Hayli dişli bir anons: Başkente bienal geliyor

28.12.2017

Ankara Sıhhiye'deki CerModern'in Aralık başında düzenlediği Genç Sanat Bienali Forumu, kente böylesi bir etkinliğin gerekliliğini her açıdan ve uluslararası ölçekle tartışmaya açmasıyla önemli bir sorumluluk üstlendi. Bienal deyince akla ilk gelen imzalardan René Block'un teklifi ise hayli “dişli” oldu: "Dünyanın da, Ankara'nın da bir bienale ihtiyacı yok. Ama..."

 

 

Hadi, iğneyi kendime batırayım: İçinde benim de bulunduğum kültür-sanat güruhunun her ne hikmetse hep İstanbul merkezli “statik” ve “dinamik”leri, “geride bıraktığımız” yılın tahlil ve kaymak grafiğini harıl harıl tayine girişsin; ülkemizin başkenti Ankara'da, değil bu aya, yılın tamamına iz bırakacak içtenlik ve niyette bir etkinlik düzenlendi. 1 ve 3 Aralık 2017 tarihleri arasında düzenlenen CerModern imzalı bu etkinliğin başlığı, Ankara Genç Sanat Bienali Forumu idi. 

 

Bir üniversite kenti olmasının getirdiği gençlik ve bilgi üretimi potansiyeli üzerinden, Ankara ve Dünya için bir başka Genç Sanat Bienali'nin gerekliliği, büyük bir öngörü, duyarlıkla seslendirildi, meselenin özüyle, ilgili coğrafyada ve o coğrafyanın insanları refakatinde, aynı satıh ve zamanlamayla yüz yüze gelindi. Üstelik bu etkinlik, kentin (kitsch) sanata (ve kamusal alanda sanat talebine) kayıtsız kalmayan bir önceki belediye başkanının görevden ayrılmasının hemen ardından gerçekleşmesiyle de, manidar bir zamanlama sundu.

 

2 - 3 Aralık tarihlerindeki toplantılarına tanık olduğum forum, beraberinde yıl sonuna kadar açık kalacak Sıfır başlıklı bir karma sergiyi de getirdi. Emre Lüle, Asaf Erdemli (Döngü / Dönüşüm), Erdal Duman, Fırat Engin, Fırat Güner, Artem Volokitin ve Ramazan Can'ın katıldıkları bu sergide, estetik ifade açlığı kadar, politik ve kültürel eleştiri talebi de gözetilmiş, izleyiciyle (mekânın da tanıdığı imkân doğrultusunda) fersah fersah paylaşılmış oldu. Tıpkı, Emre Lüle'nin gelenek ve geleceği yoğurduğu alternatif, özeleştirel Yaşam sunağı ve Asaf Erdemli'nin çalışmaları gibi. 

 

Ankara Genç Sanat Bienali Forumu

 

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Genç - Des programı, Goethe Enstitüsü ve Hollanda Büyükelçiliği tarafından desteklenen çalışmada, CerModern Sanat Programları Yönetmeni ve Bienal Forumu Genel Koordinatörü Zihni Tümer'in emekleri başı çekti. İki gün boyunca, çayı, kahvesi, atıştırmalıklarıyla gösterdiği samimi ev sahipliğinin yanı sıra, toplantılardaki  heyecanı da gözden kaçmayan Tümer, yaptıkları etkinlik üzerinden, misafirlerinin sunumlarındaki yerel ve uluslararası örnekleri birer tartışma ve analiz kaynağı olarak, Ankara lehinde değerlendirmek istediklerini vurguladı. Tümer geçmişin koşullarıyla, bugünü ve yarını, vakalar üzerinden, Ankara'nın çıkarları doğrultusunda tartışmanın gerekliliğini, forum salonunu dolduran genç-yaşlı sanat izleyicisine pek çok defa aktardı. Ankara Genç Sanat Bienali Forumu, içgüdüsel olarak, İstanbul'da geçtiğimiz haftaya damgasını vuran ve güzel sanatlar fakültesi çıkışlı genç sanat emekçilerini “usta”larla hemzemine taşıyan BASE platformuyla aynı hayırlı “karın ağrıları”nı taşıyordu desem, sanırım çok büyük bir yanlış olmazdı. BASE, sergilediği eserler kadar, bir araya getirdiği toplantı konuları ve bunların başlıklarıyla da, ötesi, bu toplantıların YouTube üzerinden arşivlenip, ileride de yayınlanma ihtimaliyle de, bir “fuar”, “bienal” yahut “etkinlik” olmanın da ötesine meraklı ruh haliyle, son derece değerliydi keza. İşte bu kalın parantez üzerinden bakmamız gerekirse, Ankara Genç Sanat Bienali Forumu'nun da konukları arasında başı çeken 4. Uluslararası İstanbul Bienali Küratörü Dr. René Block, forumun büyük ilgi gören ismi oldu. 

 

Almanya / Karlsruhe ZKM Medya Sanatları Müzesi yöneticisi Prof. Franz-Bernhard Serexhe, Prof. Marcus Graf, Prof. Ahmet Gürata, Sanatçı-yazar Andreas Treskeyer ve Prof. Tansel Türkdoğan'ın da katıldıkları forumda, bienallerin tarihçesini aktaran Marcus Graf'ın ardından söz alan Block, kültür ve sanat etkinlikleri üzerinden palazlanan rekabetçi iklime eleştirel bir bakış doğrulttu ve bienal denen yapının, fuar hayhuyunda tıkanmış bu atmosferde giderek işlevsizleştirildiği uyarısında bulunarak, "Hayır," dedi. "Ankara'nın da, dünyanın da yeni bir bienale ihtiyacı yok." 

 

Block hemen ardından, bu fikrin, Ankara'da düzenlenecek olası yıllık bir “Salon sergisi” ihtimalinin de önünü tıkayacağını düşündüğünü söyledi. Kuşkusuz, Block'un bu kışkırtıcı çağrısının altında, mevcut, kaotik ve işlevsiz etkinlikler silsilesinin bir eleştirisi de yatıyordu. Vaktiyle Almanya'da, çağdaş Türk sanatını neredeyse sahiplenen bir yönetim anlayışı güden Tanas isimli bir sanat kurumuna da imza atmış olan kıdemli sanat adamı, sunumunda Documenta'nın dahi bu “kirlilikten” ve “hızdan” nasibini aldığını gizlemedi. 

 

Dünyanın en köklü bienali olarak isim yapmış Venedik Bienali'nde başlatılan ülke pavyonu çıkışlı, rekabetçi ve ulusalcı bu bakışın bugün alenen sorgulandığına işaret eden René  Block, günümüzdeyse, gerek ulusal pavyonlar, gerekse bienal yapılarının bu değerleri giderek terk ettiğini ve kendi kültürel çeşitlilik ve sürprizlerini araştırıp, yansıtma gayretinde olduklarını kaydetti. Venedik'i takiben, Sao Paolo ve Sydney Bienali gibi farklı modellerin gündeme geldiğini belirten Block, küratörlük müessesesinin de tam bu koşullarda ortaya çıktığını ve İstanbul Bienali'nin de gerek model, gerekse zamanlama olarak Sydney Bienali ve São Paulo modeli ardından kendini dünyaya tanıttığına değindi. Konuşmasında Paris Bienali'nin disiplinler ötesi ruhuna da atıfta bulunan René Block, bu etkinliği, dönemin kültür önderi André Malraux'nun açtığına dikkati çekti ve bunu takip eden sanatsal aktivitelerde yerelliğin ve konumun aktif hale geldiğini ifade etti. Block bu bakışın ayrıca, film, müzik, sanat, dans gibi başlıklarla evrilerek farklı noktalara çekildiğinin altını çizdi. 

 

Block, 1980'lerin ortalarında İstanbul'un bir bienale gerek duyduğuna atıfta bulunarak, adı bienal olmasa bile -gerek Melih Fereli, gerek Beral Madra ve gerekse Fulya Erdemci ile Emre Baykal'ın varlıkları dahilinde- önemli bir ekip ve İKSV'nin katkıları ile düzenlenen ilk birkaç etkinliğin önemini tekrarladı.  

Bu koşullarda ortaya konulan küratöryel sunumun son derece güçlü olması gerektiğine atıf yapan René Block, Venedik Bienali'nin ise geçen zaman içinde artık ne yerel bir sanat izleyicisinin olduğunu, ne de iletişimini doğru kurabildiğini ifade etti. 

 

1968 siyasal dalgasının toplum ve sanat açısından yarattığı üretim ve yansımaların da gözardı edilmemesi gerektiğini belirten René Block, bu koşullarda palazlanan Documenta içinde genç sanatçılara özel bir bölümün oluşturulduğuna ve ödül mekanizmasının da kaldırıldığına değindi. 

Geçen zaman içinde yapılan 1994 Manifesta oturumunun genç Avrupa sanatı için hayatiyetini vurgulayan Block, bu süreçte çağdaş Türkiye sanatını Avrupa'ya tanıtan İskele sergilerine de atıfta bulundu. Bu süreçte düzenlenen ESSL Orta ve Doğu Avrupa Sanat Ödülü’ne de arka çıkan René Block, eğitimini sürdüren genç sanatçılara yönelik bir sanat ödülünün teşvik ediciliğini övdü ve geçen zamanda İrem Tok ve Volkan Kızıltunç gibi sanatçıların bu ödülleri kazandığını belirtti. 

 

Ankara Genç Sanat Bienali Forumu

 

Etkinlikte söz alan İstanbul Goethe Enstitüsü Müdürü Eva Marquardt ise gelecek yıl, Bauhaus akımı ve mimarlık disiplini üzerinden bir yılı aşacak bir etkinliği, Bauhaus'un 100. yıldönümü münasebetiyle Türkiye'ye taşımak istediklerini müjdeledi. Bu kapsamda izleyicilere, Türkiye çağdaş sanatı adına önemli bir müjde de, Erkan Özgen'in son İstanbul Bienali'nde de sergilenen ve konuşma engelli bir Suriyeli küçük bir çocuğun savaşı anlattığı videosunun, Tate Modern Sanat Müzesi koleksiyonuna alındığı yönünde verildi.

 

Forumda bir sonraki sunum ise, Franz-Bernhard Serexhe’e ve Andreas Treskeyer'e aitti. Yeni medya sanatı ve eleştirel düşünce üzerine yaptıkları sunumda söz alan Serexhe, teknoloji ve iletişimin büyük hızla erişilebilir hale geldiği günümüzde "herkesin sanatçı olabileceği" meselesini sorunsallaştırarak, Documenta örneğini aşırı araştırmacı bulduğunu ifade etti. Bugün artık “hakikat sonrası” bir dönemi yaşadığımızı belirten Serexhe, yaşanan bu dijital devrimde kentlerin de kaçınılmaz olarak kendi kültürel kimliklerine ihtiyaç duyduklarının önemini vurguladı. Ondan önce söz alan Treskeyer ise şu önemli soruyu salona aktardı: "İnsanlar bir kente niçin gelirler?" 

 

İkili, sunumlarında ayrıca günümüzde yeni medyayı, ancak yeni medya kullananların anlayabilecekleri bir aşamaya geldiğimizin de bariz olduğuna değindi. Öte yandan, toplantıda söz alan genç bir kadın dinleyicinin, Ankara'ya büyük bir dış kaynaklı maddi kültürel yardım yapılması halinde bunun nasıl değerlendirilmesi gerektiğini, sorması üzerine ise, Treskeyer "Ankara'nın henüz kendisini bulamadığını düşündüğünü," söyledi ve şunu ekledi: "Devlete bu kadar yakındayız ve bizi görmüyorlar. Devlet, halkına destek olmalı. Görünmez olmak zor." Treskeyer ve Serexhe sunumlarında ayrıca, Block ile bir bakıma aynı görüşü paylaşarak günümüzde aşırı “bienalleşmenin” artık miadını doldurduğunu, bunun yerel halk ile iletişimi tıkadığını ve mevzubahis olanın bina ya da yapı değil, yöntem olduğunu savundu. 

 

Buna karşılık, Marcus Graf ise, Ankara'nın bir bienale ihtiyacı olduğu fikrindeydi. Ankara'daki Galeri Nev, Siyah Beyaz ve CerModern örneklerini öven Graf, olası bir bienal modelinde değişik arayışlara gidilebileceğini ifade ederek, sözgelimi her gün bir sanatçının işlerinin sergilenebileceğini aktardı. 

Graf bugün için Türkiye'de ilgili alanda çok sayıda öğrencinin bulunduğunu, ancak akademi anlayışının değil, kredi sistemine bağımlı, verimsiz bir üniversite zihniyetinin söz konusu olduğunu söyledi ve bu  müfredatçı bakışın lisenin bir devamı olduğu uyarısında bulunup, ekledi: "İstanbul'da vitrin sergileri yapılıyor. Türkiye'de, toplumsal inisiyatif ve sanatçı ilişkisi zayıf, bağımsızlık arzuları düşük. Avrupa'daki mekân ötesi/off-space kültür Türkiye'de fazla görünür durumda değil. 1990'larda beliren bu eğilim, günümüzde bitmiş görünüyor. Evet, girişim sayısı çok, ancak bunların ömürleri hep az. Bu duruma gelinmesinde hiyerarşik aile düzeni ve algısının, eğitim yapısının ve eleştiri ile bağımsız hareket zayıflığının etkisi bulunuyor. Bu süreçte önümüzde dört yapı beliriyor; devlet, özel sektör, mesenlik ve sivil toplum örgütleri. Bununla birlikte Türkiye'de sansür (301. anayasa maddesi / Düşünce ve ifade özgürlüğü) hep vardı. Yani bugünkü yönetim (AK Parti) ile bunun doğrudan ilgisi yok. Geçmişe baktığımızda Halil Altındere ve Hale Tenger gibi sanatçı örnekleri de bulunmaktaydı. Din, çıplaklık hep gündemdeki meseleler oldu. Bu sebeple kimi etkinliklerde, sözgelimi İstanbul Manifaturacılar Çarşısı’ndaki 5533 inisiyatifinde “alien/yabancı” olmayı biz istemedik. Evet, kimi koşulları reddettik, ancak içeriden yerleşmeyi seçen bizdik. Düşünce özgürlüğünden yana olduk. Bununla birlikte bakıyoruz, günümüzde halen oto-sansür uygulanıyor.

 

Bu koşullar altında, adeta bir kolektif, sosyal ve meslekî terapi ikliminde devam eden hararetli Ankara Genç Sanat Bienali Forumu’nda, cımbızlık denilebilecek, çok önemli Ankara izleyicisi beyanları da oldu. Sözgelimi, genç bir kadın izleyici, Ankara'yı ve buradaki yaşamını tariflerken, şunu aktardı: "Mutlu olmaya ihtiyacımız var. İnsanlar mutlu olmak istiyorlar. Kendimizi dışavurmak isteyememe halimiz, iletişimsizliği yarattı. Cep telefonları ve sosyal medya üzerinden biz de işlemez hale geldik. Bu sebeple, yüz yüze iletişim gerekiyor. Ancak burada olması gerekenlerin çoğu, yazık ki yoklar."

Toplantıda söz alan bir diğer Ankaralı genç ise, "Hiçbir şeyi karşımıza almayalım," diyordu: "Bizi filtreleyecek her şeyden uzak durmamız gerekiyor. Bu sebeple oluşan bu 'gri bölge' çok kıymetli."

Etkinlikte, Servet Koçyiğit ve René Block ile masaya oturan akademisyen Tansel Türkdoğan da, benzer (verimli) düşüncelerle doluydu. Türkdoğan, bugün kavramların değişkenliğinin ve kullanımındaki dağınıklığın bireyleri birbirinden uzak kıldığı tespitini yaparken, sanatın yönetimi meselesinin kırılganlığı ve içerdiği olası tehlikeleri gündeme taşıdı. 

 

 

Emre Lüle, CerModern, Sıfır sergisinden

 

Kapitalizmin sanatı ehlileştirme potansiyelinin altını kaygıyla çizen Türkdoğan, kültürün özelleştirilmesi meselesinin, İstanbul Modern örneğinde olduğu gibi, sanatçı iradesinin özel sektöre devredilmesine sebebiyet verdiğini belirtti. Bu durumun da kişileri “bienal sanatçısı” yapma noktasına taşıdığına değinen Türkdoğan, bienallere katılan sanatçıların, geleceği düşünmeyerek iradeyi küratöre teslim eden bir zihniyeti temsil ettiğini söyledi. 

 

Günümüzde kamusal alanların da özel alana tahsis edilişinin bir politik tercih olduğunu aktaran Türkdoğan'ın ardından konuşan René Block ise, sürecin temeline atıfta bulunarak, Medici ailesinin, bilinen en eski mesenler olduklarını tekrarladı ve şunları özetledi: "Bugün özel müzeler var, çünkü kamusal alanlar yeterli gelmiyor. Kamusal müzeler ise kendi kendilerini idame ettiremiyor. Bu yüzden de özel destek almak durumunda kalıyorlar.  Hatta bu sebeple de kimi bienaller, özel inisiyatiflere dönüştüler."

 

Yaklaşık 450 kişinin ilgiyle takip ettiği forumda Block'un sözleri üzerine konuşan Servet Koçyiğit ise, "Alan açmak" için emek verdiklerini, sanatın da bunun yöntemi olduğunu aktardı. "Biz yapmazsak, başkaları bunu yapmaya çalışıyorlar. Böylece de karar ve tecrübe de onların olacak. Ben, bu ülkenin zorluklarını da, kendisini de biliyorum ve etkileşimin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan Ankara'da yapılacak herhangi bir etkinliğin, uluslararası ve düzenli olması, alan yaratılması çok önemli."

 

Koçyiğit'i ilgiyle dinleyen Block ise, Ankara üzerine gözlem ve beklentilerini şöyle seslendirdi: "Bienal, bir kurum olarak vaktiyle ticari sanat faaliyetlerine alternatif olarak ortaya konulan bir etkinlik biçimiydi. Bu yönüyle Ankara'da bir sergi değil, atölye temalı bir çalışma bile ortaya konulabilir. Hatta, henüz bitmemiş işler bile sergilenebilir. Bu meyanda Ankara da henüz bitmemiş bir kenttir ve bitmemiş kentte, bitmemiş bienal de pekala yapılabilir. Diğer taraftan görüyoruz, dünyayı hep aynı küratörler gezip, duruyorlar. Bunu kırmak gerekiyor. Ankara, yıllık bir etkinliği daha çok hak ediyor. Yapılacak bir etkinlik / sergi, kendi mesajıyla gelebilmeli. Hazırlığı, İstanbul'daki gibi uzun olmamalı. Ankara'nın, bu uğurda her yöne erişen bir etkinliğe gereksinimi bulunuyor. Bu, bienal veya trienal modelinden daha zor, ancak sürekli olması çok daha iyi olur."

 

Diğer yanda, Ankara'daki Küf, Yaygara ve Torun gibi sanat inisiyatiflerinden övgü ile bahsedilen forumda, Ankara için olası bir etkinlik kapsamında sosyoloji, felsefe ve antropoloji gibi başlıkların da önemli veri ve etkileşim kaynakları olduğunun altı çizildi.  Forumda ayrıca, küçük odak toplantılarının yaratabileceği etkiden umutla söz edilirken, sanatçıların bu süreçte bir araya gelebilmeleri, girişimin İnsan Hakları Derneği veya çevre örgütleri gibi STK'larla işbirliğine de açıklığı dile getirildi. Netice yerine, Ankara'daki Genç Sanat Bienali Forumu'nda altı çizilen en değerli unsurlardan biri de, sanatın kendi içindeki yenilik içgüdüsüydü. Kendi iç demokrasisini kurduğu anda eyleme geçecek herhangi bir üretim biçimine -bu bir forum dahi olsa- son derece açık ve talepkâr olduğunu gösteren Ankara sanat çevresi, Cer (Dişli)Modern'de yaptığı bu “dişli” etkinlikle, doğmamış bienale forum biçmenin de, günümüz koşullarında elzem olduğunu, kendi imkânlarınca çoktan ispatladı diyebiliriz.  Bu arada CerModern'de 24 Ocak itibariyle, Nadar'ın büyük portrelerinin Fransız Kültür Merkezi ve 

Jeu de Paume işbirliğinde sergileneceğini anımsatalım. 

 

Ayrıntılı bilgi: https://www.cermodern.org

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Please reload

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon