Seksenlerde devr-i âlem I


Serdar Soydan'ın Seksenlerde devr-i âlem başlıklı dosyası Mart - Aralık 2016 tarihleri arasında Art Unlimited'da yayınlandı. Dört ayrı yazıdan oluşan ve iki bölüm halinde yayınladığımız yazı dizisinin ilk bölümünü size sunuyoruz

80lerde Lubunya Olmak oyunu öncesi kulisten enstantane, Fotoğraf: Elif Kahveci

LGBTİ hakları savunucusu Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği, 2012 Şubat’ında eşine az rastlanır bir işe imza attı: 80’lerde Lubunya Olmak adlı bir sözlü tarih projesi yürüttü ve akabinde Global Diyalog Vakfı’ndan aldığı destekle bu çalışmayı kitaplaştırdı. Aynı adlı kitapta o yılları yaşamış, halen hayatta bulunan dokuz trans kadının tanıklıkları yer alıyordu. Seksenleri, büyük oranda da darbe sonrası dönemi bir grup lubunyanın yaşadıkları, hissettikleri üzerinden ortaya koyuşuyla kitap, literatürde hak ettiği yeri kısa sürede aldı ve ilgi uyandırdı. Öyle ki piyasaya çıkmasının üzerinden bir yıl bile geçmeden Ufuk Tan Altunkaya tarafından oyunlaştırılıp Mekân Artı’da sahneye konmaya başladı. Oyun gördüğü ilgi nedeniyle üçüncü yılında halen sahnelenmekte.

80’lerde Lubunya Olmak kitabı ve oyunu, trans kadınları merkeze koyduğu için haliyle seksenlerin daha çok gey ve lezbiyenleri ilgilendiren bazı gelişme ve olaylarını içermiyor. Bu yazı dizisi, biraz bu eksikleri tamamlamaya, biraz da özneler yerine dönemin gazete ve dergileri üzerinden ne olup bittiğine bakmaya çalışacak. Bu olay ve gelişmeleri kronolojik olarak dizecek, gazete kesikleri ve haber metinlerinde yer alan tanıklıklarla süsleyeceğim elden geldiğince.

Eskişehir Sürgünü

28 Nisan 1981 tarihli pek çok gazetede benzer haberler var:

İstanbul’daki bar ve pavyonlarda çalışan yirmi iki eşcinsel, dün polis tarafından kent dışına çıkartılacaklarını anlayınca Emniyet Müdürlüğü binasında kendilerini merdivenlerden aşağı attılar. Çanta ve ayakkabılarını da çevrelerine savurarak çığlıklar atan eşcinseller pasaport almak için kuyrukta bekleyen yurttaşlar arasında panik yarattılar. Ancak görevli polis memurları kargaşayı kısa sürede bastırdılar ve eşcinseller polis denetiminde trenle Eskişehir’e gönderildiler. (Milliyet)

Emel Aydan gazino ve müzikhol sahnelerinin de rağbet gören isimlerinden biriydi

80’lerde Lubunya Olmak kitabında yer alan Belgin ve N.K.’nin tanıklığında da adı geçen Eskişehir sürgünleri… Bu sürgünlerin ne kadar sürdüğünü yahut kaç kişinin şehir dışına gönderildiğini bilmiyoruz. Gazete taramalarında sadece 28 Nisan’daki sürgüne dair haberlere rastladım. Ama N.K.’nın “Bizi bir trene bindirdiler Haydarpaşa’dan. Kış, kar yağıyor. Bolu Dağı’na doğru, iki dağın arası bir vadide bizi trenden indirdiler. Kar yağıyor ve gece. Kar ışığında yolumuzu bularak ana caddeye çıktık. Bizi dağda ölüme terk ettiler,” şeklindeki anlatımından yola çıkarak, bu sürgünlerin tek seferle kalmadığını, en azından 80-81 kışından bahara kadar sürdüğünü söyleyebiliriz.

İstenmeyen, rahatsızlık duyulan azınlıkların şu veya bu sebebe dayandırılarak, hatta bazen sebep bile gösterilmeden sürülmesi, ne acıdır ki, her coğrafyada, her zaman diliminde karşımıza çıkan bir şiddet ve tahakküm türü. Seksenlerin başından itibaren lubunyaların şehirlerden ya da gettolarından sürülmesi sıklıkla karşımıza çıkıyor. 25 Temmuz 1985 tarihli “İzmir’de polis eşcinsellere savaş açtı” üst başlıklı Cumhuriyet Gazetesi haberinde İzmir Emniyet Müdürlüğü, Asayiş Şube Müdür Yardımcı Emin Körpe “Her türlü hastalığın kaynağı olan bu kişilere İzmir’de yer yok,” demektedir. AIDS paniğinin ilk yıllarıdır Türkiye’de ve bu sefer dışlanma, sürgün edilme sebebi hastalık yayma bahanesidir.

(Türkiye’nin HIV virüsüyle tanışması ve tüm dünyadaki gibi homofobik ve transfobik bir kampanya sonucu transları ve eşcinselleri potansiyel taşıyıcı olarak görmesi, bu süreçte yaşanan ayrımcılık ve şiddet de tabii ki bu yazının konusu olacaktır.)

80’lerin sonunda Kasım 1989’da İstanbul, Taksim, Pürtelaş Sokak’taki trans gettosunun dağıtılması da bu on yıl içinde lubunyalara yönelik şiddetin tepe noktalarından biri olacak, bunu 90’lı Ülker Sokak ve Habitat Temizliği, 2000’lerde Ankara, Eryaman ve İstanbul, Avcılar sürgünleri takip edecektir.

Sahne Yasağı

11 Haziran 1981’de “kadın kılığında sahneye çıkan erkeklere” yasak getirilir. Yasağın dayandırıldığı İçişleri Bakanlığı’nın genelgesi ‘Bar, pavyon gibi içkili yerlerde kadın kıyafetiyle sahne alan erkeklerin çalıştırılmasının engellenmesi’ni içermektedir. Yani devlet, sahne sanatçısı trans kadınların kadınlığını yok sayar. Kaldı ki bu kadınlardan bazıları cinsiyet düzeltme süreçlerini yıllar önce tamamlamış, pembe kimlik de almışlardır. Yani, aynı devlet tarafından kadınlıkları tasdik edilmiştir.

Serbülent Sultan, İzmir Kadifekale Gazinosun ilanı

Alev Tamara, Funda Liza, Emel Aydan, Tijen Erman, Serbülent Sultan (Aylin Berkay), Merve Sökmen, Lemi Duygun, Talha Özmen, Derya Sonay, Noyan Barlas ve tabii ki Bülent Ersoy’un kariyerleri sekteye uğratılır, baltalanır, bitirilir. Bu kadınların pek çoğu sekiz yıla yakın sürecek yasaktan sonra sahnelere dönmeyecek, dönemeyecek yahut eski başarılarını elde edemeyecektir.

Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir aslında…

Yetmişli yıllar boyunca trans sahne sanatçıları altın devrini yaşar. Başını Simavi ailesinin gazete ve dergilerinin çektiği pek çok yayın organı onları manşetlere taşımaktan, düzenli olarak haberlerine konu etmekten çekinmez. Erotik film furyasında pek çoğu artistlik de yapan bu kadınlar medyanın ilgi odağıdır. Hafta Sonu, Şey, Modern Gazete gibi yayınlarda kapak kızı olmuştur neredeyse her biri.

Bülent Ersoy'un değişen göğüs ölçüleri!

Dahası onlar sadece çıplak bedenleriyle değil, başarıları ve kariyerleriyle de vardır. Emel Aydan’ın gazino sahnelerine dönüşü yahut Serbülent Sultan’ın Kim Bilir plağıyla iyi bir satış grafiği elde ettiğini de öğreniriz bu haberlerden. Bülent Ersoy’sa yetmiş dört yılında Fahrettin Aslan’la çalışmaya başlamasıyla ivme kazanan kariyerine paralel, gitgide bir fenomen halini alır. Hafta Sonu gazetesinde Bülent Ersoy’un büyüyen göğüsleri ve güncel göğüs ölçüsü bile haber olarak verilmiştir. Her yaptığı, ettiği gözlenmekte, belki o zaman için dünyada bir ilk olan, objektifler önünde bir cinsiyet değiştirme süreci geçirmektedir.

Homoseksüellerin kurduğu ilk dernek! Şorololar derneği...

Türkiye’deki ilk eşcinsel örgütlenmesi de böyle bir dönemde yapılan bir şişirme haberde geçmektedir. Hafta Sonu’nun 17 Şubat 1978 tarihli haberinin başlığı “Homoseksüeller Dernek Kuruyor” dur:

Amerika, İngiltere ve Fransa’dan sonra, Türkiye’de de homoseksüeller örgütlenmeye karar verdiler. Geçen hafta içinde Ankara Valiliği’ne başvuran Savaş Sökmen ve Lemi adlı iki şarkıcı, bu konuda öncülüğü alıp girişimde bulundular ve dilekçelerini vilayet kalemine sundular. Ancak ilgililer, dernek tüzüğünün henüz hazır olmadığı gerekçesiyle dilekçeyi kabul etmediler. Homoseksüeller sözcüğünün çok katı bir anlam taşıdığını söyleyen iki kurucu, derneklerine ‘Şorololar Derneği’ adını vermek istiyor. Amaçları da şu: “Türkiye’deki şorololar birleşmeli, kendilerini ezdirmemeli.”

Rüzgar kısa sürede tersine döner, artık şorololar baş tacı değil istilacıdır

‘Şorololar Derneği’nin iki kurucu üyesi Savaş Sökmen ile Lemi, Bülent Ersoy’un çok yakın iki arkadaşıdır. Aralarındaki bağın derecesini, sanırız bu sayfada görülen fotoğraflar açıkça ortaya koymaktadır. Savaş ve Lemi ağız birliği etmiş gibi, “Derneğimizin başkanlığını Bülent Ersoy’a teklif ettik. Ama o henüz bize cevap vermedi,” dediler.

İlginç olayla ilgili olarak kendisiyle görüştüğümüz Bülent Ersoy ise, bize şu bilgiyi verdi. “Bu tamamen benim mevzuatımın dışında bir şey efendim. Kaldı ki, böyle nazik konular hakkında düşünüp taşındıktan sonra karar vermeli. Evet, Savaş ve Lemi Beyler yakın arkadaşlarımdır. Ama onların girişimi hakkında konuşmak bana düşmez.”

Hatta derneğin kuruluşuyla ilgili Zeki Müren ve Ali Poyrazoğlu’nun da görüşleri alınmıştır. Zeki Müren “Bence yasal olan her şey yapılmalı. Ama yasal olmayan, kural dışı eylemler ne derece geçerli olur, bilemem. Benim kanaatime göre, memleketin bunca problemi dururken, birkaç kişinin çıkıp bu tür bir demek kurmaya kalkışması, her yönden gereksizdir,” derken, Poyrazoğlu “Türkiye' de böyle bir derneğin kurulması bana ters gelmez,” diye cevap vermiştir.

Ne yazık ki haber tamamen şişirmedir ve ‘Şorololar Derneği’ hiçbir zaman kurulmamış, böy