Deniz, kum, güneş!

30.07.2018

Pera Müzesi’nde 26 Ağustos’a dek devam etmekte olan İstanbul’da Deniz Sefası: Deniz Hamamından Plaja Nostalji başlıklı sergi, İstanbul kent tarihinin sosyokültürel yapısına plaj kavramı üzerinden ışık tutuyor. Küratörlüğünü tarihçi, yazar ve akademisyen Zafer Toprak’ın üstlendiği sergiyi Hazal Gençay değerlendirdi

 

 

Florya Plajı, 1940’lar

Gökhan Akçura Arşivi 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kalamış’ta denize girenler ve arkada Aşod’un meşhur deniz hamamı, 1930’lar, Seyhun Binzet Koleksiyonu

 

Bu yazıyı iyi duygular üzerine mi kurayım yoksa bir kızgınlığa mı odaklanmalıyım, çok ikilemde kaldım. Sergiyi izlerken ve izledikten sonraki süreçte yaşadığım duygu dalgalanması sanıyorum ki sergiyi görenler arasında yalnız benim başıma gelmemiştir. Serginin küratörü Prof. Dr. Zafer Toprak, Pera Müzesi ve İstanbul Araştırmaları Enstitüsü bu sergiyi hazırlarken konuya dair alt anlamları da gözeterek dengeyi ve seviyeyi çok iyi korumuş lakin sergiyi izleyici üzerinde son derece neşe verici nostaljik bir yapı üzerine inşa etmişler. Tarihi niteliğinin yanı sıra, derin metaforik göndermeleri de olan bir sergi bu. Çünkü denizin kendisi bir anlamda özgürlüğün sembolü. Sergiyi gezerken, içinde bulunduğunuz zaman, mekan ve umutsuzluktan arınarak salınıyorsunuz ve sergiden ayrıldığınızda yüzünüzde bir tebessüm cereyan ediyor. Pera Müzesi’nin ve İstanbul Araştırmaları Enstitüsü'nün, İAE’nin 10. yılı dolayısıyla araştırma değeri yüksek, altyapısı kuvvetli, eğlenceli ve yaz aylarına denk gelmesi vesilesiyle son zamanlarda açılmış en iyi sergilerden birine ev sahipliği yaptıklarını söylemekle kimselere haksızlık yapmamış olacağımı düşünüyorum.

 

La Turquie Kamâliste dergisinde Salacak Plajı, Ağustos 1937, Zafer Toprak Arşivi

 

Melek Celal Sofu, Moda Koyunda Kadınlar, Duralit üzerine yağlıboya, 53x71 cm, Özel koleksiyon

 

 İstanbul’da Deniz Sefası sergisi 19. yüzyıl ortalarından başlayarak 1970’lere kadar uzanan süreçte İstanbul’daki yüzme ve deniz kültürüne, bunun yanı sıra yelken ve kürek sporlarına odaklanıyor. Sergi cumhuriyet öncesi ve sonrası şeklinde ele alınabilir. Deniz hamamları cumhuriyet öncesinin olgusu, plajlar ise 20’li yıllarla birlikte gündeme gelmiş ve bu nedenle bir kırılma noktasını işaret ediyor. Osmanlı’nın denizle ilişkisi mahremiyet algısının bir uzantısı olsa gerek, genelde denizin üzerinde gerçekleşmiş, insanlar denize mesafeli davranmış, yüzmemişler. Devlet tarafından kontrol edilen belirli kurallar çerçevesinde oluşturulan sezonluk, loş, rutubetli ve salaş deniz hamamlarıyla denizde serinlemeyi tercih etmişler. Yüzme çok daha ileri dönemlerde başlıyor, 20’li yıllarda gerçek anlamda deniz yeniden keşfediliyor. Mesire algısından sayfiyeye geçişte Bolşevik Devrimi’nden kaçan ve Florya’ya yerleştirilen Beyaz Rusların büyük katkısı olmuş. Ama tabii bu süreçte özellikle Mustafa Kemal Atatürk'ün rolünün büyük olduğunu belirtmek gerekir çünkü Florya Deniz Köşkü'nü oluşturması, halkla birlikte denize girerek onlara cesaret vermesi ve onlarla birlikte deniz sefasını keşfetmesi Florya’nın kitlesel bir plaj olmasının önünü açıyor. Sonrasında Adalar, Ataköy, Moda, Suadiye, Caddebostan, Süreyya plajları var. Plajlar aynı zamanda gazinoların, otellerin, lokantaların kurulduğu, konserlerin, yüzme, yelken, kürek ve güzellik yarışmalarının yapıldığı, tüm kentin bir araya geldiği, rahatladığı, eğlendiği ve medenileştiği alanlar. Müzeyyen Senar, Zeki Müren, İsmail Dümbüllü gibi pek çok sanatçı, plajların programlarında yer alıyorlar. Bunun yanı sıra, yine Atatürk’ün önderliğinde kürek ve yelken sporları popülerlik kazanıyor. Sergi yüzme kültürüne odaklansa da aslında ulaşım ağlarının gelişimi dahil çok çeşitli alanlara da temas ediyor. İstanbul’un deniz sefası evresi 60’lı yılların sonuna kadar devam ediyor ve bunun yitirilişindeki en büyük faktör demografik hareketlenme. İstanbul, çok kısa sürede 15 kat nüfus alıyor, kıyılar asfaltlanıyor ve maalesef bu kadar büyük nüfusun yaşadığı kent denizleri de kirletiyor ve plaj kültürümüz yok oluyor. Bu sahnelere bir Bakırköylü olarak aile albümlerimizden de çok aşinayım. Büyük büyük dedemlerden anneme kadar ailemin, evin deniz tarafındaki basamaklarını oluşturan antik sütunlar üzerinden berrak denize girip sandalla Ataköy’de, Yeşilköy’de hafta sonu sefası yaptığı ve sonrasında sahilin dolduruluşunu aşama aşama belgeleyen fotoğraflara milyonlarca defa bakarak geçti çocukluğum. Bense maalesef o keyfe fiziksel olarak erişemedim. Serginin en son evresini oluşturan 60’lar ve nüfus patlaması sergide vurgulanmıyor fakat Aydın Boysan’dan bir alıntı var ki her şeyi özetliyor. İyi çalışılmış ve çok iyi düzenlemiş sergiyi seçim öncesi süreçte üç defa gezdim. Hatta ülkemle ilgili ne zaman bir umutsuz düşünceye kapılsam soluğu bu iç açıcı sergide aldım. İstanbul’un deniz kültürü üzerine bir araştırma ve belgesel niteliği taşıyan bu sergi yazın İstanbul’da olanlar için bir fırsat.

 

İlk kadın ressamlardan Melek Celal Sofu Moda’da, 1930’lar

 

Suadiye Plajı'ndan görünüm, 1930'ların başı, Anadolu yakasının ilk eğlence mekanlarından, Gökhan Akçura Arşivi

 

Denizin Dudaklarında*

Sandılar ki sahil yolları yapılırsa, halk denizle bütünleşecek. İstanbul kıyıları, Fransa güney kıyılarındaki Nice ve Cannes'a benzeyecek. Bu yıl yine görüp, karşılaştırdım. Hiç benzemedi. Oralarda kilometrelerce sürüp giden, yaklaşık 100 metre genişlikteki kumsallar, hayat kaynıyor. Deniz eşyasını alan, kumsala yayılıp saatler geçiriyor... Hanımlar, üstsüz falan...

Bizim bayağı sahil yolları, trafik canavarlarıyla kara-deniz ilişkisini balta gibi kesiyor. Eski güzelim kumsallar yok edilmiş. Manda yalaması kıyı çizgisinde, kumsal oluşmuyor.

Oluşsa bile ne olacak? Halka açık bile olsa, orada tek bir hanım üstsüz gözükse, şehirde yangın haberi gibi hızla dolaşır, binlerce ''aç'' sahile akın eder.

 

 

Üstelik dolgularla kazanıldığı sanılan alanlara, binalar yapılmaya başlandı. Yıllar geçecek, yeni binalar yapılacak... Balıkhane ve iskele gibi. Bizim şehirciliğimiz yeni uygarlık vahşeti örnekleri vermekten kesinlikle vazgeçmeyecek. Anadoluhisarı doğusundaki çok katlı apartman yığınları gibi.

İstanbullunun leb-i deryada, yani denizin dudaklarında yaşama hakkı ve zevki, imar barbarları tarafından yok edildi. 

 

 

* Aydın Boysan, İstanbul'un Kuytu Köşeleri - Yaşantı, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2003,

s. 78-79

 

İstanbul'da Deniz Sefası: Deniz Hamamından Plaja Nostalji, Pera Müzesi

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Please reload

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon