“Müzelerin geleceği evlerimizin içindedir”

01.05.2012

Referans verdiği, hatta yazarın deyimiyle kataloğu olduğu bütün sosyal, kültürel ve popüler birikimi, ziyaretçilerin ilgisine sunan Masumiyet Müzesi, bünyesindeki sarmal, baş döndüren evren uyarınca, romanın baş kişisi Füsun ve onun aşığı Kemal özelinde, tümüyle kurgusal bir alemin karşımıza alenen çıkarıldığı doğum biçimiyle, türünün ilki olarak addediliyor. Özellikle 1950 - 2000 arası İstanbul kenti hatıralarını, roman karakterlerinin güncel 'buluntu'larıyla hemzeminde bir araya getiren müze, kendinden önceki müzelerin ürettiği totaliter gerçeklik duygusu ve bu duygunun cerahati olabilecek her nevi önyargının karşısına, tüm romantikliği, bireyselliği ve içtenliğiyle çıkmayı başararak, izleyiciyi müze fikriyle yeniden flört etmeye teşvik ediyor. Pamuk'a bakılırsa, ölene dek katkıda bulunacağı ve beraberinde kurulan vakıf aracılığıyla adeta kendi içinde bir daha kamusallaşan müzenin, yakın gelecekte ressam Orhan Pamuk'un da çalışmalarına ev sahipliği yapması, işten bile değil.

 

Orhan Pamuk Masumiyet Müzesi'nde Fotoğraf: Refik Anadol 

 

Evrim Altuğ: Müze projesini gerçekleştirme sürecinde, siz de mimarlık eğitiminden geçmiş ve ressam / sanatçı olmayı arzu etmiş bir kimse olarak, farklı mimar, sanatçı ve küratörlerle çalıştınız. Kimileriyle yola devam ettiniz, kimileriyle bu olmadı. Hangi konularda, nasıl somut tercihler yaptınız?

 

Orhan Pamuk: Müze projesini gerçekleştirirken hepimizin hayatından bir parça yansıtmasına ve romanda yer alan özel ilişkinin ışığını özel bir dünya haline getirmesine özen gösterdim. Eşyalar dizisinin bir hikaye anlatmasını tüm eşyaları güzel bir atmosferde toplamak ve hikayeye yakışan bir atmosfer yansıtmak için çalıştım. Romanla müzenin sanatsal olarak iç içe girdiği bir dünya yaratmaya uğraştık.

 

E.A.: İronik tesadüfler: Yazar Harper Lee'nin, yardımsever Oscar Schindler'in, ressam Yves Klein'ın doğum, İrlanda kökenli İngiliz ressam Francis Bacon'ın ise ölüm yıldönümünde açılan Masumiyet Müzesi için bu tarihi seçmenizin sembolik veya somut nedenleri var mı?

 

O.P.: Masumiyet Müzesi'nin açılış tarihi ile ilgili özel bir tercihim olmadı. Müzenin açılışını dört yıldır bekliyorum. 1990'ların ortasında romanı ve müzeyi düşünürken romanı yayımladığımda müzeyi de açacağımı hayal ediyordum. Romanı müze için topladığım eşyalara bakarak yazıyordum ama pek çok sebepten roman daha önce bitti. 2008'de romanı yayımladığımda bir yıl sonra müzeyi açarım diyordum ama 2012'de oldu. Müzede eşyaları belli bir nizam ve ahenk içerisinde yerleştirmek niyetimiz müze açılışının tarihinin ertelenmesine sebep oldu ve her ince detayını özenle tasarladığım Masumiyet Müzesi 28 Nisan 2012 günü açılışa hazır hale geldi.

 

E.A.: Müzenin tamamlanmamışlığına kapalı 'sinema perdeleri' ile atıfta bulunduğunuzu basınla sohbetinizde dile getirdiniz. Bu minvalde müzeye yapılacak maddi ve manevi bağışları, roman bünyesinden taşmasını da göze alarak, kabul etme ihtimaliniz nedir?

 

O.P.: Ben bu müzeye ölene kadar bir şeyler eklemeye devam edeceğim. Bu müze yüzünden son 3 yıldır resim yapmaya döndüm, belki o resimleri de müzede sergilerim.

 

E.A.: Müzeyi Google Art Project'e dahil etmeyi planlıyor musunuz?

 

O .P.: Masumiyet Müzesi ile ilgili çalışmalarım devam ediyor ve edecek. Farklı projelerim var. Projeler geliştikçe sizlerle paylaşacağım. Web sitemizin adresi de www.masumiyetmuzesi.com

 

E.A.: Müzedeki vitrinlerin düzenlenmesi sürecinde, iki ve üç boyutlu biçimlerin resimsellikleri ile, ekranvari havaları arasında nasıl bir bilgilendiricilik ve estetik dengesi gözetildi?

 

O.P.: Görsel deneyim ile okumak arasında fark vardır. Okurken kafamızda bir film seyrederiz. Müzede okuyucuların romanı okurken hissettiklerini öne çıkarmaya çalıştık. İki ve üç boyutlu biçimlerin yanı sıra müzede ses ve görüntü yerleştirmeleri de yer alıyor. Ziyaretçilerinin, belgeselci bir tarafı olan bu müzeyi gezerken o dönem İstanbul'unun günlük hayatını hissetmeleri, hatırlamaları ve yaşamaları için her ayrıntıyı görselleştirmeye çalıştım.

 

E.A.: Müzenin çağrıştırdığı bir bilim kurgu klasiği, Philip K.Dick imzalı kısa bir öyküden Ridley Scott imzasıyla çekilen kült film 'Blade Runner'ı akla getirirsek, oradaki replikantlar, ölümlülüklerinin verdiği açlıkla, kendilerine anı yaratıyorlardı. Bu durumun tam da kendisinde, insandan daha insani bir dramatiklik göze çarpıyor ve filmde de bu unsur vurgulanıyordu. Siz, Kemal karakteriyle empati kurarak oluşturduğunuz bu müzeyi inşa ve ifade ederken, melankoli ne kadar yakınınızdaydı? O.P.: Kemal, Füsun'a o kadar aşık ki sigara izmaritine kadar her eşyayı biriktiriyor. Kendini dışlayan hayata inattan bir müze yapıyor. Bu müze bir anlamda kalbi kırık insanların kimliklerini ortaya koyan bir müze. Resim yaparken daha mutluyum. Romanı yazarken ise dünya ile daha derinden ve ahlaki bir ilişkiye giriyorum. Müzedeki nesnelerin arasında oturarak ben altı ayımı geçirdim geçen sene ve hayatımın en mutlu altı ayıydı.

 

E.A.: Masumiyet Müzesi, bir Mısır piramidinin 'emanetçi' ölümsüz havası ve beklentisini de yansıtıyor. Tüm bu objelerin, tıpkı şu aralar söylentisi yapılan 'Cevdet Bey ve Oğulları' dizi film projesi gibi, bir gün bir tiyatro yapıtı veya sinema filmine dönüşümü olasılığı nedir ?

 

O.P.: Yakın gelecekte böyle bir projemiz yok.

 

E.A.: Romanın 85'inci sayfasında, ilk müzeler ve .onların ilk kataloglarına atfen konuşan Kemal, 'ilk kataloglar' dan, ilk 'ansiklopediler' olarak da övünçle bahsetmiş. Günümüzde ansiklopediler de elektronikleşiyor. Müze, buna nasıl hazırlık yapıyor veya teşhir edip paylaştığı nadir eşyaların manevi değer 'sınırlılığı' ya da müzenin bizatihi kendi belleğinin basılı katalogları ile direnmeyi düşünüyor?

 

O.P.: Masumiyet Müzesi romanı ilk başta müzenin kataloğuydu. Fakat zamanla müze ile roman arasında ilginç bir farklılık oluştu. Geçtiğimiz haftalarda İletişim Yayınları'ndan 'Şeylerin Masumiyeti' çıktı. Bu, tüm dünyadaki kitabevlerinde de satışta olacak.

 

E.A.: Desen ve renklerinizle de betimlediğiniz roman dünyasını harflerle kağıda aktarırken, müzedeki sürpriz örnekleriyle de gördüğümüz· üzere, resmederek düşünmenin de size farklı yaratıcılık fırsatları tanıdığı anlaşılıyor. Katılıyor musunuz?

 

O.P.: Bana sanat, resim yapmak mutluluk veriyor, roman yazmak beni daha zeki hissettiriyor ve dünyanın içine girdiğimi ondan daha ahlaki bir şekilde sorumlu olduğumu hissediyorum. Ruhumun iki yanı bu şekilde resimle edebiyat ve roman arasında ayrılmış. İkisi burada birleşiyor. Resim ve edebiyat birbirinden uzak gösterilen alanlardır. Pek çok ünlü yazar, Victor Hugo, Strindberg, Yaşar Kemal resimle ilgilenmiştir. Ben onlar arasında kendi ressamlığını daha fazla ciddiye alan biriyim ya da içimdeki ressam sonunda ortaya çıktı.

 

E.A.: 200. sayfada Kemal'in, müzedeki nesnelere ilaçlarına bakar bir hasta gibi bakıyor olmasından hareketle, koleksiyonerliğin tedavisinin müzeler olduğu mu söylenmeli? Peki bir müzenin ideali nasıl olmalı? Müzenin, zamanı ve mekanı dönüştürücü, sarhoşluk veren kudretli ve davetkar, teşhir bonkörü haline nasıl yaklaşırsınız?

 

O.P.: Bana göre müzeler, tıpkı romanlar gibi tek tek bireylerin hikayelerini anlatabilmeli. Müzeler daha küçük, daha bireysel ve daha ucuz olmalı. Ancak böyle, tek tek insanların hikayelerini ifade edebilirler. Günümüz ve geleceğin müzelerinde sorun devleti temsil değil, insanı ortaya çıkarmaktır. Büyük anıtsal, sembolik müzelere giden para ve kaynaklar, tek tek insanların hikayelerin  anlatan küçük müzelere gitmeli. Bu kaynaklar, insanları kendi küçük evlerini ve hikayelerini "müzeleştirmeye" teşvik edip onlara destek olmalı. Eşyalar çevrelerinden, sokaklarından kopartılmadan kendi doğal evlerine hüner ve dikkatle yerleştirilirse, zaten kendi hikayelerini anlatırlar.

 

E.A.: Müzedeki nesnelerin, ziyaretçilerin heyulasında yaratacağı ortak hatıra belleği, ister istemez müzenin belli bir nesle odaklandığı hissini de veriyor. Ancak bununla birlikte yapı, gelecek kuşaklar için hızlandırılmış bir sosyal arkeoloji müzesini de çağrıştırıyor. Müzeden yola çıkılarak üretilecek akademik metinler sizi heyecanlandırıyor mu?

 

O.P.: Masumiyet Müzesi bir küçük ve alçakgönüllü İstanbul günlük hayatı müzesidir. 70'lerden günümüze kadar İstanbul'un eski otobüs biletleri, sinema biletleri, sigorta kartları, banka kartları gibi gündelik eşya var bu müzede. Tuzluğundan Vita kutusuna. Hepimizin yaşadığı gündelik hayat var. Bu anlamda müzeden yola çıkarak üretilecek olan tüm çalışmalardan heyecan duyuyorum.

 

E.A.: Çağdaş sanatın yakın tarihinde, 2005 yılındaki İstanbul Bienali'nde sergilenen Michael Blum imzalı 'Safiye Behar'ın Evi' veya yine İstanbul' da yapıtlarını sergileyen Mike Nelson isimli İngiliz sanatçının Venedik Bienali'nde hazırladığı mekan düzenlemesi gibi, ilginç entelektüel yaşam alanları ile karşılaşıldı. Bu tür örnekler, onca müze ziyaretinizi de içeren itinalı Masumiyet Müzesi araştırmalarınız sırasında size ne ölçüde uyarıcı ve yol gösterici oldu?

 

O.P.: Çocukluğumda İstanbul'da çok az müze vardı. Çoğu da korunmuş tarihi anıtlardı. Ya da Batı dışı yerlerdeki çok az müze gibi devlet dairesi havalı yerler. Daha sonra Avrupa şehirlerinin arka sokaklarındaki küçük müzeler, bana müzelerin de tek tek bireylerin hikayeler ini anla ta bileceğini hissettirdi. Tıpkı romanlar gibi...

 

E.A.: Kemal'in 564. sayfada ifade ettiği 'Gerçek müzeler, Zaman'ın Mekan'a dönüştüğü yerlerdir' sözünden hareketle soralım: bir müze, bireyselleştiği, kişiselleştiği düzeyde mi kendi çekirdeği, merkezi, ruhunu dışa dönük bir evrimle yansıtır? Buradan hareketle, resmi müzelerdeki tümdengelimci, totaliter iticiliğe de kibar bir tenkitte bulunduğunuzu varsayabilir miyiz?

 

O.P.: Müzeleri seviyorum ve pek çokları gibi her geçen gün müzelerde daha mutlu hissediyorum kendimi. Müzeleri çok ciddiye aldığım için bazen öfkeli, kuvvetli düşünceler geliştiriyorum. Ama müzeler hakkında öfkeyle konuşmak da gelmiyor içimden. Bir önceki sorunuzda da söylediğim gibi çocukluğumda İstanbul' da çok az müze vardı. Çoğu da korunmuş tarihi anıtlardı. Ya da Batı dışı yerlerdeki çok az müze gibi devlet dairesi havalı yerler. Daha sonra Avrupa şehirlerinin arka sokaklarındaki küçük müzeler, bana müzelerin de tek tek bireylerin hikayelerini anlatabileceğini hissettirdi (tıpkı romanlar gibi). Louvre, Metropolitan, Topkapı, British Museum, Prado gibi yerlerin insanoğlunun büyük zenginliği olduğunu hiç unutmuyorum. Ama bu büyük anıtsal hazinelerin geleceğin müzeleri için örnek olmasına karşıyım. Müzeler, özellikle hızla zenginleşen Batı dışı ülkelerde ortaya çıkmakta olan yeni ve modern insanın dünyasını, insanlığını araştırmalı ve ifade etmeli. Oysa devlet destekli büyük müzeler insanı değil, devleti temsil etmeyi hedefliyor. Bu, iyi ve masum bir hedef değil.

 

Art Unlimited Mayıs - Haziran 2012, 16. sayısında yayımlanmıştır.

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Please reload

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon