Olağanüstü kesişimler, ince paslaşmalar

Nergis Abıyeva küratörlüğünde Mixer’de sergilenen Olağanüstü Denklikler, İnce Benzerlikler, Alp İşmen ve Yüksel Dal’ın çalışmalarını birbirine paralel izlenen denkliklerle sunarken izleyiciye her bir sanatçının pratiğini kavrama fırsatı da veren bir kişisel sergi deneyimi sunuyordu. Geçtiğimiz hafta sona eren sergiyi değerlendirdik


Yazı: İlker Cihan Biner

Alp İşmen, Yüksel Dal, Olağanüstü Denklikler, İnce Benzerlikler sergi görüntüsü, 2021

Mixer izniyle, Fotoğraf: Nazlı Erdemirel


0. Yeniden çizme pratiği: sergi mekânının dönüşümü

Olağanüstü Denklikler, İnce Benzerlikler zor bir sergi. Kolay olmamasının sebeplerinden biri de galeri mekânının, Mixer’in, dönüşümüyle ilişkili.

Serginin kurulumu Alp İşmen ve Yüksel Dal'ın eserlerinin biçimlenişiyle paralel olarak oluşuyor. Duvarlardaki renklendirmeler dahi iki sanatçının çalışmalarındaki örtüşmeleri, uzaklıkları veya olası diyalogları işaret eden bir konumda. Alp İşmen'in eserleri ten rengi, Yüksel Dal'ın çalışmaları mavi renkte boyanmış duvarlarda sergileniyor. Bu durum sergiye canlılık katıyor. Çünkü renklerin farklılaşması aynı zamanda sanatçıların değişkenliğinin bir göstergesi.

Yalnız Alp İşmen'in ve Yüksel Dal'ın çalışmalarını birbiriyle zıt bir ilişkide ele alma arzum yok. Daha başka bir ifadeyle Olağanüstü Denklikler, İnce Benzerlikler sergisi zıt çalışmalar bütünün sentezini oluşturmuyor. Eğer böyle ele alırsam eserlerdeki yarıkların seslerini, akışlarını, kuvvetlerini veya sanatçıların nerelere temas ettiklerini duyamayacağımı hissediyorum. Serginin açık uçlu olduğunu düşündüğüm için mekânı tek boyutlu olarak ele almak görüş açımı daraltabilir.

Tüm bunlarla beraber küratör Nergis Abıyeva sergide bir hikâye toplayıcı konumunda yer alıyor. Eserleri domine etmeye kalkışıp tek bir merkezde toplamıyor. Bu hâliyle Olağanüstü Denklikler, İnce Benzerlikler sergisindeki eserlerin dalgalandıklarını da söyleyebilirim.

Mekânın oluşumuna dair şeffaf çerçeveyi çizdiğime göre artık serginin detaylara inme vakti.

Alp İşmen, Yüksel Dal, Olağanüstü Denklikler, İnce Benzerlikler sergi görüntüsü, 2021

Mixer izniyle, Fotoğraf: Nazlı Erdemirel


1. Vissi d'arte, Vissi d'amore (Sanatım için, Aşkım için yaşadım)

Alp İşmen'in eserlerinin oluşum aşamalarına da bakmak gerekiyor. Sanatçının eli burada kilit nokta.

İşmen, beyaz bir kâğıda rastgele figürler çizmiyor. Sanatçıyı böyle hayal etmek ya da görmek onun eserlerindeki gücü anlamamaya kapı açabilir. Alp İşmen çalışmalarında kendi yaşamıyla ilişkili tıkanıklıklarını gidermekle uğraşıyor.

Sanatçı, sergiye dair yaptığı Zoom konuşmasında annesinin hastalığının kendinde yol açtığı derin bir kederden bahsediyordu. Bu duygu durumunu aşma arzusu İşmen'in üretimlerinin başlamasına neden oluyor. Çizimlerin oluşum hızlarıyla beraber Alp İşmen'in bilinçdışı salınımları somut görünümlere kavuşuyor. Sanatçının girişimine bir mücadele sahası yaratma ya da kederin yarattığı alandan sapma, sıçrama da diyebilirim.

Sergide bu çizimlerin bir kısmı sanatçının kaideler üzerinde sergilenen defterlerinde yer alıyor. Kutsal Defter adı verilen bu çalışmalar İşmen'in bellek kayıtları.

Aynı zamanda duvarlardaki bazı Untitled eserler de paralel bir yaklaşımla üretiliyor. Tüm bu çizimlerin, çizgilerin ritmi Alp İşmen'in üslubuyla ilişkili. Nitekim kâğıt üzerinde rastgele imlemeler sanatçının sezgisel gücüyle bir yoğunluğa ulaşıyor.

Kuşkusuz Alp İşmen'in sergideki eserleri bu çalışmalardan ibaret değil. Aynı zamanda sanatçının Antik Yunan felsefesine gönderme yapan üç farklı serisi var: Agape, Eros, Philia. Agape Antik-Yunan'dan kaynağını alan ve karşılıksız, sınırsız sevgi anlamına gelen bir kavram. Alp İşmen'in bu seride sevgiyle kurduğu bağlantının inceliği söz konusu. Yüz ile rahmin birbirine karışan görünümleri, farklı beden çizimleri, insan beyninin kıvrımları Agape dizisinin bütününe yayılıyor. Açıkçası eserleri saptırarak incelemenin bir sakıncası olmadığını düşünüyorum. Seriye bakarken Artaud'nun şu cümleleri aklıma düşüyor: “Zihnin çığlıkları vardır. İliğin en ince yerinden yükselen çığlıklar.”

Alp İşmen bir bedenin ayrıntılarını deşerken yoğun yaşam arzusunu Agape serisindeki eserlere katmaktan çekinmiyor. Nitekim tende zihin vardır. Bedenin yüzeyinin hareketiyle duyguların işleyişi arasında doğrudan bağlantılar söz konusudur. Serideki her eserde sanatçı bu durumu korkusuzca resmediyor. İşmen'in üretim sürecindeki emeğini karşılıksız sevgi mefhumuyla ya da Agape olarak değerlendiriyorum.

Bedeni yeniden açabilmek ve ihtimaller yaratma çabası diğer serilerde de farklı anlatma biçimleriyle beliriyor.

Eros dizisinde sanatçı artık çiçekleniyor. Bu ifadeyi önemsiyorum. Yoğun bir tutku durumu olarak çiçeklenmeyi serideki eserlere baktığımda hissediyorum. Yalnız kastım köklenmek değil. Çizimler, İşmen'in başka çalışmalarındaki gibi açık uçlu. Eserlerde doğal güzelliğin tezahürleri var. Bu bildiğimiz canlı çiçeklere benzetme ya da onları taklit etmek anlamına gelmemeli. Çizilen birbirinden farklı çiçek formları doğadan biçim türetmeyi denerken kendine has bir duruşu elde ediyor. Çizimlerde görülen sabitlikten uzak formlar yaşam tutkusunun altını çiziyor. “Sanatçı artık çiçekleniyor” cümlesinde tam da böyle bir konumu kast etmiştim. Alp İşmen'in çiçekleri her bakışta yeniden açılmayı ve saçılmayı ihmal etmiyor. Bu yüzden sanatçının aşk tutkusunun tanrısı olan Eros'a gönderme yapması boşuna değil. Aşk hissiyatını da açılmadan, saçılmadan ayrı tutamam. Lâkin tutku ve çiçeklenme ilişkisi daha geniş perspektiften bakılmayı hak ettiği için Eros serisini böyle bir konumdan almayı tercih ediyorum. Alp İşmen'in eserlerine kafa yorarken yarattığı olanaklar üzerinden gitmek sergiyi daha geniş kapsamda ele almama yol açıyor.

Bu açıdan Philia serisi hem Eros hem de Agape dizisiyle doğrudan bağlantı kurulabilir. Philia Antik Yunan'da dostluk anlamına gelirken kelimenin etimolojik kökenine girmeyeceğim. Ama dostluk yaşamı dönüştürme gücüne sahip bir ilişkilenme biçimi. Kuşkusuz kimlerle bağ kurulacağı mevzusu önemli. Nitekim dostluklarda normallik varsayımlarının kırılması (ırk, toplumsal cinsiyet, sınıf hiyerarşisi ya da bir tür narsistik hâller vb. kapsamı genişletmek mümkün) oldukça önemli. Philia serisinde birbiriyle iç içe geçen bedenler ya da aynı yüzey üzerinde çeşitli organların şekil değiştirmesi söz konusu. Oku biraz daha ileri attığımda çizimlerde kalbin, gözün, kafa yapılarının ters yüz edildiğinin ortada olduğunu fark ediyorum. Sanatçı seride bedenin bilindik görünümlerini çökertiyor.

Yani Philia dizisinde birbirine zıt durmayan bir çiftlenme söz konusu. İlki Alp İşmen dostluk bağlantılarıyla beraber bedenlerin bağlanma biçimine odaklanıyor. İkincisi bu çalışmaları sanatın imkanlarıyla kurduğu dostlukla ortaya çıkarıyor.

Fragmanın başlığına döndüğümde Puccini'nin Tosca operasından bir aryaya gönderme var. “Sanatım için, aşkım için yaşadım” çığlığını tam da Alp İşmen'in bakış açısı olarak duyuyorum.

Maria Callas'ın sesinden dinlemeye alıştığım aryanın bir yerinde de Diedi fiori agl'atar sözleri geçiyor. “Sunağa çiçek verdim” anlamına gelen bu sesin sergi mekânında yankılandığını hissediyorum.

Şimdi yine dönüştürmenin vakti: Sanat için aşk için yaşayan Alp İşmen'in kuirleşen bir Tosca olduğunu söyleyebilir miyim?


Alp İşmen, Yüksel Dal, Olağanüstü Denklikler, İnce Benzerlikler sergi görüntüsü, 2021

Mixer izniyle, Fotoğraf: Nazlı Erdemirel


2. Işıltılı nesne, dalgalı mekân

Olağanüstü Denklikler, İnce Benzerlikler sergisinin açık uçlu olması pek çok olanak sunuyor.

İhtimallerden bir tanesi şu: Mekânda dizilen eserleri sıraya göre görmek yerine ters yollara saparak bakmak sanatçıların eserlerini farklı perspektiflerde görmeme kapı açıyor. Sergi mekânı olan Mixer'e giriş yapıldığında Yüksel Dal'ın eserleriyle karşılaşsam da ilkin Alp İşmen'i yazmayı tercih ettim. Böylelikle serginin kurgusunu sallamak ya da ters çevirmek benim açımdan kıymetli.

Artık dümeni Yüksel Dal'ın eserlerine çevirebilirim. Sanatçı sergide Hemeroscopium ve Olduğu Gibi Olan adında iki seriyle yer alıyor.

Hemeroscopium dizisinde kabaca zihinde nesnelerin nasıl göründüğü bir deneyim alanı söz konusu. Lâkin cümleyi böyle bırakamam. Öncelikle sanatçı nesne derken özsel bir ayrıma gitmiyor. Yani eserlerde özne ve nesne karşıtlığıyla oluşan bir çatışma yok. Hatta Yüksel Dal Newton fiziğinin varsaydığı biçimde evrensel bir nesne yasasıyla da hareket etmiyor. Tam aksine çizimlerinde deneysel kurgular var. Hemeroscopium serisi ışığın hızının etkisi ile ilişkili olarak her nesnenin zihinde başka etkiler yarattığının altını çizmekle beraber çizimler gözlemle oluşuyor.

Bu durumda Yüksel Dal'ın estetiğe bakış açısını da konuşmak lazım. Sanatçı seriyi meydana getirirken bir disiplin olarak fizik ile çizimi kâğıt üzerinde bir araya getiriyor.

Olduğu Gibi Olan dizisinde de olgu meselesi işleniyor. Çalışmalara dair şöyle bir soru sorulabilir: Dünyanın olduğu gibi olması ve şeyler oluşumu ne anlama geliyor?

Yüksel Dal seride nesnenin yansımalarını çizmiyor. Aynı zamanda Hemeroscopium dizisindeki gibi özne ve nesne çatışmasından yola çıkmıyor.

Olduğu Gibi Olan nesnelerin farklılığının ilişkisel doğasına değiniyor. Eserlerin çizildiği mürekkep kaygan bir madde. Elbette malzemenin önemi var. Sanatçı mürekkebin de yardımıyla kağıdın yüzeyinde titreşimli sahalar yaratıyor. Bu açıdan dizideki çalışmalar nesne ve mekân bağlantısının göstergeleri.

Yalnız sanatçının iki serisi de bir yazıya indirgenemeyecek kadar derinlikli. Yani nokta koymaktan çekinerek serginin bütününe dair başka mevzuya geliyorum. Alp İşmen ile Yüksel Dal'ın eserlerinin kesişmelerinin nasıl vuku bulduğuna girebilirim.

Solda: Yüksel Dal, Hemeroscopium serisi 5, Kağıt üzerine mürekkep, 71 x 56 cm, 2020

Sağda: Yüksel Dal, Hemeroscopium serisi 3, Kağıt üzerine mürekkep, 56 x 76cm, 2020


3. Epilog Nergis Abıyeva, Varlık Dergisi için Rumeysa Kiger'le yaptığı röportajda sergiye dair önemli ayrıntılar veriyor: “Sergiyi analojik bir benzerlikten ya da eşitlikten değil, matematiksel anlamıyla da denklikten yola çıkarak kurguluyordum zihnimde. Görseller değil ama tavırlar birbirine denk düşüyordu; bariz olan, hemen çözülebilir ve alımlanabilir bir ilişkinin değil, zaman ve zihinsel bir efor isteyen ve her izleyicinin zihninde başka bir tecrübeye dönüşecek bir ilişkinin peşindeydim.”

Yazının başından beri serginin açık alan olduğundan söz ettim. Üstelik Abıyeva'nın demokratik bir perspektifte eserleri seçtiğini ve mekânı eleştirel bakışa da açtığını ekledim.

O zaman küratörün denklik göndermesini genişletmek istiyorum. Sergi şiirsel dinamiklere sahip. Tehlikeli bir mevzuya işaret ettiğimin farkındayım. Çünkü son yıllarda bu ifadenin içi boşaldı. İnsanlar her gördüğü forma ya da çalışmaya şiirsel demeye başlayınca ve de neden öyle olduğuna dair fikir geliştirmeyince işin tadı kaçtı. Fakat risk alarak bu sıfatı kullanmaya devam edeceğim.

Serginin şiirselliğinden bahsederken sanatçıların anlam erişimlerini vurguluyorum.

Alp İşmen'in eserlerindeki ihtişam, Yüksel Dal'ın çalışmalarındaki gözüpeklik nefes aldırıcı nitelikte. Yaşamı dönüştürücü etkileri eserleri şiirsel kılıyor. Sergi bu kesişimselliği bir arada tutmakla birlikte parıltısı her bakışta yeniden canlanıyor.



Solda: Alp İşmen, Agape serisi 2, Kağıt üzerine mürekkep, 29,7 x 21 cm, 2018

Sağda: Alp İşmen, Philia serisi 2, Kağıt üzerine mürekkep, 75 x 75 cm, 2020


203 görüntüleme