İmge, coğrafya ve görünen manzara

Hasan Özgür Top, Zilberman Gallery’de 17 Ağustos’a dek devam etmekte olan ve Burçak Bingöl’ün küratörlüğünde hazırlanan Genç Yeni Farklı 10: Devam Etmek Gerek sergisinde Manzara Çalışmaları serisinden işlerle yer alıyor. Pratiğinde hareketli görüntünün iktidarla olan ilişkisini irdeleyen sanatçı, üretimi üzerine İlker Cihan Biner ile konuştu
 

☕️ 10 dakikalık okuma

 

Hasan Özgür Top


Hasan Özgür Top 1987 yılında Antalya'da doğar. 2008'de başladığı Marmara Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesinden’nde henüz öğrenciyken estetik üretime başlar ve 2014 yılında mezun olur  Kamusal mekânlarda çeşitli sticker’lar, korsan enstalasyonlar yapar. Haber ve reklam görüntülerini ters-yüz ederek başka formlara dönüştüren sanatçı görsel imgelerin dolaşımını incelemeye koyulur. Özellikle Gezi Direnişi’yle beraber televizyon, sosyal medya gibi geniş sahalardaki görüntülerin iktidarla olan bağlantılarını soruşturur. 


Hasan Özgür Top bir yandan memlekette eksik kalan ve soruşturmakta zorlandığımız başka bir meseleyi de dert edinir. Sanatçı 2015-2016 yıllarında IŞİD'in düzenlediği pek çok saldırıyı gündemine alırken örgütün propaganda videolarındaki görüntü düzeneğini incelemeye başlar. Temayı yalnızca memleket coğrafyası ile sınırlamayıp örgütün başka eylemlerine, stratejilerine dair çeşitli analizler geliştirir. (1) Sabır isteyen meselelerin altından kalkan sanatçı Ortadoğu'nun alacakaranlık bölgelerine gerçekleştirdiği seyahatlerle de coğrafyanın kokusuna, ritmine hâkim olur. Oryantalizme saplanmadan terk edilmiş alanları, düzlükleri, savaş mekânlarını resmeder. Zilberman Gallery'de, küratörlüğünü Burçak Bingöl’ün yaptığı Genç Yeni Farklı 10: Devam Etmek Gerek adlı karma sergide de sanatçının bu deneyimlerinden yola çıkarak oluşturduğu çalışmalar yer alıyor. Manzara Çalışmaları adlı bu seriye istinaden Hasan Özgür Top ile imge ve coğrafya ilişkisi, iktidar ağlarının görüntü düzenekleriyle kurduğu bağlantılar ve eserlerinde görünür kıldığı mevzuları konuştuk.
 

Hasan Özgür Top, Iraq or Syria, 2018, Tuval üzeri yağlıboya, 18 x 28.5 cm


Sergideki eserlere başlamadan önce hareket noktan ne oldu? 

 

IŞİD gibi selefi cihatçı örgütlerin yayınladığı infaz videoları hakkında bir makale hazırlamaya çalışırken bir şey dikkatimi çekmişti: Bu örgütlerin 2010'ların ikinci yarısına kadar yayınladığı bütün infaz videoları iç mekanlarda çekilmişken, Arap Baharı'ndan sonra yayınlanan videoların hemen hemen hepsi dış mekanlarda çekilmişti. Aslında bu durum örgütlerin askeri kapasiteleriyle çok ilgili. Örgütler güç kazanıp kimi bölgeleri ve şehirleri ele geçirdikçe, videolar da hücre evlerinden dış mekanlara taşındı. Kalabalıklaştı, kompleksleşti, sofistikeleşti.

 

Videolardaki bu mekan değişimi ve dış mekanlarda geçen yeni videolarda görülen coğrafyaların videolardaki anlamı üzerine düşünmek, beni savaş ve coğrafya ilişkisine odaklanmaya sevk etti. Sun-Tzu, Carl von Clausewitz, Võ Nguyên Giáp ve Carlos Marighella'nınkiler gibi, savaşın ve asimetrik savaşın klasiklerinde coğrafyanın nasıl ele alındığını anlatan metinlere göz attım. Bu insanların coğrafya algısıyla, benim algım arasındaki fark bana ilginç geldi. Söz gelimi, bir ormana baktığınızda ne görürsünüz? Ağaçlarla iç içe güzel zaman geçirebileceğiniz bir yer mi yoksa birliklerinizi gizleyebileceğiniz ya da mekanize tugayınızı geçirmekte zorlanacağınız bir taktik saha mı? Daha genel çerçevede, insanın parçası olduğu doğayı tanımlayışı da zaman ve özneye göre farklılıklar gösteriyor: Coğrafya, barındırdığı habitatla bizler için hayatta kalmanın zor olduğu vahşi doğa mıdır, yoksa kucaklayan ve nimetler sunan tabiat ana mıdır?

 

Bu bağlamda, Yves Lacoste'un Coğrafya Savaşmak İçindir isimli kitabının üzerimde etkili olduğunu belirtmek isterim. Lacoste bu kitabında jeo-strateji üzerine temel fikirlerini ortaya koyarken aynı zamanda coğrafyanın insanın soyutlama, iletişim ve işbirliği yetilerindeki yerini antropolojik temellere dayandırarak açıklıyor. Bir insan topluluğunda, avcı takımının üyeleri, avlanmak için gidip gördükleri uzak ve yeni yerleri, topluluğun o yerleri henüz görmemiş üyelerine nasıl anlatmaya çalışmışlardır? Bugün, ekranımızdan izlediğimiz ve şiddet içermeyen bir görüntüsüne rastlamakta zorlandığımız, içinde yaşamadığımız ya da hiç görmediğimiz coğrafyalar bizlere kimlerce nasıl anlatılıyor? Bunların beni bu seriyi üretmek için harekete geçiren sorular olduğunu söyleyebilirim. Bu coğrafyalar, üzerinde ve altında yaşayan canlılar; savaşan unsurların pek çoğu için yalnızca taktik birer öğe olarak görülüyor. Ben bu coğrafyalarla başka türden bir ilişki kurma imkanımı kaybetmek istemiyorum. Bu coğrafyaları üzerinde sadece ve sadece savaş yapılabilecek yerler olarak görmek istemiyorum.

 

Hasan Özgür Top, Iraq or Syria 2, 2018, Tuval üzeri yağlıboya, 18 x 28.5 cm

 

Çalışmaların izlenimci perspektiften koparak Ortadoğu'ya dair bir belgeye dönüşme potansiyeli taşıyor. Nitekim oryantalist dokunuşlara dönüşmeyen eserlerle karşı karşıyayız. Resmetmeye giriştiğinde nelere dikkat ettin? 

 

Söylem üretmeye çalışırken kendimi nereye konumladığımı her zaman önemserim. Bu seriyi üretirken kendimi bilgisayarımın başında konumladım. Çünkü bu coğrafyalarla kurduğum ilişki çoğunlukla bilgisayarımın ekranında gördüğüm, izlediğim görüntülere dayanıyor. Bu sebeple resimleri, bilgisayar ekranımla aynı büyüklükte yaptım. 15'' olan bilgisayar ekranımla aynı ebatta, 18x28,5 cm ölçülerinde tuvaller kullanarak bu görüntüleri ekranımda gördüğümü, bu coğrafyalarla bizzat orada bulunarak değil, genellikle haber-propaganda görüntüleriyle ilişkilendiğimi öne çıkarmak istedim. Benim konumumu hesaba katmayan aksi bir tavrın, ucu bu coğrafyalarda yaşayan insanlar için onların yerine konuşmaya kadar gidebilecek problemli bir sürecin tetikleyicisi olabileceğini düşündüm. Ayrıca videoların barındırdığı renk, çözünürlük, netleme, kimi dijital efektler gibi plastik öğelere; videoların yayınlanmış orijinal hallerine de sadık kalmaya çalıştım. Bugünlerde bu coğrafyaları dolaylı bir veri akışıyla görebildiğimi, videoların birileri tarafından çok net politik amaçlarla oluşturulmuş olduğunu ve izlenimimin sınırlarını anımsamak ve anımsatmak istedim.

 

Hasan Özgür Top, Al-Dumayr, 2018, Tuval üzeri yağlıboya, 18 x 28.5 cm

 

Manzara Çalışmaları adlı serinin devamı gelecek mi? 


Evet gelecek. Her dönem kendi teknolojik olanakları ölçüsünde kendi kayıt, montaj ve paylaşım biçimlerine sahip oluyor. Bu seride bugünün dijital estetiğini yaratan bileşenlerin yer almasına önem verdim. Cep telefonunun dik tutulmasıyla çekilen bir videoda görüntünün sağ ve sol yanına eklenen bulanıklaştırılmış görüntü, videoların sahip olduğu 16/9 ya da 4/3 gibi farklı ölçekler, 360p ile 1080p arasında gidip gelen çözünürlük farkları, render hataları gibi unsurlara resimlerde yer verdim. Bu beş resimde yer almayan günümüz dijital estetiğine dair kimi başka formların olduğu diğer videolar da var ve bunlarla bu seriye bir müddet daha devam etmek istiyorum. Sonrasında bu serinin bir başka adımı gibi görülebilecek, kısmen farklılık taşıyan bir başka seri üzerine çalışmayı planlıyorum ancak onun adına konuşabilmem için henüz erken.

 

IŞİD videolarına dair incelemelerin ve radikal İslamcı örgütlerin görsel propagandalarına dair analizlerin var. Yaklaşık beş yıl önce bilhassa IŞİD gibi örgütlerin görselleri, görüntüleri çok çabuk yayılıyordu. Bugün bu yıkıcı, karanlık düzenlemelerin akıbeti ne durumda? 

 

IŞİD askeri olarak epey geriletilmiş durumda. Örgüt Suriye ve Irak'ta, hilafetin başkenti olarak ilan ettiği Rakka başta olmak üzere, kontrol ettiği bölgelerin yaklaşık olarak tümünü kaybetti. Bu durum videoların içeriğinde, sıklığında ve sirkülasyonunda da kendini gösteriyor. Eskisi kadar sık video paylaşımı olmuyor. Dış mekanlarda kalabalıkları gösteren videolara pek rastlamıyoruz. Onlarca kişinin infaz edildiği yahut hayal etmesi güç yöntemlerle yapılan infazlar içeren videolarla da pek karşılaşmıyoruz. Ancak, örgütün propaganda anlayışında bir değişiklik olduğunu söyleyemem. IŞİD'in askeri ve örgütsel kapasitesini eski günlerdeki hacmine ulaştırması halinde, geçmişte gördüğümüz tipte videoları yeniden göreceğimizden hiç şüphem yok.

 

Hasan Özgür Top, Tripoli, 2018, Tuval üzeri yağlıboya, 18 x 28.5 cm

 

İbn-i Haldun'a da gönderme yaparak çatışmalar, sürgünler, iktidar savaşları derken coğrafyanın yazgı ile bağlantısı konusunda nasıl bir bakışa sahipsin?

 

Bugünlerde coğrafya denince aklımıza ilk gelen şeylerden biri Haldun'un özellikle sosyal medyada epey popüler olan “coğrafya kaderdir” sözü olsa gerek. İklimin ve coğrafyanın, uygarlıkların biçimlenmesindeki güçlü belirleyici rollerini yadsımak kuşkusuz saçma bir hata olur. Ancak bunu mistik bir anlatı ve yazgı olarak ele almanın, bu coğrafyalarda yaşayan toplulukların bu yazgıdan başka bir gelecek iddiası ve tahayyülünün asla olamayacağını baştan kabul etmek olacağını düşünüyorum. Üstelik bahsi geçen felaketlerin ezici bir çoğunluğunun insanın siyasi sebeplerle, kendi eliyle yarattığı felaketler olduğunu düşünürsek... Yaşadığımız sınırlı zamanda edindiğimiz bilgi, izlenim ve deneyimler neticesinde, dünyanın kimi bölgelerini ezelden beri yalnızca korkunç olaylara ev sahipliği yapmış ve bu yazgısından kurtulamayacak lanetli yerler gibi (Bermuda Şeytan Üçgeni gibi) görmeye bir yatkınlığımız var sanırım. Örneğin, Orta Doğu bataklığı deyişi bunun açığa çıktığı söylemlerden birisi. Genel geçer bazı söylemler ise şöyle devam ediyor: Orta Doğu; ne yapılırsa yapılsın asla güzel günlere ev sahipliği yapamayacak bir bataklık... Afganistan; modern tarihinde savaştan, terörden, süper güçlerin işgallerinden başka hiçbir şey yaşamamış lanetli toprak parçası... Meksika ve Kolombiya; sonsuza dek uyuşturucu kartellerinin oyun sahası olacak kara yazgılı memleketler; Guatemala; iç savaşlardan yakasını asla kurtaramayacak bir cehennem...

 

Ben bu türden izlenimlere, hislere kolayca teslim olmak istemiyorum. İnsanlık, özellikle yakın tarihte coğrafyaların kaderlerinin iyi ya da kötü yönde büyük bir hızla değişebildiğini gördü. Örneğin bugün dünyada on milyonlarca insanın yaşamak için can attığı yerlerin, bundan 50-60 sene önce tarihte eşi görülmemiş toplama kamplarına, pogromlara, katliamlara, sürgünlere ev sahipliği yaptığını hayal etmekte zorlanıyoruz. Coğrafya ve iklim, antropolojik bir bakış açısıyla çok güçlü -ve dahi mutlak görünen- belirleyicilerse bile, ben insanların kendi kaderlerini belirleme kapasitelerine olan inancımı öncelemeyi ve sürdürmeyi tercih ediyorum. Aksi halde bu konu hakkında dile getirmem gereken bir sözüm olamazdı sanırım.
 

Hasan Özgür Top, Sana’a, 2018, Tuval üzeri yağlıboya, 18 x 28.5 cm


1) Sanatçı Medyascope'a iki kapsamlı röportaj verir.  Söyleşilerde IŞİD'in propaganda videoları ve örgütün stratejilerine dair kapsamlı meselelere işaret eder: 

İlki: https://youtu.be/yVVTTzeb1a8
İkincisi: https://youtu.be/k3aqKG6z-AU

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Please reload

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon