Hatırlama atılmış bir elbisedir.

22.11.2019

Geçtiğimiz ay Ankara, Galeri Nev Kırlangıç'ta yer alan, bizi tedirgin eden nesnelerin içimizdeki bir boşlukta gezinmekte olduklarını düşünen sanatçı Gökhun Baltacı'nın Şapka Numarası adlı sergisini değerlendirdik

 

 

Gökhun Baltacı, İsimsiz, 2018. Kağıt üzerine pastel, 70x100 cm. (Galeri Nev Ankara'nın izniyle)

 

Gökhun’un resimleri üzerine yazmaya şu anda Galeri Nev Ankara’da devam eden sergisi Şapka Numarası’nda, içindeki bütün o kalabalık ve her adımda edilen hoşbeşe rağmen atmaya çabaladığım üçüncü tur esnasında karar vermiştim. Her bir tablonun kendi içindeki hikâyesinin ötesinde; sergide birbirini tekrar eden nesneler, tabloların içine serpilen sandalyeler, beklenmedik yerlerde karşılaşılan soğuk su bardakları ve çerçevelerin içine yerleştirilmiş ters resimlerin gizemiydi bu turları attıran. Sürekli tekrar etmesiyle aklınıza kazınan ve çoğunlukla normal işlevinin dışına sürüklenerek tanıdıklığını tekinsizlikle değiştiren bu nesneler; izleyicide de ne olduğunu tanımlayamadığı bir kaygı hissini, örneğin alacakaranlığın yarattığına benzeyen o kaygı hissini uyandırıyordu. Bu hissin alenen ıslak, kokulu, yapış yapış tarafında içine girmeyi hiç istemediğim bir dünya var, öyle ki bazen kendimi resimler bana saldırıyormuş gibi hissediyorum. Bu kısım bambaşka bir metnin -hatta dürüst olmak gerekirse altından kalkmanın zor olduğu nahoş bir metnin- konusu olsun. Benim odaklanmak istediğim yer birçoğu çocukluktan gelen bu imgelerin hatırlamayla, hatırlamanın ise takıntı ve tekrarla kurduğu ilişki. Antik Yunan’da bilginin esas kaynağı olan hatırlama eyleminin, modern felsefedeki “tekrar” kavramıyla yakın, ancak birbirine zıt bir ilişkisi var. Hatırlamak geçmişe, tekrar ise geleceğe dönük olarak karşımıza çıkıyor. Gökhun’un işlerini düşündükçe aklımda çınlayıp duran cümle de Kierkegaard’tan geliyor: “Hatırlama atılmış bir elbisedir. Ne kadar güzel olsa da, kişi büyüdüğü için artık ona yakışmamaktadır.” Bu serginin bende günlerdir devam eden soru işareti ise esas olarak şuna cevap bulamamaktan kaynaklanıyor: Acaba Gökhun’un işleri hatırlamakla oluşan bir takıntı ve bunun beraberinde taşıdığı hesaplaşamama, devam edememe, hazmedememe durumu mu yoksa tekrarla birlikte geleceğe doğru atılan bir sağaltma eylemi mi? Son iki yıldır bolca yöneldiğim toplumsal bellek okumaları, insanın ıstırap hazinesinin insanlığın mülkü haline geldiğini söyleyen Aby Warburg’a takılıyor sıkça. Aslen sanat tarihçisi olan Warburg’un ıstırabı ele alışı da elbette sanat eseri üzerinden ve düşünür, bir sanat eserinin hatırlama aracılığıyla insan ıstırabını motife dönüştürdüğünden bahsediyor. Yani bellek, acı refleksi aracılığıyla sanat eserine tutunuyor ve fizyolojik bir uyaran halini alıyor. Bu durum ise not almaktan ya da alınan bir notu okumaktan farklı bir yumruk, bir delme, bir “sondaj” halinde işliyor. Ve yalnızca incitmeyi sürdüren şey bellekte kalıyor. Bu durumda unutmak edilgen bir durum değil, tam tersine müphem ve etkin bir eylem; deyim yerindeyse, hazımsızlığı engelliyor. Daha anaokulundayken hocaları tarafından renk kullanımının ne kadar başarılı olduğu söylenen Gökhun Baltacı’nın, başka bir görsel sanata değil de resme yönelmiş olması külliyen bir “cuk” hissi yaratıyor bende. Tuvalin hem üzerindeki deseni başka bir desenle kapatabilme, hem de bunu yaparken her ikisinin izlerini de yüzeyinde saklı tutma özelliği; geri kalan bütün görsel sanatlardan ya da yazı yazmak/not almaktan farklı bir hatırlama şekli sunuyor. Kendi çalışma biçimini “sondaj” olarak tanımlayan sanatçı, bu isimle çocukluğuna ve gündelik nesnelere bir delme/oyma işlemi uygulamaya çalıştığını söylüyor. Bu sırada punctum kavramını ya da eylemini düşünmüş müydü diye merak ediyorum, düşünmemesi imkânsız. Ancak punctum'un resimden izleyiciye geçen etkisinden ziyade, ressamın kendisinin, bilinçli olarak deldiği bir hatırayla karşı karşıyayız.

 

Gökhun Baltacı, İsimsiz, 2019. Kağıt üzerine pastel, 100x70 cm. (Galeri Nev Ankara'nın izniyle)

Hatırlamak geçmişe, tekrar ise geleceğe dönük olarak karşımıza çıkıyor. Gökhun’un işlerini düşündükçe aklımda çınlayıp duran cümle de Kierkegaard’dan geliyor: “Hatırlama atılmış bir elbisedir. Ne kadar güzel olsa da, kişi büyüdüğü için artık ona yakışmamaktadır.”

 

 Gökhun Baltacı, İsimsiz, 2019. Kağıt üzerine pastel, 70x100 cm. (Galeri Nev Ankara'nın izniyle)

 

Resimlerin teker teker konularından bahsetmek ya da betimlemek çok zor, Gökhun da bir resimde ana figürü belirledikten sonra geri kalan kompozisyonun yarı planlı, yarı plansız ilerlediğini söylüyor. Bu da aslında resimlerin içindeki çocuk ve oyun temasının benzeri bir güdüyü üretim aşamasında da taşıdığını gösteriyor. Oyuna açık bir yüzey alanı olarak tuval, doğru medyum olduğunu bir kere daha kanıtlıyor. (Aklımda iki seferdir resme alternatif bir Gökhun Baltacı kariyeri olarak dövmecilik geliyor.) Resim yapmanın belli bir süreye yayılan bir iş olduğu, bu süreçte kimi zaman sanatçıyı yönlendirerek sonunda belki de bambaşka bir yere ulaşmasını sağlaması hatırlamayla başlayan bir sürecin halüsinatif bir sona varmasını sağlıyordur belki de. Belli mekân ve nesnelerin Gökhun’un zihninde bıraktığı ve muhtemelen de zihnini şekillendirdiği tekinsiz, loş, kasvetli bir banyodayız. Resimler üzerine ne kadar konuşulursa etkisini o kadar yitiriyor sanki. Anlamlandırmaya çalışmak ilk andaki yumruğun, şokun, sondajın etkisinin yanında oldukça sönük. Belki Gökhun’un da çıkış noktalarından biri olan kaygı kavramı bunu açıklamaya yardımcı olur. Aslen nesnesiz olan ve sadece özneye dönük bir his olan kaygı, açıklanmaya ve anlamlandırılmaya çalışıldığı her an gücünü kaybediyor. Bilinçdışı alana ait olan bu his, resimlerde tekrar eden nesnelerde ortaya çıkıyor ve nesnenin kendisinden ziyade özneyle ilgili şeyler söylüyor. Serginin beni bu kadar etkilemesinin nedeni de resimlerin sanki beni yargılıyormuş ya da bana saldırıyormuş gibi hissettirmesi. Dolayısıyla resimlerin kendisinden çıkıp bana doğru yayılan hisse karşı bir savunma mekanizması geliştirme ihtiyacı duyuyorum. 

 

Gökhun Baltacı, İsimsiz, 2019. Kağıt üzerine pastel, 70x100 cm. (Galeri Nev Ankara'nın izniyle)

 

Gökhun Baltacı, İsimsiz, 2019. Kağıt üzerine pastel, 70x100 cm. (Galeri Nev Ankara'nın izniyle)

 

Resimlerin çoğunlukla çocuklukla özdeşleşmesi yalnızca figürlerin genellikle çocuk olması değil, ayrıca çocuk zihninin nesneleri daha farklı biçimde ele almasıyla ilgili. Cinsellik, şiddet, tekinsizlik gibi hisler bir çocuğun yeni öğrendiği, yetişkinin tahayyülünden çok daha ilkel, hatta patavatsız bir şekilde resmediliyor. Bu şekilsiz dışavurum her bir resimden yanındakine bulaşıyor; ne süt kendisi bu dünyada, ne de sandalye bir sandalye. Bu sergide fazla yer vermese de eski resimlerinde sıklıkla kullandığı öğretmen figürünü de anmadan geçmek istemiyorum. Cinselliğin bu denli el yordamıyla ifade edildiği bu dünyada çocuklar tarafından hem hayran olunan hem de korkulan figür olarak öğretmenin sınıf ortamında konulduğu pozisyon tedirginlik ve kaygının yanına yeni bir girift daha ekliyor. Bunu "kültürün ve bilginin tepeleme doldurulduğu, öğrencilerin de belli bir tornadan geçtiği ilkokul yıllarının hislerini oymakla ilgili olduğunu" söyleyen Gökhun; eski öğretmenlerinin otoritesini yerle bir ettiği fanteziler kuruyor. Bu noktada otoritenin sarsılmasını sağlayan fantezi ise içinde ilkellikle bezeli bir cinsellikle ortaya çıkıyor. Metnin en başında bahsettiğim içine girilmesi nahoş olan o ıslak, kokulu ve yapış yapış dünyanın kapıları burada tekrar karşıma çıkıyor. Gökhun’un kendisi ise yüksek lisans tezinde bu duyguyu öğretmeninin bugüne değin öğrettiği ve öğretmeninden öğrendiği bilgilerden kurtulma hissi olarak tanımlıyor. 

 

Cinsellik, şiddet, tekinsizlik gibi hisler bir çocuğun yeni öğrendiği, yetişkinin tahayyülünden çok daha ilkel, hatta patavatsız bir şekilde resmediliyor.

Bütün bu hatırlama, tekrar, sezgi, kaygı, tedirginlik, aşağılama hislerinin bir arada; üstelik de bu kadar yoğun bir biçimde verilebilmesi izleyiciyi sersem ve suçlu bir hayranlıkla dolduruyor. İyi ve güzel olana dair çok az şey taşıyan bu iyi ve güzel resimler, envai hazımsızlıkla dolu. Hem tam olarak hikâyeyi çözemeyen izleyicinin hazımsızlığı, hem de sanatçının kendisiyle hesaplaşırken hatırlayıp durduklarının hazımsızlığı.

 

 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Please reload

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon