Tohumdan nesneye bir tasarım anlayışı

Marco Federico Cagnoni'nin Plastic Culture isimli projesi , tasarım ve biyolojiyi birleştirerek “tohumdan nesneye” bir sistem öneriyor. İklim değişikliği bağlamında malzeme tüketimi, geri dönüşüm ve malzeme bilgisi üzerine konuştuk


Röportaj: Liana Kuyumcuyan



Marco Federico Cagnoni, Laboratuvarda biyoplastik üretim çalışmaları,

Fotoğraf: Filippo Tittarelli



Plastic Culture’ı özetler misin? Proje nasıl devam ediyor?

Plastic Culture adından da anlaşılacağı gibi plastik yetiştirmek veya daha iyi büyüyen plastik anlamına geliyor. Proje, yağ bazlı plastiğin yerine benzer şekilde işleyebilecek, davranabilecek doğal / organik bir madde bulmak amacıyla başladı. Son yıllarda birçok tasarımcı, yenilenemeyen malzemelerin çıkarılmasını engellediği için, kendi malzemelerini yenilenebilir kaynaklardan üretme konusunun aciliyetini hissetti. Mantarlar, algler, kombucha, toz, saç, kan ve kemik, yaygın olarak kullanılan plastiğe organik alternatifler olarak öneriliyor. Sonuçların güzelliğine rağmen, üretim kapasitesi, performans ve etik ile ilgili hala bazı endişeler var. Bu nedenle araştırmamı Galalit, Shellac ve Bois Durci gibi hayvansal kökenli olan maddelerden kaçınarak, reçine ve lateks gibi bitkisel kökenli polimerlere yoğunlaştırdım. Lateks, doğada 12.500'den fazla bitki türü tarafından bol miktarda üretiliyor. Özellikle marul, turpgiller ve hindiba gibi bazı yenilebilir sebzelerin yapraklarında ve köklerinde lateks bulabiliriz. Plastic Culture araştırması, temelini hepimizin bildiği ve yediğimiz bu sebzelerde buluyor.


"Tohumlardan nesneye" anlayışı beni tasarımın sınırlarını aşmaya, Biyoloji, Botanik ve Biyokimya gibi diğer konuları araştırmaya ve birleştirmeye iten sloganım. Şimdi Utrecht Üniversitesi Mikrobiyoloji bölümü başkanı Han Wösten ve Botanik bahçesi yöneticisi Gerard van Buiten ile işbirliği yapıyorum. Bu disiplinlerarası proje, bir nesnenin tedarik zincirlerini takip etmeyi ve oluşan malzemeyi büyütmeyi amaçlıyor; tohum ekme, bitkiyi hasat etme ve laboratuvar malzemesi çıkarımı ile başlıyoruz. Nesne tamamen organik bir malzeme olduğu için atılacağı zaman, mikrobiyal yaşam formları tarafından ayrıştırılabilir ve doğal döngüsel ekosistemin bir parçası haline gelebilir.



Marco Federico Cagnoni, Plastic Culture, Dikey bahçe modülü, Fotoğraf: Nicole Marnati



Proje aynı kaynaktan gıda ve biyoplastik üretmeyi hedefliyor ve tüketicileri biyoplastik üretiminde aktif bir role sahip olmaya dahil etmeyi amaçlıyor.


Aslında biyoplastik üretimimin “artık” kısımları kök özü ve yapraklar. La Cucina Italiana Eindhoven'dan İtalyan şef Giovanni Zorzolo ile yaptığımız iş birliği sayesinde kök hamurunu una dönüştürdük ve pide, makarna, pizza ve bisküvi üretmeyi başardık. Kalan yaprakları sarımsak ve çam fıstığı ile ezip pesto sos ve vegan burgerler yaptık. İdeal biyoplastik dikey çiftliklerinde tüketiciler gerçekten aktif bir role sahip. Yiyeceklerin atık kısımlarından daha fazla plastik üretilebilir. Hayal ettiğim dikey çiftlikler, robotlar tarafından sürülen ve bir yapay zeka tarafından kontrol edilen otonom binalar olacak. Şehrin günlük plastik ihtiyaçlarını karşılamayı ve böylece günlük düşük maliyetli organik gıda dağıtmayı hedefliyoruz.



Giovanni Zorzolo’nun pişirdiği piadina, Frame sergisi için, 2019



Malzeme üzerinde çalışmaya devam ettiğine göre, plastik kullanımına bir alternatif geliştirme konusunda farkındalık yaratmak için ne tür araçlar kullanıyorsun?


Son yıllarda kitlesel hale gelen fosil bazlı plastik bağımlılığımızı durdurmalı ve büyük ölçüde azaltmak için çaba göstermeliyiz. Sadece evsel plastik geri dönüşüm kutumuza bakarsak, haftalık plastik tüketimimizin boyutunu ve istatistiklerini net bir şekilde görebiliriz. Ya da evlere kapandığımız bu dönemde ne kadar atık ürettiğimize bakın. Şehrimiz sokaklara yayılan tek kullanımlık maskeler ve eldivenlerle dolu. Plastik bağımlılığı da tıpkı sigara gibi geri adım atmamız gereken bir konu. Cam, metal ve karton gibi alternatif ambalajlardaki ürünleri veya daha iyisi ambalajsız satın almak iyi bir uygulama. Örneğin süpermarketlerden kaçınmak ve organik gıda pazarlarında vakit geçirmekle başlayabiliriz. Veya sizin tarafınızdan açılmayacak şekilde tasarlanmış eski yekpare cihazlar yerine, modüler telefonlar ve modüler bilgisayarlar gibi yeniden kullanılabilir ve onarılabilir nesneler satın almakla. Genel olarak, gıda ürünlerimizi ve çevreyi kirletmeyen malzemeleri seçebilmek için küresel bir malzeme eğitimine ihtiyacımız var. Maddi eğitim fikrini vatandaşlar arasında yaymak için İtalya Adriyatik kıyısında, terk edilmiş nehirler ve çayırları temizlemek için bir grup gönüllüyle ayda iki kez atık toplama etkinlikleri düzenliyorum. Bu toplama etkinliklerinin amacı iki yönlü; hem ebeveynleri eşliğinde çocukları plastiğin doğal ortamımızdaki etkisini anlamaları için eğitmek, hem de atıkları kendileri malzeme olarak kabul edilen banklar ve sokak lambaları gibi kamuya açık tesislere dönüştürmek için atölyeler düzenlemek.



Kıyıyı plastikten arındırmak için çalışan gönüllüler ve çalışmadan çıkanlar



Plastiğe bir alternatif önerirken pek çok ekonomik ve politik engel ile karşılaşıyorsun. Böyle bir konuya yemek bağlamını da eklemek aşağıdan yukarıya bir değişiklik yaratmak için çok sosyal bir çözüm.


Bu atık toplama projesini yerel çevre yöneticisine sunduğumda, aldığım cevap kesinlikle politik ve çok cesaret kırıcıydı. Bana doğrudan yardımcı olamayacaklarını söylediler; önce bir start-up oluşturmalı ve sonra bir kamu ihalesine katılmalıydım. Küresel plastik kirliliği bir belediye sorunu değil benim sorunum olarak algılandı; yüzlerce gönüllünün isteği dikkate alınmadı. Bu konuda para kazanmaya ve kişisel işimi yapmaya yönlendirildim. Bürokrasiyle siyaset halk hareketini spekülatif finanstan ayıramazsa, o zaman büyük bir sorunla karşı karşıya kalırız. Ama beni yerel çevre bakanından daha fazla rahatsız eden şey, politik açıdan bana çok yakın olan insanların tepkisiydi. Çevresel konularla ilgilendiğini düşündüğüm solcu arkadaşlarım, toplama etkinliklerine katılmalarını istediğimde baya kötü şekilde tepki verdiler. Bazıları toplama sırasında sahili daha da çok kirletecekleri konusunda ironi ile tepki verirken, diğerleri bizim müdahale şeklimize katılmadılar. Aslında radikal solun mantığına göre, belediye binası önünde toplanan tüm çöpleri boşaltmak ve megafonlarla bağırmak için bir eylem düzenlemeliyiz. Ama siyasetçilerin yüzüne çöp poşetleri atmak diyalog açmanın ne yolu ne de çözümü.


Maalesef son zamanlarda çevresel konularda, solun planlamadan tamamen yoksun olduğuna inanıyorum. Yoga ve Veganizmin ötesinde, birçokları tarafından "insanlığın kaybetmekte olduğu bir savaş" olarak tanımlanan şeyle nasıl başa çıkılacağına dair somut bir öneri yok. Bir arkadaşımızla, solun manevi desteğini unutarak orta İtalya'nın en büyük malzeme geri dönüşüm merkezine gittik ve bize değişiklik yapmanın imkânsızlığını anlatan tesis mühendisi ile tanıştık. Ulusal bir atık geri dönüşüm planı olmadığı için çok fazla atık üretiyoruz. Hiçbir yasa, şirketleri geri dönüştürülmüş plastiği % 50'sinden fazlasını kullanmak zorunda bırakmadı. Aynı şey kağıt için de geçerli: Depolanan yüzlerce ton kâğıdı kullanmak yerine ormanlar kesiliyor. Açık bir yasa, bir Avrupa yönergesi yok. Ama herşeyden önce kağıdı geri dönüştürmemenin nedeni, kağıt ağaçlarının sahibinin bakir malzemesini satmaktan vazgeçmek istememesidir!



Bitki kökünden çıkan latex



İklim kriziyle bağlantılı olarak tasarım pratiğinin geleceğini nasıl görüyorsun? Ekolojik ve sürdürülebilir çözüm üretme konusunda araştırma ve üretime yönelik artan bir eğilim olduğunu gözlemliyor musun?


Maalesef hem "Instagram tasarımı" alanında hem de "Instagram politikası" alanında, yukarıda da bahsettiğimiz örneklerle, günümüzde bu yakın felaketin ciddiye alınmadığına şahit oluyorum. İnsanlar arasındaki savaşı sürdürmek ve bölgeleri savunmak için bugün küresel olarak 1,8 milyar doların askeri harcamalara yatırıldığını bir düşün. Tek mantıklı ve gerçek savaş iklim değişikliğine karşı olmalı. Bu parayı iklimi kurtarmak için harcasaydık, bu sorunu bundan yıllar önce çözmüş olurduk. Uluslararası alanda iş birliği yapmamız ve üretim ve dağıtım sistemimizi sıfırdan yeniden tasarlamamız gerekiyor. Tarımdan inşaata ve enerji üretimine kadar... Bitkilerden, sebzelerden ve mantarlardan yetiştirilmesi gereken sürdürülebilir malzemelerle başlayarak. Çünkü bu malzemeler organik ve organik malzemeler her zaman geri gelebilir. Benim tavsiyem bir yandan da daha fazla ağaç dikmek, çünkü asıl borcumuz ekonomik değil, doğaya karşı etik bir borç. Kişi başına ortalama 460 ağaç dikmeliyiz. Bu, bir daha asla odun kullanmamamız gerektiği anlamına gelmiyor tabii (önce geri dönüştürmemiz gereken kağıt malzemesini bunun dışında bırakıyorum). Bu iki ihtiyacı birleştirmek çok akıllıca olacaktır. Bir çoğu ahşabın "geleceğin betonu" olduğuna inanıyor. Aslında, yaratıcılık ve çapraz lamine ahşap CLT gibi yenilikçi malzemelerle karıştırılmış iyi mühendislikle, 70 kattan yüksek ahşap gökdelenlerin inşa edilmesini sağlanabilir. Çimento, küresel CO2 emisyonlarının % 8'inden sorumlu. Oksijeni dönüştürmeye ve üretmeye ek olarak CLT, binaları kirliliğin nedeni olmak yerine gerçek CO2 bankaları haline getirebilir.


Tasarımcıların, spekülatif vizyonu tasarım pragmatizmi ile birleştirme yeteneğine sahip olduğunu söyleyerek sözü burada bırakayım. Bu nedenle bilim, mutfak, botanik, mikrobiyoloji ve yaratıcılığı bir öneride birleştirdiğim Plastic Culture projemdeki gibi çok disiplinli bir yaklaşıma odaklanarak doğrusal olandan çok döngüsel bir tüketim sistemine dayanan bir sistem önermeliyiz.


72 görüntüleme