Çağdaş sanatı okuyor muyuz?

İnsanoğlunun bu dünyada yaptığı en muhteşem şeylerden biri de, bir şeyi görüp onu yalın bir şekilde anlatabilmektir. 

John Ruskin, 1856

 

 

Gilda Williams kendi alanında çoksatar mertebesine ulaşan How to Write About Contemporary Art kitabını Victoria Devri’nin sanat eleştirmeni John Ruskin’den bu alıntıyla açar. Sanat üzerine yazmakla sanatı icra etmek arasındaki gerilimli ilişkiye eleştirmenler cephesinden gelen bu salvoda, Ruskin’den taraf olanlar olarak sanat yazınımızın durumunu devamlı irdeliyoruz. 90'lı yıllardan bu yana ivmelenen, son dönemde ise popülerleşen/kitleselleşen ve kendi piyasasını oluşturan sanat dünyamız içinde, eksikliği en çok hissedilen konu başlığı olarak eleştiri ve analizi ortaya koyuyoruz.

 

Bu yazıda da kitap yayımcılığı açısından bu 25 yıllık süreci ele alacağım. Her ne kadar eksiklikleri devamlı vurgulansa da süreli yayınlar açısından farklı okur kitlelerine ve okuma pratiklerine seslenen bir yayımcılık anlayışımızın oturduğunu düşünüyorum. Ancak kitap yayımcılığı halen piyasanın, okur beklentilerinin ve düşünce dünyamızın gerisinden geliyor. Kitap yayımcılığının başat kültürel üretim unsurlarından biri sayıldığı ülkemizde çağdaş sanatın bu alandaki eksikliği, üzerinde durulması gereken bir konu. Eksikliğin sebeplerini açtıkça çözüm yollarının da bulunabileceğini düşünüyorum.

 

Çağdaş sanat, kültür dünyamızın bir parçası mı?

 

Kitap yayımcılığındaki eksikliğin temellerine baktığımızda entelektüel bir üretim biçimi olarak çağdaş sanatın henüz kabul edilmediği gerçeğini vurgulayarak başlayabiliriz. Edebiyat, sinema, tiyatro gibi alanların kültür tarihimizde edindiği yeri çağdaş sanat yakalayamadı. Çağdaş sanat halen ‘entertainment’ (eğlence) ile ‘ne olduğu anlaşılmayan iş’ arasında bir yerlerde geziniyor. Kültür dünyamız içindeki çağdaş sanata yönelik bu kuşkunun geçmişi de yok değil.

 

Barış Acar, Ters Dönmüş Bir Kaplumbağa ile Sanat Üzerine Konuşmalar kitabında 60’lı yıllardan bu yana ürünlerini sunan çağdaş sanat sahnemizin eksikliği olarak bakış açımızdaki bu meseleye vurgu yapar:

 

“...sanat dünyamızın Avrupa'yla eşitlendiği şeklindeki bir yargı gerçekliğe çok tekabül etmez. Çünkü özünde bu yurtiçindeki ve yurtdışındaki festivaller, bienallere katılım, uluslararası camiada dolaşıma giren sanatçı sayısı vb. ile ilgili bir tartışma değildir. Bu, bizim çağdaş ya da güncel sanata bakış açımız; onu değerlendirirken kullandığımız kavramsal cephaneliğimizin tazeliği ve sanat tarihimiz içinde bu kavramların ne kadar yeşerdiğiyle doğru orantılıdır.”

Acar aslında üretimle onu alımlama süreci arasındaki açının genişliğine işaret eder ve çubuğu bize, yani yazanlara büker. Sanat eleştirisinde kullandığımız kavramlarla olan ilişkimizi sorgular. “Bu kavramların hangi gerçekliğe tekabül ettiği (ya da bir içeriminin bulunup bulunmaması), anlaşılıp anlaşılmaması, anlaşıldığında ‘doğru’ (en azından düzgün/mantıksal) yoruma olanak verip vermemesi çok da önem arz etmez.”

 

Çağdaş sanat yayımcılığının ilk dönemi zamanın koşullarına uygun olarak küçük bir çevrenin ürünü olan ve o çevre içinde okunan kitaplardan oluştu. Ali Akay'ın çabalarıyla Bağlam Yayınları’nda oluşturulan külliyat, Art-ist dergisi çevresi ve benzeri örnekler ilk dönemin derin tartışma kültürünün de bir yansıması olageldi. Organik bağları olan bu küçük ortamda yaşanan tartışma kültürüyse bir sonraki halkaya ulaşamadan geri çekildi.

 

Kanonlaşamayan kanonlar

 

Çağdaş sanat yayıncılığımızdaki sorunların bir diğer sebebi olarak da kanonlaşmadaki eksikliği ortaya koymak gerek. Her ne kadar tartışmalı bir kavram olsa (ve çağdaş sanatın özüne aykırı yönleri olsa) da ortak bir aklın ürünü olarak kanon eserlerin mevcudiyeti kültürel üretimin temel tetikleyicisi olarak halen etkisini koruyor. 90 öncesi sanat yazınıyla, 90 sonrası arasındaki derin kopukluk çağdaş sanat yazınındaki kanonlaşmanın önündeki aşılamayacak engellerden biri. User’s Manual, Unleashed 101, User’s Manual 2.0 gibi 90’lardaki ilk kuşağın verimi olan, antoloji niteliğindeki kitaplar kanon görevini gönülsüzce üstlense de bahsettiğim şekilde ilk halkanın dışına erişemedikleri için kitleselliğe ulaşamadılar.

 

Ancak ilginç bir şekilde kanon metinler daha çok retrospektif müze sergileri üzerinden oluşturuldu. Müzelerin üstlendiği öncülük rolü, katalog kitaplara da yansıdı ve tarihsel sorgulamalar yapan metinler üretilmiş oldu. Modern ve Ötesi; Hayal ve Hakikat; Yeni Yapıtlar, Yeni Ufuklar gibi örnekler öne çıkan katalog kitaplar oldu. Akademik tezler ve ikincil tartışmalar bu metinler üzerinden gerçekleştirildi. Ancak doğası gereği sergi süresi içine sıkıştırılan ve geniş dağıtım ağına giremeyen bu metinler, benzer bir kitleselleşme sıkıntısını da yaşadı.

 

İllüstrasyon: Caner Yılmaz 

 

Son döneme gelirken…

 

Özellikle son beş yıldır çağdaş sanatın kitleselleşmesiyle birlikte büyük yayımcılar da bu alana el atmış oldu. Genel okuyucu kitlesi düşünülerek hazırlanmış kitaplar çevrildi ve tek tük de olsa yerli versiyonları çıktı. Yapı Kredi Yayınları, Koç Üniversitesi Yayınları, Ayrıntı Yayınları, Metis Kitap, Sel Yayınları düzenli olarak çağdaş sanat kitaplığına alan açıyorlar. Hayalperest Yayınevi Michael Wilson’un Çağdaş Sanat Nasıl Okunur?, Terry Barret’in Çağdaş Sanatta Estetik ve Eleştiri kitapları gibi uluslararası dolaşıma giren metinleri Türkçe’ye kazandırıyor. Aynı zamanda daha popüler bir alanda Will Ellsworth-Jones’un Banksy Duvarın Ardındaki Adam gibi çok satmaya teşne kitapları yayımlandı. Ancak kitapların kolay okunmasına rağmen, dağıtım, duyuru gibi sorunlar nedeniyle dolaşıma girmediler.

Son dönemin ilgi çeken, sanat çevresinin yoğun olarak okuduğu ve küçük çaplı da olsa tartışma yaratan kitaplara ise yayıncılığın önündeki potansiyeli gösteren ürünler olarak bakılmalı. Ali Şimşek'in Kriz ve Kritik (Devam kitabı Eleştiriyi Çalmak da geliyor.), Burak Delier'in Sanat Dünyasının Senaryoları ve Barış Acar'ın art arda çıkan Ters Dönmüş Bir Kaplumbağa ile Sanat Üzerine Konuşmalar ve Ekphrasis 1 kitapları yirmi yılın gelişimini tartışan ve farklı argümanlar üreten kitaplar olarak kayda geçti. Ancak bu kitapların da ortak yönü halihazırda yayımlanmış yazıların bir derlemesi niteliğinde olmaları.

 

Yerli bir yayımcılık modeli oluşturulabilir mi?

 

İletişim Yayınları’nca çıkan Ali Artun yayın yönetmenliğindeki Sanat-Hayat dizisi sanat yayınları arasındaki bu sıkışmışlığı kıran tek yayın olarak onuncu yılını doldurdu. Bu nedenle yayıncıların bu dizinin tutmasına sebep olan faktörleri iyi okumaları gerektiğini düşünüyorum. Dizinin yayımcılık ve sanat dünyasında konumlanış şekli özgün bir örnek olarak önümüzde duruyor. Tabi bundaki en büyük etkenlerden biri İletişim Yayınları’nın yayıncılık hayatımızda güçlü bir deneyime sahip olması. Bu diziye özgü faktörlere bakarsak da iki önemli etken görürüz. Birinci etken, bu dizinin ürünleri çeviri yayınlar da olsa Türkçe okura hitap eden, Türkçe okurun okuma geçmişine yönelik bir editörlük politikası gütmesi. Özellikle makale derlemelerinde güdülen editörlük okuru adım adım tartışma başlıklarına sürüklüyor. Makale derlemesi olmayan çeviri kitaplarda ise kitabı Türkçe okuruna tanıtan derin önsözlerle sunum yapılıyor. Dizinin kültür dünyamızda önemli bir aktör olmasının ikinci etkeni de dijital alanda varlığını sürdüren e-skop sayesinde düzenli bir okur takipçisi yaratması. e-skop ile birlikte dizi değerlendirildiğinde dijital ile matbu arasında ince bir birlikteliğin kurulduğunu görüyoruz.

 

Türkiye'de çağdaş sanatın tartışma kültürüne dahil olabilmesi ve entertainment görünümünden kurtulabilmesi için kitap yayımcılığının hızlanması ve dahası bu yayınların kültürel dolaşıma girmesini tetikleyecek unsurların yaratılması gerekli. Özgün metin üretimini sağlayacak yurt dışında benzerleri görülen burs programları, rezidans gibi kurumsallaşmalar meselenin yazarlara yönelik kısmına çare arayışı olarak ortaya konulabilir. Okur açısındansa metin okumaları/çözümlemelerine olanak veren atölyeler ve yazarlara yönelik söyleşiler üretilen metinlerin dolaşıma girmesini sağlayacak bir yol olarak önümüzde duruyor. Şu sıralar piyasanın daralmasından, ‘iş’lerin olmamışlığından ve tartışma ortamı yaratamamaktan dem vuruyorsak çareyi eski usul kültür üretim modelinde, kitaplarda aramak gerek.

 

Art Unlimited Kasım - Aralık 2016 39. sayısında yayınlanmıştır.

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Please reload

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon