Varlığı değil yarattığı anlam

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve Çağdaş İstanbul Vakfı (CIF), iş birliği yaparak Istanbul The Lights projesine imza attılar. Küratörlüğünü CIF Sanat ve Kültür Programları Direktörü Ayça Okay ve Contemporary Istanbul Plugin Küratörü Esra Özkan'ın üstlendiği, geniş kitlelere ulaşmak isteyen Istanbul The Lights projenin sorumlularının arzusunu tatmin etti mi? Geçtiğimiz haftalarda başladığımız yazı dizisi son bölümünde “sanat yapıtıyla anlam oluşturma becerisi”nin önemini vurguluyor


Yazı: Ayşegül Altunok



Pırıl Sili, 5th Day

İstanbul The Lights adlı, ışık ile sokağı buluşturmayı amaçlayan sergi beni sanat ile tasarım arasındaki ayrım üzerine yeniden düşündürdü. İkisi de değerli bu alanlar arasında ince bir sınır olduğunu, bu sınır üzerinde oldukça duyarlı bir hareket alanı oluşturulması gerektiğini düşünüyorum. Tasarımcılar ile sanatçılar, gelişen teknoloji sürecinde birbirlerinin alanlarında kesişim kümesi olarak adlandırılabilecek alanlar yaratırlar. Ancak bu kesişimde sanat ile tasarım nesnesini birbirinden ayıracak özelliklerin göz ardı edilmesi, sanat ortamı gelişimini sıkıntıya sokacaktır.


Işığın sanat tarihindeki köklü yeri, kendisini yapıta çağıran geçmişten günümüze dek yapılmış olan çalışmalara yönelik sorumlulukları, sanatçının omuzlarına yükler. Bir gereci sanat yapıtına çağırırken varlığı ile değil, onun yarattığı anlam ile ilişkileniriz. Bu anlamıyla öğenin çağlar boyu söylediği tüm sözü özümsemek bana oldukça değerli geliyor. Böylece ışığın sanat tarihindeki köklerine tutunabiliriz. Bu konuda üretim yapmış sanatçıların yapıtları üzerine düşünmek, anlamın neresinde yeni bir yol arayacağımıza ya da var olan yola nasıl eklemlenebileceğimize ilişkin ipuçları oluşturur. Yapacaklarımıza, yalnızca kendimizden yola çıkarak değil, o yolu daha önce aydınlatmış başka sanatçıların ışığında da bakmak gerektiğini düşünüyorum. Bana göre bütün bu köklü geçmişi görmeden yalnızca nesnenin kendisine ya da fiziksel yeteneğine dayanılarak oluşturulan yapıt anlamdan yoksun bir nesnel yığılmaya dönüşüyor. Bu nesnel yığılma ya da anlamdan koparılmış bir biçim kurma girişimi, sanatın anlam alanı oluşturma becerisini dışlıyor.



Olafur Eliasson, The weather project, 2003, Tate Modern, Lonra, 2003,

Fotoğraf: Tate Photography, Andrew Dunkley, Marcus Leith



Olafur Eliasson’un The Weather Project adlı yerleştirmesine baktığımda, ışığın içerideki sise tutunarak güneşin doygun rengini alana nasıl yaydığını, dışarıya ilişkin bildiğimiz o nesnenin izlerini yapay bir öğeyle içeriye nasıl taşıdığını görüyorum. Bu yerleştirmede görünen yalnızca ışık değildir. Tüm öğeler birleşerek bir anlam alanı kurarlar. Bu yapay alanın içine doğmuş gibi görünen kocaman güneş, bizi tenimizin anımsadığı bir anı oranında ısıtır. Ancak izleyiciler, onun altında güneşlenircesine kendilerini bırakırlar. Bu apaçık görmenin de ötesini dileyen bir girişimdir.


Bu örnekte olduğu gibi pek çok çalışmada belleğimiz ile yapıt arasında kurulması gereken bir bağ olduğunu düşünüyorum. Bu ilişkisel davranış düşünülmeden, üretilen tüm nesneler, yapıt ile anlam arasındaki bağlamdan yoksundur. Buna neden olan tüm bakış açıları sanat yapıtının yerle- deneyimleyiciyle- kendi tarihsel yolculuğu ile kurması gereken ilişkiyi dışlayarak onu kullanışlı bir süs nesnesine çevirmektedir.


Sanat ile tasarım kavramlarının yan yana yürürken birbirlerinin içinde anlamlı ancak birbirlerinin anlamlarını ortadan kaldırmayan bir sınırda ilerlemesi çok önemlidir.

152 görüntüleme