Yeni bir doğa inşası


Yıldız Doyran’ın Yeniden Doğa başlıklı sergisi 3 - 23 Mart tarihleri arasında MKM Beşiktaş Çağdaş Sanat Galerisi’nde gerçekleşti. Sanatçıyla sergi üzerinden sanat pratiğini ve doğaya olan yaklaşımını konuştuk


Röportaj: Nilgün Yüksel


Yıldız Doyran


Denis Dutton, Sanat İçgüdüsü adlı kitabının Manzara ve Özlem başlığının sonunda bizi ona bakmaya iten nedeni iki cümleyle açıklar: “Bugün bizi biz yapan, ilkel atalarımızın patikaları ve nehir yataklarını takip ederek ufka doğru katettiği yollardır. Böyle zamanlarda türümüzün kadim geçmişinin kalıntılarıyla yüzleşiriz.”


Yıldız Doyran, uzun soluklu sanat kariyerinde bir yandan Dutton’ın deyişiyle, kadim geçmişin kalıntılarıyla yüzleşirken diğer yandan günümüzün varoluş sorgulamasını dile getirir. Doyran’ın bakmak, görmek, duyumsamak ile kesişen doğa çıkışlı yapıtları, görüneni, görünenin ardındakini andan yola çıkan zamansızlığı barındırır. Malzemesini ve anlatım olanaklarını oldukça geniş bir skalada izleyici ile paylaşan sanatçıyla 3 – 23 Mart 2022 tarihleri arasında Beşiktaş Belediyesi ve Beltaş iş birliğiyle MKM Çağdaş Sanat Galerisi’nde yer alan sergisi dolayısıyla söyleştik.


Yıldız Doyran, İsimsiz, Tuval üzerine akrilik, 2021


Çağımız, Antroposen Çağı olarak tanımlanıyor, artık insan eliyle oluşturulmuş bir çöp yığını olan Yedinci Kıta’dan söz ediyoruz ve ekoloji giderek daha çok insanın sorun ettiği bir kavrama dönüşüyor. Sanat yaşamınızın başından bu yana çalışmalarında doğayı merkeze alan bir sanatçı olarak genelde doğa, özelde günümüzün bu görünümüne ilişkin ne düşünüyorsunuz?


Antroposenden, Yedinci Kıta’dan söz ederken sanki bizim dışımızda bir şeyden söz ediyormuş gibi davranıyoruz. Oysa tam da o Yedinci Kıta’nın üzerindeyiz ve elbette ki birçok kişi gibi ben de kaygılanıyorum. İdeallerimizi, ütopyalarımızı kendi elimizle kendimizi yok ettiğimiz bir distopyaya dönüştürdük. Günümüz insanının var olan doğayı yok edip binaların teraslarında kendilerine yeni bir doğa inşa ettikleri bir süreçteyiz bu son derece rahatsız edici bir durum. Tabii ki ben bir doğa aktivisti değilim sanatçı olarak sadece doğayı kendime dair özelleştirebildiğim bir noktada duruyorum, ama ben de doğanın bir parçasıyım ve doğaya bir yaşam biçimi, nefes aldığım bir alan olarak bakıyorum.

Çalışmalarınızı oluştururken günlük yaşamdan, kültürden, doğa felsefesine kadar farklı alanlardan besleniyorsunuz. Tüm bunlar hem üretim ritminize hem çalışmalarınıza nasıl yansıyor?


Düşünce eylemden önce gelir. Sonra ufak ufak düşünce evreninden çıkıp eylemlerimizle doğanın akışındaki yerimizi alırız. Doğanın kendi diyalektiğinde olduğu gibi, insan ile doğa arasında da diyalektik bir ilişki var. Bilim, felsefe ve sanatın kökenini de doğada aramıyor muyuz? Belki buna açıklama, anlamlandırma ve yeniden üretme süreci de diyebiliriz. Ve kültür dediğimiz olgu da tüm bu bileşenlerin ürünü. Coğrafyaların, kültürün; doğanın, inanışların ve ritüellerin üzerindeki etkisini reddetmemiz mümkün mü?


Öte yandan doğanın her hareketinde kendini bazen açık eden bazen gizleyen mesajlar vardır. Orada yaşantımızın içinde göz ardı ettiğimiz ses, sis gibi sürprizlerle karşılaşırız. Bazen gerçeği görmek için otları aralamak, bitkinin hışırtısını, ağaçların uğultusunu, suyun sesini takip etmek gerekir. Sis perdesi aralandıkça görüntünün gerçeği algılanır. Oysa sis varken de o gerçek oradadır. Kısaca biraz da bakan kişiye bağlı bir ilişki bu algı. Benim üretim sürecim doğayı izleyerek düşünce süzgecimdeki benzer duygular ile özdeşlik kurarak başlar. Sonrasında sezgisel olarak doğanın bize sunduğu argümanları takip ederek doğayı yeniden deneyimlerim.


Yıldız Doyran, Macro- Micro I, 2006, Fotoğraf, 100x70cm. (3 edisyon)


Her ne kadar tuval başrolde görünse de fotoğraf, yerleştirme, video gibi birçok mecrayı eşzamanlı kullanıyorsunuz. Bu çok dilli anlayış meseleyi farklı açılardan gösterme arzusu diyebilir miyiz?


Evet, esas olan projedir ya da benim anlatmak istediğim proje neye karşılık geliyorsa hangi disiplinde düşünceyi aktarabileceksem onu seçerim. Örneğin, fotoğraf andır. Doğanın anını resimle yakalamaya çalışmak biraz “mış” gibi yapmak geliyor bana. Benim plastik dilimde çok reel bir dünya olmadığı için anı dondurma meselesinde fotoğrafın çok daha iyi bir anlatım aracı olduğu kanısındayım. Eğer ses, ritim hareket istiyorsam videoyu bir medyum olarak kullanıyorum. Ya da herhangi bir doğa nesnesini doğrudan alıp organik yapısını bozmadan mekânda bir sanat nesnesi olarak sergiliyorum. Bu sergileme biçimi benim üç boyutlu görme istemcime de karşılık veriyor.


Yıldız Doyran, İsimsiz, Tuval üzerine akrilik, Orhan Karadoğan Koleksiyonu


Tuvalleriniz çoğunlukla bir yandan örtmeyi diğer yanda açığa çıkarmayı çağrıştıran katmanlarla ilerliyor. Hem zihnimizle hem doğayla bağdaştırabilir miyiz böylesi bir gösterimi?


Elbette ki bağdaştırabiliriz. Örtmek, açığa çıkarmak; açığa çıkarmak da örtmek anlamına gelir. Bu hem zihinsel algılama süreci hem de doğanın temel işleyişi ile bağlantılı. Öncelikle plastik dil, benim için salt teknik bir mesele değil aynı zamanda zihinsel bir süreç. Zihnimiz işlerken bir düşünce başka bir düşünceyi çağırır ve fikir, tüm bunların bir araya gelişleriyle ortaya çıkar. Aynı şekilde zihinsel bir üretim sürecini plastik dile döktüğümde bir plan diğerini çağırıyor. Teknik olarak katmanlı yapıları kullanma nedenim doğanın temel yapısının ve oluşumunun da böyle olmasından kaynaklı. Bitkiyi topraktan ya da suyu kayadan ayrı düşünemeyiz hepsinin varlığı ve tümlüğü zihnimizdeki doğayı yaratır.


Yıldız Doyran, İsimsiz, 2020, Tuval Üzerine Akrilik, 150×300 cm.


Özellikle ayrıntıları kaydettiğiniz fotoğraflarınızla resimleriniz arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?


Resimlerimdeki katmanlardan söz etmiştik. Temel olarak fotoğraflarımda da benzer bir anlayış var. Yansımalar, birbirinin üzerine binen formlar, örterek açığa çıkaran şeffaf geçişler… Öte yandan yukarıda da belirttiğim gibi fotoğraf anı kaydeder, vizör bazen bizim bir anda yakalayamadığımız ayrıntıları ortaya çıkarır. Resim ise süreç. Fotoğraflar, dönüp ayrıntıları yakalamak için bir araç da olabilir ama sadece resimlerime çıkış oluşturmak için fotoğraf çekmiyorum. Birbirlerini desteklemeleri ya da doğurmalarından çok birbirleriyle söyleşebilmeleri önemli benim için.

Yıldız Doyran, İsimsiz, Fotoğraf, 2007


Yerleştirmelerinizde doğadan edindiğiniz ve müdahale etmediğiniz malzemeleri kullanıyorsunuz. Müdahalesizlik fikri ne anlatıyor bize?


Yerleştirmeler her ne kadar zihinsel bir sürecin ürünüyse de organik yapıyı asla bozmuyorum. Bu, bir saygı duruşu aynı zamanda. Bazen, örneğin mısır sapından bir küre yapmak gibi bir doğa nesnesinin formunu değiştirip bir kurgu içinde kullanabiliyorum ama onun var oluşuna müdahale etmiyorum. Doğa parçalarını sanat nesnelerine dönüştürürken aynı zamanda onları kendi süreçlerini yaşamaya bırakıyorum. Bunu biraz da doğanın nesnesi olan bedenimle eş noktada değerlendiriyorum ve doğaya yapılan zorlama bir müdahaleyi bir haksızlık gibi görüyorum.


Yıldız Doyran, İsimsiz, Fotoğraf, 2007


Son serginizde bilim insanları ve sanat tarihçileriyle ortak bir çalışma yürüttünüz. Bu birlikteliğin hem çalışmalarınıza hem serginin oluşum sürecine yansımalarından söz edebilir miyiz?


Aslında bir sanatçı için son derece heyecan verici ama bir o kadar da zor bir yoldu. İyi ki birçok çalışmam sonrasında bu birliktelik başladı. Çünkü ketleyen bir yanı da var. Bu süreçte bir yanımda doğayı çok iyi okuyan, onu benim görmediğim tarafları ile incelemiş bilim insanları, diğer yanımda yapıtlarımı sanat tarihi bağlamında değerlendiren sanat tarihçileri vardı. İzlendiğimi, yalnız kalamadığımı, sürekli birkaç kişiyle hareket ettiğimi hissettiğim zamanlar oldu. Zorlayıcı olduğu noktada hemen boyayı, tuvali bıraktım. Öte yandan bir sanatçıya kendini farklı pencerelerden, farklı disiplinler içinden izletmek çok heyecan vericiydi. Adını koyamadığım imgeleri açıkladılar benim adıma, en verimli kısmı bu oldu diyebilirim.


Su çalışan biyoloji kökenli bir bilim insanının yanı sıra botanik kökenli bilim insanları ve sanat tarihçilerinden oluşan bir ekip tarafından çoklu okumayı beraberinde getiren bir söyleşi de sergi açılışı ile birlikte gerçekleşti. Tasarım ve sanatla hemhâl olmuş farklı disiplinlerden gelen kişilerin doğaya nasıl baktıklarını böylece hep birlikte görmüş olduk.