai Chiurai 

 

Güney Afrika’nın önde gelen insan hakları savunucusu ve din adamı Desmond Tutu’nun Gökkuşağı Ülkesi olarak adlandırdığı ülkede onlarca kabileye ayrılan yerli siyah ırklar, göçlerle gelmiş olan Hintli ve Asyalılar ve sömürgeci güçlerden gelen İngiliz, Hollandalı ve Fransızlar aynı topraklarda yaşıyor. Fakat ülke 1500’lerden itibaren sömürgecilik, 1948’den 1994’e dek ise Apartheid adı verilen ırksal ayrımcılığa dayalı bir yönetim şekli altında yaşamış. Bu geçmiş vatandaşların ırklarına göre farklı haklara (mülkiyet, hareket veya politik haklar) sahip olduğu, bu paralelde de farklı ekonomik sınıflara ayrıldığı bir toplum yaratmış durumda. Temelleri bu tarihsel süreç içinde gelişen ekonomik, politik ve sosyal problemler ise baki.

 

Benzer şekilde Türkiye’de de Osmanlı İmparatorluğu’ndan devralınan çok kültürlü toplum imparatorluğun son dönemleri ve cumhuriyet tarihi içinde gerek yasalarla gerek toplumun manipülasyonu yoluyla organik bir şekilde aşınmaya uğramış durumda. II. Dünya Savaşı sonrası artan ulus devlet kavramını kendine adapte etmeye çalışan modern Türkiye’de Türk-Müslüman olmayan, Çerkez, Kürt, Ermeni, Laz, Hristiyan ve Yahudi gibi azınlıkta olan etnik yapılar hızla seslerini kaybetmişti ve kaybetmeye devam ediyor. Bu toplulukların politik düzlemdeki yetersiz temsiliyetinin yarattığı sosyal problemlerin çözümünde sanatın bir ses verme işlevi üstlendiğini söylemek yanlış olmaz sanıyorum. Bu seslerin duyurulmasına alan açan mekânlar olarak sosyal problemlerin çözümünde yer almak ve toplumsal faydayı gözetmek pekala müzelerden talep edilen bir beklenti olabilir.

 

Kendell Geers, George Prassas O & PL 

 

Zeitz MOCAA’nın açılış sergilerinden bir tanesi olan ve Mark Coetzee’nin küratörlüğünde düzenlenen All things being equal… (Diğer her şey eşit olduğunda…) sergisinde de “Ben müzede nasıl temsil edileceğim?” sorusundan yola çıkılmış olması müzenin, kültürel temsiliyet bakımından bir bilince işaret ediyor. Sergide, Türkiyeli izleyicinin de geçtiğimiz sene İstanbul Modern’deki retrospektifinden hatırlayacağı Roger Ballen ile Afrika’nın kuzeyinden güneyine, farklı kökenlerden kırk bir sanatçının eserleri yer alıyor. Sergideki bu çokseslilik sadece serginin kavramsal çerçevesinin değil müzenin üstlendiği misyonların da bir uzantısı. Müze hem çalışanları hem de koleksiyon stratejisi bakımından çok büyük çoğunlukla Afrikalı veya Afrika kökenli kişileri bünyesine katıyor. Tabi burada başlı başına ayrı bir yazıda tartışılması gereken, Güney Afrikalı sanat eleştirmeni Matthew Blackman’ın Alman bir koleksiyoner (Jochen Zeitz) tarafından doldurulan, İngiliz bir mimarlık firması (Heatherwick Studio) tarafından tasarlanan ve beyaz bir Güney Afrikalı (Mark Coetzee) tarafından yönetilen bir Afrika sanatı müzesinin artık Afrika ile pek de alakası kalmadığı yönündeki karşı eleştirisinden de bahsetmeden geçmemek gerekir.

 

Nandipha Mntambo

 

Network of European Museum Organisations’ın 2016 yılında yayınladığı Museums, migration and cultural diversity: Recommendations for museum work raporunda müzenin sergi ve diğer programları yoluyla kişisel görüşlerin oluşması ve izleyiciler arası iletişime geçit açması yoluyla farklılıklar ve benzerliklere dair bir anlayış geliştirilmesinde işlev sahibi olduğundan bahsediliyor. Çok kültürlülük kavramına da buradan hareketle bakarsak, çok kültürlü bir coğrafyanın sorunlarının -ve çözümlerinin- temelinde yatan iki kavram olarak benzerlik ve farklılıklardan bahsedebiliriz.

 

 Sethembile Msezane

 

Zeitz MOCAA’nın kültürel temsiliyet yönünde koyduğu hedefleri ne ölçüde gerçekleştirebileceği uzun vadede değerlendirilecek bir konu. Türkiye cephesinde ise, özel ve kamuya ait müzelerin kültürel arşivleme bakımından birincil önemdeki koleksiyonlarının oluşturulma stratejileri ve içeriklerinin farklı kimliklere yönelik kapsayıcılığını yorumlamak için gerekli bilgi büyük çoğunlukla kamuoyu açısından erişilebilir değil.

 

Tarihsel olarak, mübadele, Kürt politikaları, 6-7 Eylül olayları gibi mihenk taşları içeren ve ağır bir sis gibi on yıllardır dağılmayan bu tansiyon güncel olarak da göçmen krizi ve LGBTİ bireylere yönelik şiddet eylemleri ile katlanıyor. Çok kültürlülüğün bir tehdit olarak görülüp yok sayılmaya çalışıldığı bir ülkede müze kurumunun bu farklılıkları barışçıl bir ortamda müzakere etme görevini üstlenmesi kamuoyunun haklı bir talebi olabilir.

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Please reload

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon