Bedensel topoğrafyalar: Iris van Herpen giysileri

25.09.2019

Iris van Herpen, ilhamını Anthony Howe'un rüzgâr gücüyle işleyen kinetik heykellerinden alan Hypnosis başlılı yeni koleksiyonunu Temmuz ayında gerçekleşen Paris Haute Couture Haftası’nda tanıtmıştı. Ecem Arslanay, antik bedensel modifikasyonlardan başlattığı bir zaman çizelgesiyle, van Herpen'a ulaşarak tasarımcının mekân ve hareket arasındaki ilişkiye odaklanan yapıtlarını inceliyor

 

☕️14 dakikalık okuma

 

 

Mimar ve tasarımcı Bernard Rudofsky’nin 1944 tarihli MoMA sergisi Are Clothes Modern?’in basın bülteninde  Balzac’ın “Hiçbir şey insana insandan daha az benzemez” sözünü alıntılar ve şöyle der: “İnsan kendi anatomisinden hep sıkılmıştır. Onu sadece kendi yaratımları için bir kaçış noktası olarak görür”(1).  Sergide “kişisel işkence araçları” olarak nitelediği kıyafet ve aksesuarları satirik bir dille kataloglar. Mesela Oxford ayakkabısının anatomik deformasyon tehdidini vurgulamak için orta parmaktan sivrilen ürkütücü ayak kalıpları kullanır (Figür 1). Abartılı bir öngörü gibi gözüküyorsa Çin’deki kadim lotus ayak geleneğini hatırlamakta fayda var. Serginin vurucu bir başka işiyse kadın siluetinin dramatik bir dönüşümünü ortaya koyan 1886’dan bir tenis elbisesini tiye alır (Figür 2).

 

Figür 1: Bernard Rudofsky, 1947. 1944 tarihli Are Clothes Modern? adlı MoMA sergisinden alçı kalıplar,

“Are clothes modern? An essay on contemporary apparel” kitabından.

Figür 2: Bernard Rudofsky, 1944. Kağıt üzerine guaj boya. Are Clothes Modern? adlı MoMA sergisinden,

New York, Kasım 1944–Mart 1945. Kaynak: Research Library, The Getty Research Institute.

 

Kendi anatomisinden sıkılan insan on bin yıl önceye, proto-neolitik homo sapiens’e kadar dayandırılabilir. Yazılı tarihte varlığına ilk defa MÖ 750-650 aralığında yaşamış Yunanlı şair Hesiod’un metinlerinde, daha sonra ise MÖ 400’de Hipokrat’ın notlarında rastlanan kafatası şekillendirme geleneği yüzlerce yıl içinde pek çok farklı kültür ve coğrafyada bilgelik, güzellik ya da sosyal statü göstergesi olarak çeşitli anlamlarla kullanılmıştır (2). Yeni doğan bebekler üzerinde uygulanan bu kadim pratiğin kognitif bir hasara neden olmadığı da modern bilim otoritelerince kabul görür (3) ve günümüzde Vanuatu Cumhuriyeti’nde hala uygulanır (4). Modern hayatın diş dolguları, lazer göz ameliyatları ve protezler gibi görece sıradan müdahalelerden tam teşekkülü yüz nakilleri, 3D yazılımcıdan çıkan biyomalzemeler ve sentetik organlara uzanan geniş bedensel bakım ve onarım spektrumunda bedensel modifikasyon da yeni ilginç amaçlar taşıyabiliyor. Mesela ORLAN’ın  1990’lardaki The Reincarnation of Saint ORLAN projesi plastik cerrahiyi sanatsal pratiğinin bir parçası haline getirir. Alnını Da Vinci’nin Mona Lisa’sına, çenesini Botticelli’nin Venüs’üne, burnunu Jean-Léon Gérôme’un Psyche yorumuna, dudaklarını François Boucher’nin Europa tasvirine, gözlerini de 16. yüzyıldan bir Fransız resmindeki Roma tanrıçası Diana’ya benzetmek üzere dokuz kere bıçak altına yatan sanatçı müze ve galerilerde sergilenmek üzere her bir ameliyatın video kaydını da alır. 

 

Bernard Rudofsky, 1947. “Are clothes modern? An essay on contemporary apparel” kitabından.

Orijinal kaynak: Dembo, Adolfo & J. Imbelloni, 1938. Deformaciones Intencionales del Cuerpo Humano de Carácter Étnico.

 

ORLAN’ın amacı eril bakışın güzellik idealleri doğrultusunda şekillenen Batı sanatına feminist bir muhalefet geliştirmektir; trans-hümanist bir performans sanatçısı olan Stelarc’ın muhalefeti ise bedenin ta kendisinedir; zira onun gözünde beden “son derecede eskimiş”tir (5) ve sürekli yeniden icat edilmelidir. Sanat pratiğinin nihai hedefi bedenin antropolojik hudutlarını pervasızca zorlamak olan Stelarc, koluna organik bir kulak ekleterek dünyayı koluyla işitmeye talip olmuş, üçüncü bir robotik kolla bedensel meziyetlerinin nasıl genişlediğini incelemiş, bedenini İnternete bağlı elektronik kas stimulatörleri tarafından kontrol edilmeye açmış, binicisinin kol jestleriyle çalışan bir robotik örümceği dileğince hareket ettirmiş ve derisinin esnekliğini sınayan on altı çelik kanca ve onlara bağlı kablolarla kendini tavandan aşağı sallandırtmıştır.

 

2015’te PICA’daki “Radical Ecologies” sergisinin bir parçası olan RE-WIRED / RE-MIXED performansından bir fotoğraf.

Kaynak: stelarc.org/?catID=20353

 

Iris van Herpen’in Paris’te Élysée Montmartre’de düzenlenen bir defileyle sergilenen son koleksiyonu Hypnosis’i açıklamak için antik bedensel modifikasyonlardan modern performans sanatına uzanan bu upuzun girizgâh hiç gereksiz değil. Nasıl ki Stelarc için beden “son derece eskimiş” ise, Iris van Herpen için de giydirilmiş olan beden son derece eskimiştir. Bedeni yeniden icat etmeye yönelik antropolojik bir kaygı taşıyor gibidir ki bu devrimci yaklaşım onun tasarım pratiğini tanımlarken “yeni”, “farklı” gibi kelimeleri kifayetsiz bırakır. Bedeni kıyafetsiz bırakan Iris van Herpen kıyafetlerinde moda tasarımında sık rastlanmayan bir zamanmekansal kavrayış vardır ki bunu küçük yaşta aldığı dans terbiyesine bağlamak mümkündür. Tektonik jestlerindeki perfomatif tavır avangard moda tasarımındansa avangard sanata hatta mimarlığa dayandırılabilir. Kazemir Malevich’in kübo-fütürist kostüm tasarımları ya da Bauhaus’tan Oskar Schlemmer’in koreografik bir hassasiyetle ele aldığı kostümleri Iris van Herpen tasarımlarının soykütüğünde yer bulmaya uygun gözükür. 

 

Iris Van Herpen, 2019. Hypnosis koleksiyonundan onsekizinci görünüş.

 

Bu noktada, van Herpen’ın işbirliklerinde mimarların ayrı bir yeri olduğunu belirtmekte fayda var. Tasarımcı, deneysel malzemeleri ve sıra dışı mekânsal kararlarıyla modayla ilgisi olmayan mimarları da ayartmayı başarır. 2013’te, henüz 3B baskı teknolojisinin giysilerde kullanılamadığı bir konjonktürde gelişen ilk mimari işbirliği ARCAM (Architecture Centre Amsterdam) teşvikiyle, Benthem Crouwel mimarlık grubuyla, Stedelijk Müzesi’ne eklenen yeni binanın tasarımı üzerinden olmuştur. Küvet (Bathtub) takma adına sahip bu bina, Iris van Herpen’e Crystallization koleksiyonunda suyun sıçramasını tasavvur etmesi için ilham vermiştir. Muazzam soyutlama gücüyle sudan önce de dumanın akışkan formunu araştırmış olan Iris van Herpen (Refinery Smoke), bu işbirliğiyle 3D baskı gibi yepyeni bir teknolojiyle tanışmış, sonraki koleksiyonlarında bu buluştan faydalanarak alanında bir öncü olmuştur.

 

Beden, mekân ve hareket arasındaki ilişkiyi her koleksiyonda farklı tansiyolarda veren tasarımcı, Hypnosis ile belki daha önce hiç olmadığı kadar “kinetik”tir; zira koleksiyonun çıkış noktası Anthony Howe'un rüzgâr gücüyle işleyen dış mekân heykelleridir. Hypnosis’te hipnotize edici elbiseler Howe’un kinetik bir heykelinin içinden süzülürler.  Fakat iç mekânda rüzgâr etkisi olmaması nedeniyle bu heykel mekanize edilmiştir. Koleksiyonun aluminyum ve paslanmaz çelik üstüne ipek organza ve saten gibi kumaşlarla işlenen son elbisesi (Infinity Dress) de aynı şekilde mekanize edilmiştir. Bu mekanizasyon pratik bir çözüm olmanın ötesinde değerendirilmeye açıktır çünkü Iris van Herpen’de doğanın düzenine dair olumlayıcı bir tavır her zaman sezilir. Bu koleksiyonda biyosferin simbiyotik döngülerine, yaşamın iç içe geçmiş ritimlerine odaklandığını özellikle vurgular. 

 

Figür 6: Iris Van Herpen, 2013. Crystallization koleksiyonundan. 

 

Fiziğin kapalı, kontrollü ve mekanik dünyasını biyolojinin aktif, nitel ve yaklaşık dünyasına açan van Herpen tasarımları;  tıkır tıkır işleyen bir ekosistemin varlığına işaret eder. Örneğin Hypnosis’te beraber çalıştığı ve daha önce de Hylozoic Ground projesiyle Hybrid Holism koleksiyonuna ilham veren Philip Beesley, etken sayılan canlılıkla edilgen sayılan cansızlığın hiyerarşik ontolojisine karşı çıkarak organik ve inorganik tüm maddelere eşdeğer bir hayat biçen Hylozoism inanışından etkilenir. Hylozoic Ground enstalasyonu insanla “cansız” addedilen maddeler arasında melez bir metabolik alışveriş yaratarak tepkisel ve doğurgan bir kent dokusu geliştirmeyi hedeflemiştir. Adını Yunan mitolojisinde tanrılara koruma sağlayan bir tür örtüden alan Aegis enstalasyonu da aynı hedefle sentetik biyolojiyi, yapay zekâyı, mekaniği, ses, ışık ve filtreleme sistemlerini birleştirir. Van Herpen hareket meselesini çok farklı cephelerden ele alır. Örneğin Skeleton dress ve Snake Dress gibi bedenin anatomisini tersyüz eden ikonik elbiseleri Capriole koleksiyonunda yer alır ki bu koleksiyon bir paraşüt atlayışı sırasında beden ile zihin arasındaki varoluşsal aşırılıkları tasavvur eder. Salt içgözlemsel bir soyutlama olan Snake Dress paraşüt atlayışı öncesindeki yoğun zihinsel enerjinin hareketini yılankavi virajlarla verir. Van Herpen’in zihinsel hareketi ele aldığı bir başka koleksiyon ise Radiation Invasion’dır; zira bu koleksiyonu radyasyon dalgalarının zihinsel olarak manipüle edilebileceğine dair bir ihtimal üzerine kurar.

 

Iris Van Herpen, 2011. Capriole koleksiyonundan Skeleton Dress.

 

Iris van Herpen insan bedenini sadece giydirmez. Hem anatomisini hem de zihnini kurcalar. Yeniden boyutlandırır. 3D lazer kesim tekniği ile PETG filamentlerinden çerçevelerle elde ettiği hacimli kumaş katmanlarıyla Hypnosis’ten bir önceki couture koleksiyonu olan Shift Souls’da insan silüetinin morfolojik evrimine odaklandığını açıklar (6). İç içe geçmiş rengârenk organzaların optik illüzyonu (7) ideal beden temsillerine meydan okur ki zaten Van Herpen’in asıl amacı da genetik mühendisliği ürünü insan-hayvan melezlerine hayat vermektir. Koleksiyonun narin fakat heybetli elbiseleri bedenle sembiyotik illişkiler kuran mitolojik yaratıklar gibidirler. 17. yüzyıldan kalma bir yıldız atlası olan Harmonia Macrocosmica’dan aldığı esin ise elbiselerin atmosferik hissiyatında ve topografik haritaları anımsatan aşamalandırmalarında bulunabilir. Bedeni çevreleyen sis bulutları gibi davranan bu ifadeli kumaş yığınları, eski bir NASA mühendisi olan Kim Keever’ın sualtında çektiği renkli akışkan maddelerin fotoğraflarına da nazire eder. Farklı bilgi rejimlerin içerisinde yaratıcı sıçrayışlarla dolaşan Van Herpen’in ilginç işbirlikleri arasında sualtında biyofonik müzik heykelleri üreten Between Music (8) ve Zen çanaklarından ses yerleştirmeleri üreten müzisyen Kazuya Nagaya da vardır. Müzik alanından devam edilirse, dokunuşla ses veren müzik enstrümanları olarak tasarladığı elbiselerini, Embossed Sounds koleksiyonunu hatırlamamak olmaz. Avangard tasarımı sahne performanslarına eklemleyen Björk, Grimes ve Lady Gaga’nın van Herpen hayranlığına hiç şaşırmamak gerek.

 

 

Onu diğer avangard tasarımcılardan kolaylıkla ayıransa hem bilimsel hem de şiirsel araştırmalarla genişlettiği anlam havzası olsa gerek. Örneklemeye yine müzikten devam edilirse, şahsına münhasır müzisyenlerle ilham alışverişine girmenin ötesine geçerek “ses” fenomeninin kendisini ameliyat masasına yatırıp ondan desenler de çıkarır. Başlığı Japoncada “hayatın kaosu içinde sakinlik bulmak” anlamına gelen Seijaku koleksiyonu için ses titreşimlerinin görsel karşılığını araştırır, siyamatik ile çalışır. Van Herpen’e tavır belirleme gücü veren ilham kaynakları arasında sinestezi (Synesthesia) ve lucid dreaming (Lucid) gibi nörolojik fenomenler, kristaller (Crystalization), duman (Refinery Smoke), manyetizma (Magnetic Motion) gibi doğal fenomenler, Mısır mumyaları gibi antik gelenekler (Mummification);  dijitalleşme gibi görece yeni toplumsal dönüşümler (Radiation Invasion), mikroskobik (Micro) ve kuş bakışı (Ludi Naturae) gibi farklı görüş düzeyleri, organik maddenin inorganik maddeyle ilişkisi, hatta sınırı (Syntopia) (Hybrid Holism) gibi tuhaf tefekkür alanları vardır. 

 

Iris van Herpen’in engin referans dağarcığını en iyi tanımlayan kelime -2016 bahar hazır giyim koleksiyonunun da başlığı olan- quaquaversal olmalı. Daha çok jeolojik oluşumlar için kullanılan bu kelime, farklı noktaların tek merkeze eş zamanlı ilerlemesi anlamını taşır. Neredeyse her koleksiyonunda sanatçılar ve bilim insanlarıyla işbirliği yapan van Herpen, bu kelimenin mesleki pratiğine yaklaşımını birebir yansıttığını düşünür. Quaquaversal koleksiyonunda hareket, koleksiyonunun defilesi esnasında fiziksel olarak da tezahür eder: Beton bir masada yatmakta olan Gwendoline Christie’nin bedeni; programlanmış robotik kolların 3D yazıcılar, lazer kesim ve dokumayı birleştiren bütünleşik üretimiyle, merkezden uçlara eş zamanlı büyüyen bir elbiseyle örülür. Robotik kolları saran dikenli metalik dokuysa ilk olarak sanatçı/tasarımcı Jólan van der Wiel tarafından Magnetic Moon Dress’te çalışılmıştır. Iris van Herpen’in manyetik güçlerin dinamik yaşantısını ortaya koyan bir kumaş yaratma fikri üzerine yola çıkan van der Wiel, bu malzemeyi demir tozlarını reçineyle karıştırarak üretir. 

 

Iris Van Herpen, 2015. Quaquaversal koleksiyonundan bir performans.

 

Diğer koleksiyonlarda olduğu gibi, Hypnosis’te de hareket ve bedenin topografyası üzerine jestler tasarımın kurucu unsurlarıdır. 19 farklı parçadan oluşan koleksiyonda, Philip Beesley ile birlikte Japon Suminagashi sanatından ilham alarak yeni bir teknik geliştirirler. Her koleksiyonda olduğu gibi bu koleksiyonda da ileri teknoloji incelikli el işçiliği ile buluşur. İpek kumaşı Anthony Howe’un heykellerindeki nazik hareket kabiliyetine ulaşacak şekilde manipüle ederler. On binlerce plotter kesim parça kumaş yüksek sıcaklık ve basınçta tüle bastırılarak doğa değiştirir. Bu “doğa değiştirme” meselesi van Herpen’in kavramsal çerçevelerinde de karşımıza çıkar. Örneğin Hacking Infinity koleksiyonu terraforming teması üzerinden ilerler. Terraforming başka bir gezegenin biyosferini dünyaya benzeyecek şekilde modifiye etmek anlamına gelir. Van Herpen Hypnosis koleksiyonundaki narinliği de ekosistemin insanın yıkıcılığı karşısındaki narinliğe bağlar.

 

Önceki koleksiyonu Shift Souls da göz önünde bulundurulursa; Van Herpen’in daha tekinsiz ve grotesk formlardan şeffaf, hafif, alımlı ve feminen görünümlere kayması moda dünyasında daha görünür olma arzusunu gündeme getirebilir. Van Herpen’in böyle bir derdi var mıdır bilinmez; zira adı, stajyerliğini yaptığı Alexander McQueen ile birlikte anılıyor bile. Bana kalırsa, genç yaşta avangard couture’ün önemli  tasarımcılarından olan ve bir sonraki koleksiyonda ne yapacağı asla kestirilemeyen van Herpen, feminen siluetlerle devam etmeyi tercih etse bile mutlaka izleyicisini şaşırtmayı başaracaktır.

 

 

Iris Van Herpen, 2019. Shift Souls koleksiyonundan.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1. Colomina, B., ve Wigley, M. (2016). Are we human? notes on an archeology of design. Zürich: Lars Müller Publishers.

2. https://www.atlasobscura.com/articles/head-space-artificial-cranial-deformation

3. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/17538389

4. https://www.atlasobscura.com/articles/head-space-artificial-cranial-deformation

5. https://www.zorlupsm.com/tr/blog/digilogue-ile-kesfet-alternatif-anatomiler-fractal-phantom-flesh

6. https://www.irisvanherpen.com/haute-couture/shift-souls

7. Iris Van Herpen tasarımlarında optik yanılsamaların en belirgin olduğu koleksiyon Between the Lines olsa gerek. Mekân tasarımı konusunda geometrik hileleriyle ünlenen sanatçı Esther Stocker ile işbirliği yapar. 

8. Iris Van Herpen Between Music ile “hava” temasını ele alan Aeriform koleksiyonu için çalışır. Between Music; fizikçiler, nörobilimciler ve dalışçılar ile yürüttükleri çalışmalar sonucunda havanın olmadığı bir atmosfer olan su altında müzik icra etmeyi başarır.

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Please reload

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon