Politika, nerede ve nasıl sanatın politikası olur ve tersi: Bölüm 4*

Barış Acar ve Onur Serdar tarafından Art Unlimited’in basılı yayınında Müdahaleler başlığı altında devam eden konuşma dizisine ek olarak Barış Acar tarafından kaleme alınan ve sanatın politikasının politikasını açıklama teşebbüsünde bulunan Politika, nerede ve nasıl sanatın politikası olur ve tersi dört bölüm halinde unlimitedrag.com üzerine yayınlanıyor. Bu hafta yayınladığımız son bölüm olan dördüncü bölüm yine sanat yapıtında deneyimin olanaksızlığı üzerinden şekilleniyor


Yazı: Barış Acar


Elmas Deniz, Siyah Panteri Görmek, Pilot Galeri'den yerleştirme görüntüsü, Buluntu eşya ve ışıklı büyüteç, 13,5 x 16 cm, 2014, Fotoğraf: Rıdvan Bayrakoğlu


Kant’ın çalışmasının büyüklüğünün arka planında genellikle dikkatlerden kaçan başka bir filozof vardır, o da David Hume’dur. Kant’ın cevapları belki de en çok Hume’un sorduğu sorulara verilmiş cevaplar olduğu ölçüde ilginçtir. Empirisizmin bu huysuz filozofunun değeri kendi ortaya koyduğu teorinin arka kapılarını gösterebilmiş olmasından gelir. Hume’un en çok uğraştığı soru olan “bilgilerimizin kaynağı”nın iki büyük düğümü vardır: nedensellik ve deneyim. Konuyu çok uzatmadan bu iki düğüm için filozofun ipuçlarının, benzerlik ve alışkanlık olduğunu söyleyebiliriz: “Benzer gözüken nedenlerden benzer etkiler çıkmasını bekleriz. Deneysel yargılarımızın tamamının özü budur.” Böylece Kant’ın “doğaya yasalarını dikte eden aklı”nın gerçek ilkelerine ulaşmış oluruz: benzerlik ve alışkanlık. Peki, deneyim benzerlikler arasında kurduğumuz ilişkilerden ibaretse ve alışkanlıklarımız bizi buna zorluyorsa sanatçının içine yerleştiği “deneyimin olanaksızlığı”, bizi, temsili rejimlerde düğümlenmeyen yeni bir politik gündeme taşıyamaz mı?


Bu noktada Elmas Deniz’in 2002-2005 dönemi işlerine geri döneceğim. Yeni mezun olduğu dönemde, büyük oranda malzemeye dönük eğitimin etkisinin yoğun hissedildiği yıllarda, sanatçının kendi deneyimiyle iletişim kurmaya nasıl çalıştığını gözlemleyebileceğimizi düşünüyorum. Bir yandan da, tarihselci analizi tümüyle göz ardı etmeden, bu yılların sanatçının Cengiz Çekil yönetimindeki Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden çıktığı dönem olduğunu belirtmek gerekiyor. Cengiz Çekil’in “sanat tarihine doğru konuşan çağdaş sanatçı” kimliğini, gerektiğinde analojik bir manyetik alan üreterek yörüngeden sapabilmek için buraya bırakalım.


Çizginin hâlâ önemli bir işlevi var sanatçının bu dönem işlerinde. Zira çizgi demek, sanat tarihi demek. Ancak yüzey seçimi sanatçının çizgiye karşı manifestosunu, tarihe karşı deneyim için alanını kuruyor. Bu yüzey cam olabildiği gibi, kendini ölçen bir kap ya da işlevsiz bir makine için taslak olabiliyor. Kişisel tarihe dair hikâyeler de kurulabilir buradan. Lakin benim daha çok ilgimi çeken, çizginin merkezinde olduğu bu hikâyelerdeki anlatma çabası oluyor. İşlevisiz makine (sanat belki) neden olduğunu pek de bilmeden kendini çoğaltıyor. Figürler harflerle çoğalarak bir diğeriyle ilişkilenmeye çabalıyorlar. Diyagramlar, organizmaya dönüşmeye çabalayan biçimler oluyor. Belki de Astronot’un (2004-6) bu dönemin özeti olduğunu söylemek mümkün. Kendi evreniyle ilişkilenemeyip uzay boşluğunda (galeri duvarı?) savrulan, canlı olup olmadığından emin olamadığımız bir kişi (sanatçı). Sanat tarihinin bir Koleksiyoncunun Kabini (2005) olduğunu ve orada ancak ve ancak kendini biriktirebileceğini, yine de hiçbir zaman aradığı bütünlüğe ulaşamayacağını bu işlerde biliyor sanatçı. Astronotun galeri duvarının boşluğuna savrulması belki de koleksiyonerin dolabından kurtulmanın bir mecazıdır. Benzerliğin ve alışkanlığından zulmünden kaçmak isteyen sanatçı kendi deneyiminin bu kadar çok denenmişliğine karşı mesafe almaya çalışıyordur.


Elmas Deniz, Karga Portreleri, 2018, Tuval üzerine akrilik, 90 x 135 cm (her biri), Pilot Galeri'de yer alan Yazsız Yıl sergisinden, Fotoğraf: Rıdvan Bayrakoğlu


Yine de mecazı çok uzağa sürmemek, aşırı-yoruma kaçmamak gerekir. Zira yıllar sonrasından Karga Portreleri (2018) çizgiyi geri çağırır. Portre geleneğiyle açıklıyor sanatçı bu işini. Ben, sanat tarihinin ayartısı diyorum. Sanat tarihi çeşitli kılıklarda dolaşır sanatçının dünyasında. Nadire kabinesi, koleksiyoner, piyasa, çizgi, tarih onun farklı görünümleridir. Farklı adlar altında Cengiz Çekil “iyi bir sanat tarihçisi lazım bana,” der. Oysa sanatçının sanat tarihçisine ihtiyacı yoktur. Hatta sanat tarihçisinin yokluğuna ihtiyacı olduğu öne sürülebilir. Analojiye, benzerliğe, alışkanlığa, tarihe ve deneyime karşı eylem, poetika, politika gereklidir. Güzel Sanatlar için “iyi” sanat tarihçisi, kendi yokluğunu getirebilen sanat tarihçisidir. Karganın “portresi” elbette sanat tarihsel bir fikir. Sadece çizgiye ya da resim pratiğine dönüş anlamında değil, doğaya yaklaşımda belirli bir tavrı sergilemesiyle böyle. Portre demek, anonimliğe karşı kişisellik “kazanmak”, kendini ayırmak, biricikleşmek demek. Elbette anonimliğin de formları var. Örneğin, dinsel ideolojinin egemen olduğu bir toplumun anonimliği ile bulduğu kanser ilacına patent almak istemeyen bir toplumun tercih ettiği anonimlik bir değil. Örneklerin birbirini karşılayıp karşılamaması değil mesele; yazının başından beri üzerinde durduğumuz, politikanın da belirleyici nosyonu olduğunu düşündüğümüz, kuvvetlerin çalışma yönleri tümüyle zıt bu iki örnekte; bu önemli. Doğadan portre çıkarmak, ne kadar Edgar Allan Poe misali bir “tekinsiz”i göreve çağırsanız da, oraya bir antropomorfizm (insanbiçimcilik) sokmak anlamına gelir. Peşin hükümlü olmayıp orada başka anlamların dolaşabileceğini hesaba katarak şimdilik bu antropomorfizmi bir kenara bırakalım. Karga, bir başka açıdan da önemli Elmas Deniz için. Başlangıçtan bu yana üzerinde durduğumuz deneyimin olanaksızlığı açısından... Bana göre, ekolojiyle ilintilendirilebilecek diğer bütün işlerde de bu yönelim oldukça baskın. Karga olamama, onun pozisyonuna tam olarak girememe, onunla gerçek anlamda ilişkilenememe hali bu portrenin olanaksızlığının resmi aynı zamanda. Bir karganın portresi ne anlatır? Kime anlatır? Amacı nedir? Sanatçı beyanatlarını çoktan bir kenara bıraktık, ama temsil olmayı da hedeflemeyen bir karga “portre”sinin menzilinde neler bulunabilir? Piyasa ilişkilerini, konunun popülaritesini, yukarıda vurguladığımız sanat tarihinin geri dönüşünü ve diğer her şeyi bir an için askıya alalım. Fark edeceğiz ki sanatçı, bir kez daha, kendisinin merkezine yerleşemeyeceği bir anlatı kuruyor, içine giremeyeceği bir tartışma tasarlıyor, turist olamayacak bir göçmeni ve göçmen olamayacak bir turisti çağırıyor. Karga portresini ekolojik/politik sorunlara dikkat çekmek için yapmış olsun ya da olmasın, anlatısı kendi hikâyesinde dışarıda kalıyor. Tam olarak kendi eksenine yerleşmeyen bir salınım yaratıyor. Ekoloji çerçevesindeki bütün işlerde de bu eksen yitimini görmek olası. Siyah Panteri Görmek (2014) ya da Satın Almak İstediğim Ağaç (2014), Sentetik (2015) ya da İnsan-sız (2015), bütün bu işlerde sanatçının durduğu yeri saptamak gerçekten güç. Mesajıyla örtüşmeyen işler bunlar ya da gerçek anlamda mesajlı oluşuyla ilişki kurmakta zorlanan işler. Ağacı neden satın almak istiyoruz? Neden paralarımız ortalığa saçılıyor? Kara panter gerçekten orada mı? Görülebiliyor mu gerçekten? Damien Hirst’ün köpekbalığı mı olmak istiyor yoksa? Bir kuş, dron olabilir mi? Yoksa bir dron aslında kuş mudur? Manzaranın üzerinde süzülen göz bizim gözümüz mü? Bunların birini ya da hepsini aynı anda söylüyor olabilir miyiz? İmgelere ihanet etmeden imge üretmek mümkün müdür? Kendi yıkımını taşımayan politik bir kurgudan söz edilebilir mi?


Mesajın yerini almış bu sorular karnavalı eşliğinde 16. İstanbul Bienali’ne ve Suyun Üç Rengi’ne (2020) ulaşırız. Ekoloji artık merkezi bir sorunsal olarak görünüyor. Salınım kendini bir eksene doğru sürüyor. Ancak özellikle Bienal çerçevesinde konusunu şehir ölçeğinde genişletme girişiminde bulunuyor Elmas Deniz. Tam da bir eksene oturacakken yeni bir kayma... Politik gündemde topografik olarak yerini arayan bir ekoloji. Ekoloji, karganın portresinden kentin topografyasına doğru yer değiştiriyor. Kentin gelişiminin doğayı nasıl örttüğünü gösteriyor. Ancak bu, Murray Bookchin’in söylediği gibi, kentleri kuran ekonomik zorunluluklar değil aynı zamanda dinsel arayışlardı şeklinde geniş ölçekli bir yer değiştirme. Duygusal bir haritalandırmanın peşinde gibiyiz daha çok. Bir zamanlar bir nehrin uzandığı bir caddenin üzerinde yürümeye çalışmak sadece ekonomik bir süreç değil çünkü. “Şeyler arasındaki hiyerarşi”nin iş görme biçimlerine yönelmiş, aynı anda kendi deneyimsizliğini deneyimlemeye çabalayan bir arayış.


Elmas Deniz, Satın Almak İstediğim Ağaç, Ekran görüntüsü, HD DVD Video, Pal 16:09, Renkli ve sesli, Türkçe ve İngilizce altyazılı, 04.55, Stokholm, 2014


Sanatın politikası, sanat tarihine rağmen, piyasaya rağmen, sanatçıya rağmen iş başındadır. Sözünü kendi varlığa geliş koşullarına karşı savaşarak söyler. Bu, varlıkla varlık olarak ilişki kurmamasından, oluşun içinde asla tam bir çembere dönüşmeyen kıvrımlar olarak hareket etmesinden kaynaklanır. Sınır sorununa dair ortaya koyduğu bu tarz aynı zamanda reel politikadır. Bir uluslararası ilişkiler uzmanının konuştuğu gibi konuşmaz. Böyle konuşmadığı için politiktir. Politikanın yeri sorusuna geri dönmeye bir çağrıdır sanatın politikası. Sizin konuştuğunuz terimlerle konuşmayacağım; çünkü siz konuşmuyorsunuz; sizin yerinize konuşan şeyler “yapılar”; oysa ben bu meseleyi konuşmak istiyorum, der.


Bu noktadan itibaren Elmas Deniz’in perspektiflerinin çokluğunun, sanatçı olarak “Ben bununla bir şey yaparım”dan başlayarak piyasa içindeki devinimine uzanan yolun haritasını çıkarmaya hazırız sanıyorum. O harita, özne probleminin etrafını dolanan bir haritadır. Deneyimlenemezliğin vücuda gelişiyle ilgili sanatçının taşıdığı sorular öznenin belirli bir yüklemin öznesi olmadan önceki sorularıdır. Bu yazı kapsamında yeterince ele almaya vaktimiz kalmadı, okurun sabrını, katalog için hazırlanmış bir yazının teslimini bekleyen insanları daha fazla zorlamamak gerekir belki ama bir şekilde gerekli hazırlığı yapabilmişizdir diye umuyorum.

* Elmas Deniz’in Zilberman Gallery İstanbul’da 14 Aralık 2019-21 Şubat 2020 tarihleri arasında gerçekleşen Suyun Üç Rengi sergisi kataloğu için sanatçının davetiyle hazırlanan dört bölümden oluşan bu yazı Ocak 2020’de Viyana’da yazılmış ve sanatçıyla anlaşılarak katalogtan geri çekilmiş ve sanatçının eser isimlerini düzeltmesi haricinde hiçbir değişikliğe gidilmeden ilk kez unlimitedrag.com’da yayınlanmıştır.

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon