Halil'in sihirli İstiklâl teşhiri

27.09.2019

Halil Altındere'nin Abrakadabra isimli kişisel sergisi, 75. yılını kutlayan Yapı Kredi'nin İstanbul Galatasaray'daki kültür - sanat mekânında açıldı. İstiklâl Caddesi üzerindeki yapıda 3 Kasım'a değin görülebilecek sergi, Beyoğlu'nun kendine has kaotik kamusal alan duygusunu özel bir mülkten içeriye taşır bir sürprizlilik duygusuyla, binanın iki katına birden yayılan bir deneyim imkânı barındırıyor

☕️ 20 dakikalık okuma

 

Halil Altındere, Master Magician, Fotoğraf: Evrim Altuğ 

 

Halil Altındere'nin Abrakadabra isimli kişisel sergisinde, hem yakın tarihli eski, hem de yeni yapıtları birbirleriyle olabildiğince rastlantısal bir ferahlık içerisinde kaynaştırılıyor. Bu açıdan sergi neredeyse, asıl iklimini, tenha, steril iken değil ama, kendisiyle buluşan, kırk yıllık arkadaş gibi selfie çektiren bireylerle tamamlıyor. Olağan ve olağan dışılık, işte asıl o zaman birbiriyle randevulaşıyor ve Halil'in işlerine son (üç) noktayı koyuyor. 

 

Elif Erdoğan, Azra Tüzünoğlu, Gülce Özkara ve Erdal Duman'ın emekleriyle ortaya konulan bu sergi üzerinden, geçen yıllara bakıp, elimizdeki tüm bu muhasebe ve ürünle baş başa kaldığımızda, eksi ve artıda neyin olduğunu Halil Altındere'ye sormak istiyorum. İçtenlikle, İstanbul Bienali eski küratörlerinden Hou Hanru imzalı sergi fikrinin ortaya çıkışıyla, oğlu Mir üzerinden, ilk defa baba oluşunun aynı döneme denk geldiğini vurgulayarak, sözlerine başlıyor. Sanatçı, bu durumun kendisinde üretkenliğe de zemin hazırladığını ve sergideki 25 dolayında işin de yarısının, bu sebeple yeni olduğunu açıklıyor.  

 

Halil Altındere, Sihirli Dokunuş, YKKS izniyle

 

Zaten, Galatasaray'dan taşıp, yine Yapı Kredi bomontiada'daki ALT'ta 2014 tarihli Sihirli Dokunuş adlı işini misafir etmesi, Altındere'nin babalık sevincinin, hınzır ama sorumlu bir simgesi gibi. Tabii babalık demişken, bu serginin de küçük izleyici ve sanatseverlerini nasıl gözettiğini, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Genel Müdürü Tülay Güngen, yaptığı basın toplantısındaki şu tespitle bizlere bildiriyor: "Sergi boyunca çeşitli tarihlerde, yetişkinlere ve çocuklara yönelik olarak, sihir-sanat ilişkisini sorgulatan performanslar düzenleyeceğiz. Çocuklara yönelik belirli tarihlerdeki rehberli turlarımızda minik sanatseverler çeşitli sihir numaraları da görebilecek." 

 

Halil Altındere, Pala Şair ve Tülay Güngen, Fotoğraf: Evrim Altuğ 

 

Sözü Güngen'den devralacak olursak, kurumun verdiği bilgiye bakılırsa, Abrakadabra sergisi boyunca ayrıca ünlü sihirbaz Kubilay “QB” Tunçer, çeşitli tarihlerde yetişkinlere ve çocuklara özel olarak sergi salonunda sihir-sanat ilişkisini sorgulayan performanslar ve söyleşiler gerçekleştirecek. Tunçer’in yetişkinlere yönelik sihir şovlarının biletleri  biletix.com’dan alınabilirken, çocuklara özel etkinlikler için Yapı Kredi Kültür Sanat’tan ücretsiz olarak rezervasyon yapılması yeterli oluyor. 

 

Altındere bu kapsamda YKY etiketi ile Süreyyya Evren ortaklığında hazırladıkları Çocuklar için Türkiye Güncel Sanatı (2013) projesini de anımsatarak, büyük ihtimalle yakında, bunun da sergiye dönüşeceğini müjdeliyor. Belli ki, koordinatörlüğü Veysel Uğurlu'ya ait, Fisun Yalçınkaya editörlüğündeki arşivsel Türkçe-İngilizce yayınıyla da kayda geçmeyi başaran sergi, bu sihrini daha açılmadan Halil'in yüzündeki umut ve sürprizlilik haliyle ortaya koymuş, diyorum içimden; tabii Maria Lind, H.G. Masters ve Hou Hanru'nun emek verdikleri kitapta, Murat Germen'in çektiği sergi fotoğraflarının da hakkını verirken... Bu arada da, Halil ve Beyoğlu'nun birbirlerine yıllardır ne kadar sıkıca tutunduğunu, cadde üzerindeki bir pasajda vaktiyle ter döktüğü art-ist kültür sanat yayıncılık girişimi veya Sıraselviler'deki kendisini de temsil eden ve eşi Azra'nın başını çektiği Pilot güncel sanat projesi sebebiyle bir daha teyid ediyorum. 

 

Halil Altındere, Sleeping Museum Guard, Fotoğraf: Evrim Altuğ 

 

Altındere ayrıca, sergi kadar, sergiyle aynı adı taşıyan biyografik kitaba da emek harcandığını anlatıyor. Sanatçı, bankanın 75. yıldönümü ve sezon açılışının, 16. İstanbul Bienali ile Arter'in açılışlarına da denk gelişinin, Aslı Altay'ın tasarımını yaptığı bu kitabı Türkçe ve İngilizce olarak basmalarında başlıca etkenler olduğunu belirtiyor. Bu kitabın önünü açan bir diğer unsur ise, Altındere'nin 2008'de çıkan ve tükenmiş olan eski monografisi olmuş.

 

Abrakadabra sergisi, belki yalnızca İstanbul'dan beklenebilecek absürt bir rastlantıyla, İstiklâl Caddesi üzerindeki, vaktiyle sanatçılara da atölye ve ev olagelmiş tarihi Narmanlı Han'da açılan İllüzyon Müzesi'nin varlığıyla aynı döneme tekabül ediyor. Halen süren 58. Venedik Bienali'ne de Uzay Mültecisi ve SAHA destekli Neverland gibi projelerle seçilmiş Altındere'nin sergisi, izleyiciye merak, iyimserlik, bunun da altında biriken ciddi bir toplumsal sorgulama ve belgeleme tecrübesini, bir kere daha aktarıyor.

 

Halil Altındere, Telephone Call From Istanbul, YKKS izniyle

 

Tesadüfe doymadım derseniz, örneğin bu yılki Venedik Bienali, temasını eski, anonim bir Çin atasözü olan "Garip Zamanlar Yaşayasın"dan alıyor. Bu anlamda Altındere'nin İstanbul sergisinin küratörünün de Çinli kültür emektarı Hou Hanru oluşu, bu kaotik ve tesadüfî manzaranın tadını hoş bir kader ortaklığında perçinliyor. 2005'te de, yine Galatasaray'da eski adıyla Kâzım Taşkent Sanat Galerisi önünde Fatih Sultan Mehmed'in siparişini verdiği, Venedikli Gentile Bellini imzalı Rönesans dönemi portresinin çalınmasını işleyen bir video-performans (Teslim Ol, Etrafın Sarıldı) gerçekleştiren Altındere, zaten bu durumun farkında, sakin sakin anlatıyor: 

 

 

 

 

"Sağ tarafta Madame Tussauds, sol tarafta İllüzyon Müzesi... Evrim, senin de bildiğin gibi bunların fikri, sözünü ettiğimiz bu iki girişim daha ortada yokken mevcuttu. 2008'de René Block'un davetiyle Melih Fereli'nin danışmanlığıyla yapılan İstiklâl Serüveni dizisi içerisinde, İstiklâl Caddesi üzerindeki bir figürü, Pala Şair'i konu edinmiştik ve Bunun Bir Sergi Olduğundan Emin Değilim başlığıyla, galeriyi kilitleyip, caddenin kendisini, bir sanat (deneyimi) alanına dönüştürmüştük. Orada da illüzyon veya Madame Tussauds'daki gibi ünlü kişileri değil de, hiç bir zaman heykeli dikilecek kişiler olmayacak, ama sokağa mal olmuş bir karakterin, anonimleşmiş ve çok popüler bir figür olan Pala Şair'in heykelini yapmıştık. İşte bu sergide de başka atılımlar var."

 

Altındere ile turumuzda, sanatçı bu serginin gerisinde yine Hou Hanru'nun üç-dört sene önce üç boyutlu çalışmaları öne çıkardığı MAXXI Müzesi - Roma grup sergisinin bulunduğuna işaret ediyor. Bu fikri İstanbul'da da benimsediklerini söyleyen Halil, bütün işleri bir "sahne" içerisinde kullanmak isteyen Hou Hanru ile, caddenin kozmopolit yapısından faydalandıklarını, her türlü sosyal ve siyasal arka plandan insanın aynı cadde üzerinde bir arada olabilme fikrinin, burada da geçerli olduğunu açıklıyor. 

 

Halil Altındere, Sokak Satıcısı, YKKS izniyle

 

Tıpkı, İstiklâl Caddesi gibi, burada da çıkmaz, karanlık sokakların olduğuna değinen Altındere, bununla birlikte aydınlık ve lüks bölümleri de göz ardı etmediklerini belirtiyor. Bu açıdan, sergisinin kendi içinde hem aydınlık, hem karanlık, morali hem yüksek, hem de düşük tarafları olduğunu söylediğimizde, söze şöyle dahil oluyor Altındere: 

 

"Evet, hem soğuk, hem sıcak... Hatta havalandırmanın gücüne, uyarı levhalarına kadar, küratöryel olarak düşünüldü. Bu yönüyle sergide bir araya gelen, son 20 yılı gösterir eski ve bu sergi için üretim desteği almış yeni işlerimi gördüğümüzde, hemen hepsinin, hayatın içinden konular ve durumlar ile kişilere, biçimlere değindiğini gördük. Bu açıdan baktığımızda, "uyuyan güvenlik görevlisi" işinden Pala Şair'e değin, hepsi anonim figürler. Ya da Sanatsever adlı heykelde olduğu gibi, sergiyi gezmeye gelen kişinin, serginin asıl kahramanı haline gelmesi var burada... Bir de, koleksiyon yapan bir banka olması açısından, kurumun 19. yüzyıldan kalma iki tablosunu da, bu sergiye dahil ettik. Bunların biri, Viyana Kuşatması, diğeri ise İstanbul'un kuşatmasını konu ediniyor."

 

 

 

Altındere’nin sihirli dünyası, bununla da kalmıyor. Sanatçı, 26 Eylül'de Centre Pompidou'daki Müzede Bir Gece etkinliğine, son dönemde yaptığı filmleriyle davet edilmiş durumda. Bu vesileyle Altındere, aynı tarihlerde kurumun (ve bir önceki Venedik Bienali'nin) şef küratörü Christian Marcel ile de bir sanatçı konuşması yapacak. Öte yandan Maria Lind'in Romanya'da yaptığı bienale de hazırlanan Altındere, Berlin'de ise insanın Ay'a gidişinin 50. yılı etkinlikleri çerçevesinde, Ay'ın Karanlık Yüzü isimli bir de yeni eser ürettiğini müjdeliyor. Sanatçı bu kapsamda konuyu 16. yüzyıl Osmanlı minyatüründeki bir rasathane üzerinden, geleceğin Space X'ine bakan bir şekilde yorumladığını anlatıyor.

 

Sergisinin açılışı vesilesiyle İstanbul'un şu dönemde maruz kaldığı açılış ve proje sayısının Halil'de ne gibi izlenimler uyandırdığını soruyorum. Evvelâ, Vehbi Koç Vakfı imzalı Dolapdere Arter'in açılışının önemli ve gerekli olduğunu anlatan Altındere, Türkiye'deki tarih yazımı ile ilgili eksik halkaları, mevcut müzelerin tam olarak doldurmadığını vurguluyor. Devlet müzelerinin, tarih yazımı ile ilgili önemli arşivleri elinde tuttuğunu anlatan Halil, bunu bir fikir, beyan olarak sunabilecek figürlerin bulunmayışından yakınarak, bu durumun, hem Ankara hem de İstanbul Resim Heykel Müzesi'ni kapsadığına işaret ediyor; ama İstanbul Resim Heykel Müzesi'nin yeni bir dönüşüm içerisinde oluşundan da umutlu olduğunu gizlemiyor. 

 

Halil Altındere, Hip Hop Bitcoin, YKKS izniyle

 

Var olan eski müzelerde böylesi bir dönüşüm için gereken cesaret ve dilsel zenginliği gösterme durumunu "ne yazık ki henüz göremediğini" aktaran Altındere, bu anlamda, Sabancı veya Pera gibi mevcut müzelerin ise, pozisyonlarını belli tarihsel kesitlere dair işlere veya blockbuster sergilere göre konuşlandırdıklarını ifade ediyor. Bu yanıyla, Arter'deki Sarkis  ve Altan Gürman gibi sergilere baktığında, "Evet, doğru bir yerden başlıyoruz," fikrine kapıldığını dillendiren sanatçı, bu anlamda on yıl öncesinde işaret edip hazırladıkları User's Manual adlı Türkiye güncel sanat tarihi derlemesini de, yine Gürman ve Sarkis'e ithaf ettiklerine değiniyor. Arter'de farklı yaklaşımlar taşıyan İnci Furni gibi imzaları gördüğüne sevinen Altındere, genç sanatçılarla uluslararası sanatçıları bir arada gördüğünden ötürü de çok sevinçli. Gelinen noktada kayırma veya taraf tutma olmadığına değinen sanatçı, bunun tamamen demokratik ve güzel bir başlangıç olarak tariflenebileceğini ifade ediyor. Keza Türkiye'deki yeni neslin, 2000 öncesi sanatı pek bilmediğine işaret eden Altındere, bunda 1960-70 dönemine yönelik tarih yazımı eksikliğinin de etkisi olduğunu söylüyor.

 

Tarih ve çocuklar demişken, Halil ile bir yandan da, geleceğin toplumu ve sanatının nasıl dönüştüğüne getiriyoruz sözü. Malûm, İstanbul Bienali'nin ekolojik içerikli Yedinci Kıta teması eşliğinde Halil manzarayı şöyle yorumluyor: 

 

"Dünyada sağlıklı beslenme veya çocuklarımızı organik hayata dahil edebilme gibi bir bilinç oluştu. Sanki organik yaşam normal değilmiş de, market alışverişi normalmiş gibi tuhaf bir şey yaşasak dahi, böyle bir şey olduğu ortada... Bu sebeple bienal temasının böyle olması iyi. Bir de, batılı insanların Türkiye'ye geldiklerinde 'Burası Ortadoğu, burada acıklı şeyler görüp, duyalım,' gibi beklentilerini tam ters yüz eden bir durum bu. Türkiye zaten, gündemi sürekli değişen bir yer olduğu için, artık sanat bile onun gündemine yetişemiyor. Bu sebeple daha küresel ölçekte olması sevindirici..."

 

Sanatın da bu "organik" ve "inorganik" market ilişkisinden nasibini alıp almadığını Altındere'yle "dertleşiyoruz." Anlatıyor peşi sıra:

 

"Bazı sanatçılar daha çok bienal odaklı sergiler yapıyorlar daha çok... Bazıları da kendi gündemlerini sergiye dönüştürüyor. Benim gezdiğim çok güzel, insanda umut yaratan sergiler var. Örneğin, Pi Artworks'te devam eden İz Öztat'ın Askıda sergisi, The Pill'de devam eden Leyla Gediz'in Denizens sergisi, Çarmıklılar'ın yeni mekânı #mebusan25'te yer alan Winter is Coming ve Ahmet Öğüt'ün Merdiven Art Space'de yer alan sergileri... Pilot'ta devam eden İrem Tok sergisi... Dolayısıyla sanat bazen de hayatın en karamsar döneminde insanlara tuttuğu ışıkla, hayata sarılmasıyla bir anahtar. Bu, İstanbul'un da özlemiş olduğu bir şeydi. Arter'in açılışında bunu hissettim. Umarım, insanlar bu ölü toprağını üzerlerinden atabilir ve canlanırlar. Sanat, bunun için bence önemli bir araç ve sezona şimdilik hızlı girdik. Bununla birlikte (Osman Kavala'ya destek için Arter ve Fransız Sarayı'nda yapılan eylemlerde gördüğümüz gibi) şiddete başvurmayan, demokratik haklarla ve eylemlerle bu oluyor. Bence bunlar, demokratik yollarla da hak aranabileceğini gösteren pozitif şeyler."

 

Halil Altındere, son imza gününü bir kreşte, Çocuklar İçin Güncel Sanat temalı yayın sebebiyle düzenlemiş. Bununla birlikte, Duke Üniversitesi, Los Angeles Cal Arts Enstitüsü ve İKSV'nin bienal paralelindeki çağdaş sanat eğitim programı gibi yapılanmalara da desteğini sürdürüyor. Sanatçı, kendisinden mentor (akıl hocalığı) istense bile, aslında dosyasına baktığı genç kadın sanatçının belgeselci tavrından son derece etkilendiğini ve daha çok, kendisinin bu genç sanatçıdan neler öğrenebileceğinin, bu teklifi kabul etmesinde tayin edici olduğunu belirtiyor. 

 

Diyarbakır'daki Loading isimli güncel sanat inisiyatifini son derece iyi bir gelişme olarak niteleyen Altındere, son iki ayda Ankara'da yaptığı ziyaretlerde tanıdığı çağdaş sanat inisiyatifleri ile, İzmir'deki Monitör, K2 ve Darağaç gibi oluşumların, kentte bir nevî mucizeye sebep olduğunu anlatıyor. K2'nin Türkiye'nin farklı illerini kapsayan bir program dahilinde kendisiyle temas kurduğunu belirten Halil Altındere, bugünkü sanatın Sinop, Antakya, Gaziantep'e ulaşabilirliğine övgüde bulunuyor ve bu uğurda, Goethe Enstitüsü'nün de desteklediği, Kültür için Alan projesine atıf yapıyor ve şunu aktarıyor: "Aslında bu, Osman Kavala'nın yaptığı şey gibi: Kültürü sadece büyük illerin tekelinden çıkarıp, Anadolu'ya, Kars'a, Batman'a, Antep'e, Mersin'e götürebilmek... Sivil toplum kuruluşlarının, sanatı sadece büyük şehirlere değil de, diğer şehirlere yayabilmesi açısından önemli bir hareket."

 

Altındere'nin Abrakadabra sergisi, anıt ve anıtsallık meselesini ironi ile ele alıp, tartışan da bir tecrübe önermesi. Sanatçıya, kariyeri boyunca istisna ve kaide unsurlarını hep merak ettiğini, sorguladığını ve yeniden aktardığını belirttiğimizde, şu geri dönüşü yapıyor:

 

"Sokak Savaşçıları Heykeli var meselâ. Orada da, hava kararınca dünyaca ünlü markaları mesai saatlerinde satan bir figürü görüyoruz. Bunu dünyanın her yerinde görebilirsiniz. Fazla gezmeye gerek yok, hepsi burada. Ben de biraz sokak, biraz da sanat mekânı içine giren kişilerin heykelini yapma, dışarıdan geleni değilse de, burada bekleyeni sergileme yolunu seçtim. Aslında benim sanatım Twitter, Facebook, Instagram'dan önce ortalıktaydı... 1997 İstanbul Bienali'ni hatırla... Sanat, gazetelerin 20. sayfasından birinci sayfaya terfi etmişti o günlerde. Çünkü yüzünü örtmüş bir Atatürk portresi vardı paranın üzerinde. Altı sıfır vardı ama, bir milyon liraya gazoz bile alınamıyordu. Bunu ekonomi sayfasında görünce şaşırmıştım. Bu tür durumlar oluştuğunda bu eser görselini kullanıyorlardı. Bir süre sonra işin peşini bıraktım. Bir emoji gibiydi artık. Aslında baktım ki, bir işin anonim hale gelmesi, çok güzel bir şey. Ben, o iş kendi yolunda devam edince, artık hiç ellemedim, bıraktım... Bunun gibi, Hard and Light isimli videom da sosyal medyada çok paylaşılmıştı. Bu açıdan bu durumu ben olumlu olarak alıyorum."

 

Halil Altındere, Sanatsever, Fotoğraf: Evrim Altuğ 

 

Ardından şöyle çerçeveliyor meseleyi, çalışmalarında mizah ve ciddiyet çıtası arasında akrobatik bir dengeyi gözeten, Altındere: 

 

"Önemli olan, bir Pop-Corn mizahı yapmamak. Çünkü sosyal medya, geçicilik üzerine kurulu. Hatta o kadar geçici oldu ki, artık story'ler 24 saati bulmadan siliniveriyor. Sanatta bu biraz daha farklı. Her ne kadar sosyal medya büyük bir güç olsa dahi, bir geçicilik üzerine kurulu... Sanatta ise hem bugünü, hem yarını da tasarlaman gerekiyor ki, o mizah anlayışın, esprin kendi hayatına devam edebilsin. Dolayısıyla sanatçıların, mizahıyla, tutumu ve konusu ile bütün dönemlerde çalışan işler yapması gerekiyor."   

 

Bu noktada Altındere'nin Uzay Mültecisi isimli çalışması, sözlerine taze bir emsal değeri taşıyor. Ay'a çıkışın 50. yılı için, geçmişte Soğuk Savaş sebebiyle karşıt kutupta yer alıp görülen bir figürün, şimdi bu yıldönümü uğruna gündemde bulunmasına dikkat çeken sanatçı, Türkiye'ye gelmiş Suriyeli Kozmonot Muhammed Faris'in bunu kırdığını, dahası ABD SFMoMA'da, Faris'in dünyanın bir çok müzesinde yer bulmuş bu edisyonlu videosunun Ay'a ayak basılan 22 Temmuz tarihinde sabaha değin  izlendiğini vurguluyor. Müze demişken, Altındere ayrıca Arter'in son olarak, kariyerindeki "ilk iş"ini müze koleksiyonuna kattığını da sevinerek sözlerine ekleyip şunu çıtlatıyor usulca: 

 

"Süpermarket arabasıyla Art Basel'e giderek iş almak değil, sanatçının 20 yıl önce, öğrenci iken yaptığı işi almaktır, asıl müzecilik. Diğer müzeler, ne yazık ki bu AVM mantığıyla, Basel'deki, o esnada çok moda olan ve modası silinen, muhtemelen tarihin çöp tenekesine atılacak geçici bazı şeylerin peşinde gittikleri zaman, zaten doğru düzgün bir müze oluşmaz."

 

Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık imzalı sergi yayınında bir detay daha dikkatimi çekiyor. Altındere, Lind ile yaptığı arşivsel söyleşide sanatın, milliyet ve cinsiyete indirgenmesine mesafeli yaklaşıyor. Bu konuyu açtığımızda ise, şunları öğreniyoruz:

 

"Feminizm, bir dinsel inanç veya etnik kimlik üzerinden sanatın algılanması, bu, biraz daha Batıcı, Oryantalist bir bakış. Eskiden buna 'kolonyalist' diyorduk, şimdi 'post-kolonyalist' diyoruz. Küreselleşme sonrasında sanat, bütün bunların hepsini tümden yıktığı için, sanatçı şimdi çok daha özgür, yersiz-yurtsuz. Bugün uçaklarda bile proje-sergi yapıldığı için, sanatçının kendini var etmesi, bu dönemde bile eskisinden daha zor. Yani, 'Ben politik sanatçının kendisiyim,' demenin bile kendisi absürt hale geldi. Çünkü hayatın kendisi politik. Sadece, hayata karşı farklı politik tavırlar gösterirsin... Feminizm de böyle... Bunun gibi, 'Kadın sanatçı, Kürt sanatçı, Ortadoğulu sanatçı' ifadelerinin zaten çoktandır gereksiz olduğu tartışılıyor."

 

Sanatçıya, kamusal alana kalıcı bir iş bırakmak için herhangi bir hayali bulunup bulunmadığını sormak istediğimde bir sürpriz yaşıyorum. "Tam da şu sırada bunun üzerinde düşünüyorum," diyen Altındere, evlâdı Mir'den ötürü son dönemde neredeyse her akşam Maçka Parkı'nda bulunduklarını, dolayısıyla, o yönüyle bir eksiklik hissettiğini bize aktarıyor. Bunun ne kadar zor bir şey olduğunu gördüğünü söyleyen Altındere, tam da bu koşullarda İKSV'nin Koç Holding katkısıyla sanatçı Monster Chetwynd ile sunduğu yapıta pozitif bir göndermede bulunuyor. Bu konuda çizim olarak kimi projeleri bulunduğunu ve belli noktalarla paylaştığını belirten Altındere, bunların henüz tasarım aşamasında olduğunu kaydediyor. 

 

Tüm bu örgütlü, çeşitlilik içeren mecra karşısında Altındere'yi tek kişilik bir medya ve onun genel yayın yönetmeni olarak görüyorum. Beni reddetmiyor ve devamını şöyle getiriyor: "Sanatçının, zaten antenlerinin açık olması gerekiyor. Yoksa at gözlüğü taktığında, kendini hep tekrarlayan, aferin aldıktan sonra hep o aferin doğrultusunda işler yapan bir işçi gibi kalırsın. Önemli olan, izleyicinin karşısına sürprizlerle çıkmak. Kalıcı olmak, modalara uymamak, ödül aldığında bununla yetinmemek, daha fazlasını yapmak... Hata yapmaktan korkmamak... Hatta hatanın kendisini işe dönüştürebilmek. Bir şekilde, her yaptığımız iş zaten bir 'başyapıt' olmuyor. Zaten gördüğün gibi burada da her türlü işi koydum. Benden çıkan bütün işleri koydum, izleyicinin, bir sanatçının neleri kafasına takıp, neleri sanata dönüştürdüğünü görmesini istedim. Ayrıca, bu sergide ustalarla işbirliğine gittim. Yapı Kredi bana davetiye verdiğinde, ilk çağırdığım kişiler de ustalarım oldu. Agop Usta, Edip, Dikran, Hasan Usta...hepsi geliyor. Boyacı, kuyumcu, dökümcü, kalem, kâğıt.. Onlarla kutlayacağız."

 

 

 

Bilgi: www.ykykultur.com.tr

 

  

 

 

 

 

 

                                                                

 

 

  

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Please reload

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon