Form ve performans arasında arazi

18.10.2018

Litvanya’nın Batı ucunda yer alan Kuron Dili, geniş bir zaman dilimi boyunca kumulların hareketiyle oluşmuş, Kuron Lagünü'nü oluşturacak şekilde kıyıdan dışarıya, Baltık Denizi’ne doğru uzanan ince bir kara parçası. 19. yüzyılın sonlarından beri insan mühendisliği ve yeniden ağaçlandırma çabalarıyla korunmuş, Unesco Dünya Mirasları listesinde yer alan Kuron Dili, bugün bir Ulusal Park’a, bir turizm beldesine ve kurumsal olarak Vilnius Güzel Sanatlar Akademisine bağlı, araştırma ve üretim odaklı bir konuk sanatçı programı olan Nida Art Colony’ye ev sahipliği yapıyor. Aslı Seven, Nida Art Colony’nin Vytautas Michelkevicius küratörlüğünde geçtiğimiz yaz gerçekleşen sergisi Per(forming) Scapes'i değerlendirdi

 

Ona Lozuraitytė & Petras Išora, Landscape Management, timeline of local history on paper designed by Tadas Karpavičius, 2018

 

İlk defa gittiğim Nida’ya varmak için 15 saat süren yolculuğum boyunca, uzun uzun haritadan Kuron Dili’ne bakıp, Baltık denizinin haşin dalgaları ve durgun bir lagün arasında kısılıp kalmış bu kara parçasının ne kadar da kırılgan gözüktüğünü inanamayarak fark ettim, onu bu haliyle aşınıp gitmekten korumak ne kadar zor olmuş olmalıydı. Öte yandan bu kadar kırılgan bir eve sahip olmak nasıl bir his olabilirdi -ki bu düşünce bana hemen aslında bütün dünyanın, kara parçalarının, uzantıların ne kadar hassas olduklarını hatırlattı. Söz konusu arazi ya da evimizle olan ilişkimiz olunca, güvenlik ve dayanıklılık kavramları birer illüzyondan ibaret. Nida’da geçici bir ziyaretçi olarak bulunmak algıyı bir anlamda kızıştıran, yer ile yok-yer arasında bir yerde olmak gibi: Arazi çoğunlukla kumdan oluşuyor, hareket ediyor ve şekli kesinlikle sabit değil (aslında her kara parçası için durum bu ama pek azı bu gerçekle yüzleşmeye zorlar bizi). Bereketli, hatta bazen tehditkâr bir yabani hayata ev sahipliği yapan bu arazi, büyük oranda insan ve doğa güçlerinin işbirliği neticesinde meydana gelmiş (aslında yine her kara parçasında olduğu gibi, ama pek nadiren bu ölçekte). Nida ve Kuron Dili refleksif bir etkiye sahip: Burada insan bu olağandışı, esrarengiz kara parçasının içine çekilip kapılıyor, bir yandan da sürekli olarak arazinin varoluş koşulları ve genel olarak arazi kavramına ya da başka yerlerdeki arazilere nasıl bir ayna tuttuğu hakkında düşünceye dalıyor.

 

Araziyle olan değişken ilişkimizin değerlendirmesini yapmakta küresel olarak zorlanırken, bizim mi insanlar olarak yeryüzünü bugünkü haline şekillendirdiğimiz, ya da arazinin mi topolojik özellikleri, florası, faunası ve tarihiyle biz insanlığı şekillendirdiği sorusu çelişkili bir biçimde hem düşündüğümüzden çok daha karmaşık hem de git gide daha beyhude bir hal aldı. Herhangi bir şeye biçim vermek, karşılığında biçim almadan mümkün mü? Kendimizi üretimimizin failleri olarak görüyor olabiliriz, peki ya bizim içimizdeki ve yokluğumuzda maddenin failliği? Kendi temsil sistemlerimizin ötesinde ve altında yer alan süreçleri nasıl hisseder ve onlarla nasıl işbirliğine gireriz? Bu gibi sorular üzerinde kafa yormak için eşsiz bir saha sunan Nida Art Colony’nin Vytautas Michelkevicius küratörlüğünde gerçekleşen sergisi Per( forming ) Scapes, altı sanatçının yerel olarak araştırılıp üretilmiş işlerinden oluşuyor: Anna Romanenko ile Bjorn Kühn; Špela Petrič; Ona Lozuraitytė ile Petras Išora; ve Lina Lapelytė. Serginin başlığından da anlaşılabileceği gibi, işlerin her birinde form ve performans arasındaki ilişki, süre, tekrar ve zaman sekansları üzerinden inceleniyor: bu ilişki, aynı zamanda işler ve sergilenen diğer nesneler, sergi çerçevesinin dışında ve ötesindeki performatif süreçlere bağlanan izler ya da partisyonlar gibi işlediği için, serginin tümünün içinden akıyor. Çevreyle olan diyaloğumuzda arayüz haline gelen bilimsel, törensel, veya veriye dayalı araçlar ve pratiklerle ciddi anlamda yakın ilişkiler kuran her iş kendi özgün süreci kanalıyla, madde ile hareket halindeki beden arasındaki karşılıklı oluşum ilişkisini tasvir ediyor.

 

 

Lina Lapelytė, Play for the Parallels, video with sound 11:07', loop, 2018

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Böyle bir müşterek oluş, içinde beş kadın, bir kameraman, bir kaç kilise çanı ve ormanın performanslarını gerçekleştirdikleri, Lina Lapelytė’nin heykel-performans videosu Play for the Parallels’in de merkezinde duruyor. İşbirliklerinin yonttuğu ritualistik, meditatif bir iş bu. Kamera tekrar tekrar görünüşte sakin bir ormanda, ağaçların altında sabit duran beş bedenin oluşturduğu yığının çevresinde daireler çiziyor. Bu döngü boyunca, arka plan ile figür, hareket ile durağanlık ilişkisi performansı gerçekleştirenlerin arasında salınıyor; gitgide her birinin ne olduğuna dair kesinliğimizi kaybediyoruz, ta ki kilise çanlarının sesleriyle hepsi hareket halinde heykellerin meydana getirdiği tek bir parçaya dönüşene kadar. Play for the Parallels sergilenen işlerin en biçimcisi olabilir, ama aynı zamanda, formun temeli olarak eş-faillik kavramına yaptığı vurguyla, sergi boyunca yankılanan kavramsal bir sadelikle konuşuyor.

 

Anna Romanenko & Björn Kühn, Local Fittings, Plugging gear (Pflöckzeug), bent ash gears, 2018 

 

Anna Romanenko&Bjorn Kühn’ün sergi alanında sadece kendi başına bir uzantı çizen bir heykel-yerleştirme-oyun alanı olan Local Fittings adlı işi, sanatçıların Kuron Dili’ne özgü, arazinin mümkün kıldığı yaşam pratiklerinden soyutladıkları bir dizi fiziksel hareketi tetikleyen bir cihaz görevi görüyor. Aletlerin insan öznelliğini ürettiği ve tekrarlama ile dönüştürdüğü önermesinden yola çıkarak (makine makinisti üretir), Local Fittings katılımcıları sonunda her birine “makineyle” bir egzersiz rutini tahsis eden bir karakter değerlendirmesi yapmak üzere tasarlanmış etkileşimli bir ankete davet ediyor. Tavsiye edilen hareket setleri Kuron Dilinin tarihi ve yerel pratiklerine dayanır; kazıklama aleti karga avlamak için kullanılan mühre kazığına dayanır; çekme aleti, teknelerde balıkçıların ağları çekme hareketinden türemiştir; delme aleti kumulları sabitlemek için ekilen çam ağacı dikme hareketinden gelir... Ahşap yapıların kıvrımları ve bükümleri organik bir his vermekle, geometrik örgüye öykünen mekânsal formu ve esneyen malzeme dayanıklılığı kıvrımları metodik ve tekrarlanan bir şekilde bükmeye çağırıyor – süreç boyunca makinenin failliği kişinin kas kıvrımlarına ve postürüne spesifik yönlerde etki ediyor. Hal böyleyken, sanatçıların işi mekâna özgünlük sorunsalını beklenmedik bir yönden, bağlamla hem birlikte hem de ona karşı bir şekilde, ondan türeyerek ama ona direnerek ortaya koyuyor. Bu göreceli kopuşta, hareket üreten bir makine formunda soyutlanmış bir partisyon olarak arazinin performansını gerçekleştirirken, deneyim özne ve nesne arasındaki eş- faillik etrafında zirveye ulaşıyor ve öznelliğin katı bir forma yontulabilme olasılığını sorguluyor.

 

Ona Lozuraitytė & Petras Išora, Landscape Management, Installation and research project (fragment), 2018 

 

Ona Lozuraitytė ve Petras Išora’nın yerleştirmesi Landscape Management arşivsel malzemeler aracılığıyla içinde bulunduğumuz manzaranın temsiline dalmamız için olanak sağlıyor: Daha önceki insan müdahalelerinin belge olarak fotoğrafları, arazi etütleri, haritalama örnekleri ve veri görüntüleme teknikleri. Yerleştirme, mikro ve makro seviyede arazi kullanımı ve haritalama teknolojilerinde göründükleri üzere arazi oluşumundaki faillerin çeşitliliğine vurgu yapıyor: Rüzgâr, su, insan, taş, politika. Sanatçıların işi görünmez olanın, saklı olanın ya da opak unsurların, daha görünür ve doğrudan algılanabilir olanlarla karşılıklı etkileşimi vasıtasıyla konuşuyor. Yerde duran beyaz bir kumaş parçası dilin geniş ölçekli jeotermik rölyefine bir fon oluştururken, bir ikinci ve neredeyse simetrik, yalnızca konturu sayesinde algılanan paralel bir rölyefin üstünü örter: Kuron Dili’nin Rus eksklavı Kaliningrad’a ait olan geride duran kısmı, hem bir kör nokta hem de göz önünden gitmeyen bir hayalet gibi görünüyor. Tavandan çevirisi olmayan dört dilde yazılı bir zaman çizelgesi sarkıyor. Haritalarla beraber, çevirinin eksikliği manzarayı delikli gibi algılatan, temsil biçimi geri çekilmeler ve politik tarihten akışlarla değişen, bir partisyon oluşturuyor. Bu gösterişli makro-ölçekte unsurlarla zıt bir biçimde, duvarda yumuşak grafitle çizilmiş 1986 tarihli zar zor görünen deniz kıyısı şemaları, Kuron Dili’ne yaklaşan bir dalganın dönüşümünü, geçirdiği titreşimler, kırılmaları, deniz yatağına ve kumsala etki edişiyle dakikası dakikasına aktarıyor. Direkt olarak algılanabilenin ötesinde, yerleştirme mekân içinde bir görselleştirme aracı olarak işlev görüyor: Görünürlükle ilgili yapılan seçimler, görsel unsurların kesintiye uğrayışları, künyelerin ve çevirilerin varlığı ya da yokluğu, bilgi ve temsil araçlarının olduğu kadar mekânsal bir teknik olarak serginin de kendi başlarına semiyotik bir faillik uyguladıklarını ve hem araziyi hem zihnimizi şekillendirmede her hangi bir dünyevi etmen kadar iş birliği içinde olduklarını öneriyor.

 

 

Špela Petrič, Tools for Dissection of Phytopolitics (0.2), tool for Stenourbanites, 2018

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Špela Petrič, Tools for Dissection of Phytopolitics (0.2), installation of objects used during the performance, household items, steel, plexiglass, wood, cloth, video by Špela Petrič, Saulius Petrošius, and Laurynas Skeisgiela, 2018

 

 

 

 

 

 

 

 

İnsan zihni, vücudu ve hareketinin bir uzantısı olarak aletler, Spela Petrič’in birkaç deneyim sekansında açığa çıkan Tools for Dissection of Phytopolitics (0.2) adlı katılımcı performansının merkezinde yer alır. Biyoloji, failî gerçekçilik teorileri, parapsikoloji ve bilimde öznelliği savunan feminist teoriler gibi çeşitli konumlanmalardan hareket eden Petrič, ders anlatım biçimlerinden, power point sunumlara ve saha araştırması pratiklerine, laboratuvar ekipmanlarından, analiz aletlerine, bilimsel pratiğin formlarını ve temsillerini birer performans aracına dönüştürüp kurgusallaştırarak eleştirel bir yaklaşım sunuyor. Bitki körlüğü -insanların bitkileri kendi faillikleri olan aktif ve interaktif varlıklar olarak algılayamama sorunu- etrafında oluşan sorunlarla ilgili kısa bir sunumdan sonra, katılımcılar olarak ormana doğru yola çıkıyoruz. Petrič tarafından topolitikayı -bitki politikası- incelemek için laboratuvarında tertip edilmiş çeşitli aletlerle donanıyoruz ve onları nasıl kullanacağımız konusunda talimatları alıyoruz. Ben bir kırbaçlama ekipmanıyla robinia pseudoaccacia örneklerini ve arada bir de kendimi kırbaçlayarak bir “şizo-zenofobik sadomazoşisti” sahnelerken, diğerleri “önemsiz biyoçeşitlilik istifçileri”ne dönüşüp farklı tür örneklerini kavanozlara dolduruyorlar; başka birileri “vejetaryen şehitler” olup toprağın üstünde sabit bir şekilde üstlerinde kesilmiş bir gömlekle oturuyor ve şehitlik alameti olarak topladıkları ısırıkları sayıyorlar; “ bedensel-gerçekçiler” giyilebilir çam değerlendirme aletiyle tek tek çam ağaçlarının gövdelerinin boyunu ölçüyorlar. Bir süre cansiperane psödo-bilimsel saha çalışmamıza devam ettikten sonra, hareketlerimizin esas manası topolitik bir görüş açısıyla açıklanıyor: Gübreleme ve döllenmede işbirliği, feromonlar aracılığıyla ağaçlarla iletişim, çeşitliliğin desteklenmesi, kök ayıklama... Bitkilerle kurulan faydacıl ilişkiden uzaklaşıp, tokrasiye doğru kayarak ormanın bakış açısından baktığımızda, yaptığımızı sandığımız şeyle aslen yaptığımız şey arasında uyuşmazlık yaratan, kalıcı bir perspektif kayması söz konusu. İşte bu uyuşmazlık içinde bitkilerin 'ötekiliğiyle' karşı karşıya geliyoruz. Aletler insan/ bitki eş-failliği tarafından şekillendirilen sözde bilimsel çerçevenin ve imleyenlerinin ötesinde ve altında farklı bir performans için araç haline geliyorlar.

 

(Per)forming Scapes exhibition architecture by Ona Lozuraitytė & Petras Išora

 

(Per)forming Spaces “izlenen” ya da “ bakılan”dan ziyade tecrübe edilen, kullanılan, deneyimlenen, katılım gerektiren bir sergi. Orada var olmanızı gerektiriyor. Aynı zamanda kendi çerçevesinin dışında olanla kuvvetli bağlar kuran, arazi kullanımında ötekilik politikaları, mimari, bilim, performans ve doğa/kültür melezliğiyle ilgili kalıcı yankıları olan bir sergi. Bu sergide ve bundan önceki araştırma ve üretim programları üzerinden, Nida Art Colony, eşsiz konumunun tüm potansiyelini kullanarak, Kuron Dilini hem sanatsal bir vizyonun şekil aldığı bir çerçeveye, hem de sakinleri ve gelip geçen misa rleri için araştırma ve deneyimleme olanağı sağlayan bir laboratuvara dönüştürüyor.

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Please reload

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon