Arşive, dönüşümlere ve iyileşmeye dair


Sanatçı Sena Başöz, arşiv ve beden üzerinden kurguladığı ve 4 Mart’ta Atina’da izleyiciye sunduğu Slalom adlı performansını, Mayıs ayında Londra’da sahnelemeye hazırlanıyor. Başöz’le Slalom’un hikâyesini ve performansa olan yaklaşımını konuştuk


Röportaj: Ayşe Draz


Sena Başöz, Fotoğraf: Erhan Arık


Çalışmalarında “bakım ve ilgi”nin tanım ve uygulamalarına odaklanan sanatçı Sena Başöz, 4 Mart’ta Atina’da, arşiv ve beden üzerinden kurguladığı ve de küresel ısınma sebebiyle gittikçe daralan bir zamanda insanoğlunun arşiv aracılığıyla biriktirdiği bilgiyi ne zaman ve nasıl harekete geçireceğini kavramsallaştırdığı Slalom adlı performansını sundu. Daha çok görsel sanatlar alanında işler üreten bir sanatçı olan Sena’nın dans alanından Canan Yücel Pekiçten ve Sedef Gökçe ile birlikte oluşturduğu, aslen Block Universe Performans Sanatı Festivali için Delfina Foundation ve SAHA Derneği’nin ortaklaşa sipariş ettiği bu performansı, araya pandeminin girmesiyle, planlandığı gibi ilk önce Londra’da değil Atina’da gösterildikten sonra, bir aksilik çıkmadığı takdirde, Mayıs ayında Londra’da sunulacak. Sena ile Slalom adlı işi ve performansa yaklaşımı üzerine sohbet ettik; ayrıca bu işin tez vakitte İstanbullu izleyiciyle de buluşmasını umuyorum.


Slalom performansından, TAVROS için Dimitris Parthimos


Bize Slalom işinin ortaya çıkış sürecinden bahseder misin? Sanırım Londra’dan aldığın bir davetle başlıyor her şey?


Her şey Londra'da 2020 yılı Mayıs ayında gerçekleşmesi planlanan Block Universe Performans Sanatı Festivali için Block Universe, Delfina Foundation ve SAHA Derneği’nin ortaklaşa Türkiye’den bir iş sipariş etme kararıyla başladı. Festivalin teması olan “Arşiv ve Beden” üzerine bir başvuru yapmak için davet aldım ve sonrasında Slalom seçildi. 2020 yılı Ocak ve Şubat aylarını Londra’da, Delfina Foundation’da misafir sanatçı olarak Slalom için araştırma ve hazırlık yaparak geçirdim. Orada Slalom’u Wellcome Collection’ın koleksiyon ve kütüphanesinden ilham alarak kurguladım. Ancak pandemi nedeniyle Mayıs’ta Block Universe gerçekleşemedi. Slalom uzun zaman benim kafamda yaşadıktan sonra nihayet bu sene 4 Mart’ta Atina’da TAVROS’ta gerçekleşti. Mayıs ayında da umuyorum Londra’da gerçekleşecek.


Slalom’u kurgularken hali hazırda arşiv üzerine düşünüyor ve iş üretiyordum. Bir yandan da 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı için Hrant Dink arşiviyle çalışıyordum.


Arşiv senin üzerine çok düşündüğün, sıklıkla çalışmalarında - bazen yüzeyde bazense kavramsal zeminde - yer verdiğin bir tema; arşive olan ilgini biraz açar mısın? Slalom’da arşivle nasıl bir ilişki kuruyorsun?


İşlerim travma sonrası iyileşmeyi araştırıyor. Geniş anlamıyla "bakım ve ilgi"nin tanımlarına ve uygulamalarına odaklanıyorum. Doğanın döngüleri ve rejenerasyonu anlatımın bel kemiğini oluşturuyor.


Ölü, donuk, zaman aşımına uğramış veya kayıp olanı deneysel yöntemlerle yeniden canlandırmayı deniyorum. İşte tam da buradan arşive bağlanıyorum. Kayıpla ilgili çalışıyorsanız arşivler elle tutabileceğiniz en önemli malzemeyi oluşturuyor. Dönüp bakınca en erken işlerimde bile aslında kişisel arşivimle çalışmışım. Kurumsal bir arşivle, koleksiyonla çalıştığım ilk işim Füruğ oldu. 2018 yılında ürettiğim bu iş St.Joseph Lisesi Doğa Tarih Müzesindeki tahnit edilmiş kuş koleksiyonunun portre fotoğraflarını vantilatör yardımıyla harekete geçirdiğim bir yerleştirme. Zorla kaybedilen insanlarla ilgili bir anıt tasarlama amacıyla yola çıkıp kuşların bedenlerini, hareketlerini, kanat seslerini, doğanın bir parçası olarak mevcudiyetlerini geri getirmeyi, uçuşlarını hatırlatmayı denedim.


Bu sergiden sonra Hrant Dink Vakfı’nda çalışarak gerek arşiv oluşturmanın ve muhafaza etmenin gerek arşiv kullanarak bir anlatı oluşturmanın ne kadar çok emek istediğini deneyimledim. Bu benim için çok değerli bir tecrübeydi. Arşivle çalışmanın kesinlikle bakım vermekle, şefkatle ilgisi var. Öte yandan arşivlerin çeşitli güç yapılarını ve anlatıları desteklemek amacıyla oluşturulduğunun farkındayım. Arşivin neyi, nasıl sakladığını, nasıl kullanıldığını ve neleri dışarıda bıraktığını sorgulamayı da önemli buluyorum.


Slalom’u küresel ısınma nedeniyle az vaktimizin kaldığı hissiyle kurguladım. Bildiğimiz haliyle dünya sona ermek üzere. Büyük dönüşümler bizi bekliyor. Bu duruma doğru hızla ilerliyoruz. Öte yandan Hrant Dink Vakfı’ndaki tecrübemden de ilham aldım. İnsanoğlu biriktirdiği bunca bilgiyi ne zaman ve nasıl harekete geçirecek? Performans bu soruya cevap arıyor.


Adından da anlaşılabileceği gibi çok hızlı giderken dönüşleri nasıl alabileceğinizi araştırıyor. Bir yandan performansın içeriği gerçekleştiği mekânın arşivine de sıkı sıkıya bağlı. Wellcome Collection’daki koleksiyon ve arşiv iyileşme üzerine. TAVROS ise Yunanistan’ın II. Dünya Savaşı sonrası ekonomik büyümesini belgeleyen bir arşive ev sahipliği yapıyor.


Canan Yücel Pekiçten ve Sedef Gökçe ile birlikte oluşturduğumuz koreografide ben arşivden veri okurken onlar arşivin ritmine ayak uydurmaya çalışıyorlar. Buna karşılık ben de onlarla dengede durmaya ve ilerlemeye çalışıyorum. Uzlaşmanın olasılıklarını araştırıyoruz. Sıkıştırılmış, dondurulmuş bilginin açılmaya başladığı, zamanın esnediği bir anda hareket ediyoruz.


Slalom performansından, Fotoğraf: Nazlı Meriç Çukurova


Her ikisinde de zaman boyutu ve zamanın kompozisyonu olduğu için performans medyumu ile video arasında belki bir benzerlik kurulabilir ancak canlı bir sunum olarak performans ile kayıt aracılığıyla kendini sunan video arasındaki fark da büyük; peki nedir bunlar senin için? Seni performansı kullanmaya teşvik eden unsurlar nedir?


Benim aklım öncelikle film ve videoya, yani kaydetmeye gidiyor ama videolarımda da performatif bir tavır var. Yıllar evvel çalıştığım ofiste yaptığım ilk videolarımda bir beden ofiste yatıyor, yuvarlanıyor, topuklu ayakkabılarıyla sağa sola koşturuyor, eskrim yapıyor ve yüzüyor. Kamera hep performans yapan bir bedeni izliyor. Haklısın yine de video ve performans arasındaki fark çok büyük. Bu nedenle üretim süreci benim açımdan çok öğretici, keşiflerle dolu bir süreç oldu. İlk provalarımızı Bozburun’da yapmaya başladık. Ben her bulduğumuz hareketi videoya kaydetmek istiyordum. Canan ile Sedef ise “Hadi hatırlayalım” diyerek bedenlerine dönüyorlardı. Beden ile düşünmeyi ve hatırlamayı biraz unuttuğumu farkettim. Buna yeniden ulaşmayı deniyorum. Bu alanı biraz daha araştırmak için süreç içerisinde Mustafa Kaplan’ın Çatı’daki oyun ve doğaçlama atölyesine başladım. Somatik deneyimleme yapıyorum. Başka dans ve beden atölyelerine devam etmek istiyorum. Bir beden olarak canlı sahneye çıkmak da benim için kesinlikle risk aldığım bir tecrübe. Ama her zaman kabuğunu kırmaya gayret eden bir insan ve sanatçıyım.


Video altyapısından geldiğim için bedenleri bir kompozisyonda öğeler olarak görme eğilimindeyim oysa ki performans medyumunda bedenin mevcudiyetinin mekâna yüklediği bir enerji var. Slalom’da içerik performansın gerçekleştiği binaya bağlı. Bedenler bedenleri etkiliyor ve bedenler mekânı, mekân bedenleri dönüştürüyor. Performansın canlı olarak gerçekleşmesinde açığa çıkan bu olanakları beni heyecanlandırıyor.


Slalom performansından, TAVROS için Dimitris Parthimos


Genel olarak işlerinde bir fikir veya kavram üzerine düşünerek mi ilerliyorsun ve o kendi mecrasını mı buluyor yoksa tersi mi oluyor, ya da bunlar hep iç içe mi geçiyor?


Bunlar hep iç içe geçiyor. Hep bir araştırmam ve araştırmamın durakları var. Bu duraklarda yeni bilgiler açığa çıkıyor ve buna göre bir sonraki durağa yöneliyorum. Adım attıkça oluşan bir yol gibi… Sezgisel fikirlerin peşinde deneye yanıla ilerliyorum. Fikir mecrasını buluyor. Geriye bakıp üzerine konuşmak daha kolay.


Belli bir medyuma sıkı sıkıya bağlı değilim. Mesela bir mekânı slalom direkleriyle haritalandırmak gözümün önünde bir imgeydi. Buradan başladım. Bunun bir performansa dönüşeceğini bilmiyordum.


Başka performansçılarla çalışıyor olmak nasıl bir deneyim? Zorlukları, kazanımları, kendi başına performansçı olmak yerine başka bedenlerin performanstaki varlığı…


Tek başına çalışmaya alışkınım. Sanat üretimi süreci açık uçlu olsa da yalnız çalışırken olaylar üzerinde daha fazla kontrolüm olduğu hissindeyim. Fakat dediğim gibi kabuğumu kırmaya hep gayret ediyorum. Yeni olasılıklar ve deneyimler ancak böyle mümkün. Canan ve Sedef çalışmalarını beğeniyle takip ettiğim performansçılar. Onların yöntemlerini deneyimlemek, bakış açılarını anlamak benim için heyecan vericiydi, Slalom için zenginleştiriciydi. Birlikte güzel çalıştık.


Sahnede birlikte varolmak da bana iyi hissettiriyor, güven veriyor. Zaten sahne enerjilerini çok beğeniyorum, koreografiyi de birlikte oluşturduğumuz için bu işin ruhuna çok hakimler. Benim için performansçılarla çalışmaya en yakın deneyim film/video çekim ekipleriyle çalışmalarımdı. Sanatsal iş birlikleri çok riskli işler. Birbirini iyi tamamlayan, vizyonuna güvendiğiniz insanlardan oluşan bir ekip kurmak en önemli kısmı. Pandemi sürecinde bir ekiple çalışmak biraz yıpratıcıydı. Son dakikaya kadar bir aksilik olur mu hissinden kurtulamadım.


Slalom performansından, TAVROS için Dimitris Parthimos


Genelde içinde yer aldığı çerçeve sebebiyle bu tarz performanslar gösteri sanatlarından çok çağdaş sanat izleyicisi ile karşılaşıyor, sence nasıl bir izleyici bu? Daha çok/daha az meraklı, daha az/daha çok yargılayan…?


Çağdaş sanat izleyicisi her zaman daha çok yargılayandır. Şaka yapıyorum ama biraz da ciddiyim. Çünkü çağdaş sanat mekânında bir performansın göstermelik olmaması, kendi başına ayakta dururken bir yandan mekânla ve eserlerle iletişime geçmeyi başarması kurulması zor bir denge. İzleyicinin bu dengeyi kuramayan işe sabrı olmaz. Gösteri sanatları izleyicisini çağdaş sanat izleyicisi kadar iyi tanımıyorum ama baştan gösteri sanatları izlemek için yola çıkan bir izleyici daha az yargılayıcı olabilir gibi bir varsayımım var.


Atina gösterimi nasıl geçti? Bu işi farklı şehir/mekânlara da uyarlayabilir misin? İstanbul’da da göstermeyi düşünüyor musun?


Atina çok güzel geçti. TAVROS’taki There is Nothing Inevitable About Time sergisi kapsamında Slalom’u yaptık. İki yılı aşkın bir süredir beklediğimiz bir anın gerçekleşmesinin sevinci bir yana, sergideki diğer işlerle etkileşimimiz sonucunda açığa çıkanlar da heyecan vericiydi.

Bu işi arşivi olan başka mekânlara uyarlayabilirim. Nasıl uyarlayabileceğimi düşünme süreci de yaratıcı ve olanaklı bir alan. İstanbul’da göstermek istiyorum tabii ki ama şimdilik planlanmış bir gösterim yok.


Senin için performansın tanımı nedir? Bu alanda –illa performans sanatı olmak zorunda değil, dans, tiyatro gibi performansı içeren her türlü disiplinden olabilir– seni heyecanlandıran isimler var mı?


Performans, andaki olasılıklar ve etkileşimlerle varolan, sanatçının izleyiciyle doğrudan ilişkiye geçtiği bir sanat medyumu. En son Tate Modern’da No.One.Gives.A.Mosquito’s.Ass.About.Us. adlı performasını izleyip çok heyecanlandığım bir isim Nastio Mosquito. Dürüst ve doğrudan, bir o kadar da poetik bir işti. Gördüğümden beri benim için bir standart oluşturdu. İster istemez kafamda hep ona dönüyorum.