top of page

Ara katmanlar, tektonik levhalar: imalat-hane’de bir gün

Bursa’nın önde gelen sanat mekânlarından imalat-hane, 10 Aralık tarihine kadar Guido Casaretto’nun Denk olmayan tabaklarda gravitonu aramak başlıklı sergisi ile Can Küçük ve Cem Örgen’in eserlerinden oluşan Girilmez isimli sergiye ev sahipliği yapıyor. Casaretto’nun pratiği üzerinden heykellerine ve sunduğu atmosfere yakından bakıyoruz


Yazı: Oğulcan Yiğit Özdemir


Guido Casaretto, Crossing Carnevale, Video görüntüsü, 2019


Güneşli bir 10 Eylül günü Bursa’daki imalat-hane’nin eğlenceli bir ekip eşliğinde yolunu tutuyoruz. Murat Alat ve ekibinin doğumundan mesul olduğu bu iki katlı genişçe sanat alanı, Bursa’nın sanayi bölgesinin içerisinde, Bursa’ya dair bütün pastoral imge birikintisini süpürerek ilin belleğinde yeni, temiz bir sayfa açma gayretinde.


Yahya Kemal’in yeşilini övdüğü, bereketli ormanları ve Marmara’ya kıyısıyla meşhur Bursa imgesinin aleyhine, mekânın iç yapısı ve bulunduğu muhitte daha endüstriyel bir doku hâkim: Burası büyük tekstil fabrikaları ve otomotiv montaj sanayinin bulunduğu, bambaşka bir Bursa.


Adeta bir tabula rasa anı yaşıyorum mekânın kapısından içeri girdiğimde. İlk katta boylu boyunca ve tüm ağırlığıyla serpilmiş olan Guido Casaretto’ya ait heykeller, zaten en başta dört elementin mesuliyetini sırtlanmış gibi görünen bu “eşitsiz levhalar” bir çeşit sanatsal adalet arayışında. Bu dört elementin her zaman birbirine eşit olmayan oranlarda dağıldığı yeryüzünde, kavramın sicimden terazisine vurarak aralarındaki çatışkılı arazide bir çeşit oyun alanı, dostane ancak bir o kadar da cüretkâr bir buluşma yaratma girişiminde bulunuyor.


Guido Casaretto, Denk olmayan tabaklarda gravitonu aramak sergisi yerleştirme görüntüsü, 2022, imalat-hane


Casaretto’nun malzemesine eğilirken gösterdiği Mikelanjvari merak ve gayret, eserlerin tümünde yoğun bir emek ve düşün ile pratiğe dair yoğun bir birliktelikle sonuçlanıyor. Adeta yerküreden kopartılıp genişçe bir alana asılmış gibi duran bu levha ve oymalar, aynı zamanda yerküreye dair kadim meselelerinin de su yüzüne vurduğu bir panoramaya dönüşüyor, kimi zaman konu edindiği nesnelliği sanatsal açıdan ikame etme, bir simülakraya dönüşme riskini de göze alarak.

O halde Casaretto’nun önünde ikili bir yapı duruyor, diyebiliriz. Bir anlamda yeryüzünün o engin hengâmesinin şiirselliğine dair yoğun bir ilgi, engin bir meraktan doğan ve onu taklit ederek bir parçası haline gelmeye dair duyduğu arzu. Öte yandan ise, malzemenin işaret ettiği şeyden ayrı bir şey olmaktan, tam da heykeltıraşlık pratiğiyle uzaklaşması, temsil ve gerçeklik arasındaki açının daralması.


Guido Casaretto, Denk olmayan tabaklarda gravitonu aramak sergisi yerleştirme görüntüsü, 2022, imalat-hane


Bay Casaretto heykeltıraşlık meşgalesinde o denli başarılı ki, bu başarı onu bir çeşit dağ yapıcısı, nehir oyucusu, jeolojik çağlara hükmeden ve başkaldıran bir deve dönüştürüyor. Bu, pek çok açıdan trajik, ne de olsa bu eserler, bu sanat nesneleri de birer emtia. Engin dağların, nehirlerin altın aramak için viran edildiği ülkemizde ve dünyada, acaba bu sanat nesneleri de insanoğlunun bu yüzyıllara yayılan teknik birikim ve azminin, bir dağı delmek için duyduğu o müthiş ayartının gösterişli bir belirteci mi yalnızca, diye düşünmeden edemiyorum.


Ama hayır, diyor heykeltıraş, durum öyle değil ve dev bir mermer bloğu köşelerinden koparıp çatlatarak uygarlığın bütün o sağlamlık görüntüsünün, bütün o çalım ve biriktirme merakının nahoş ve kırılgan yüzüyle bizi baş başa bırakıyor. Omuz eklemlerinden olmuş bir Yunan heykeline bakarken duyduğumuz o engin trajik duygu bir ürperti halinde sarıyor içimi.


Guido Casaretto, Crossing Carnevale, Video görüntüsü, 2019


Casaretto, bütün bu şatafata ve doğaya güya sataşmalara ve didişmelere aldırmadan, aslında ne kadar da ilkel olduğumuzun da bilincinde, öte yandan. Bunu heykellerinin yanı sıra sergilediği video işlerinden görebiliyoruz. Bir diğer yandan, son derece maharetli bir biçimde, Theseus’un Gemisi adlı meşhur felsefi paradoksu yeniden, ancak bir başka biçimde önümüze koyuyor.


Atina’nın meşhur kurucu kralı Theseus’un şerefine, nice badireler atlatmış gemisi her yıl

kutlamalar için Miken adasının yakınlarındaki Delos adasına götürülür. Ancak yıllar içinde gemi o kadar eskir ve her bir parçası o kadar çok değiştirilir ki, geminin orjinal halinden geriye yalnızca bir “tasarım” kalır. O da pek çok gemininkine benzer, alelade bir tasarımdır. O halde bu gemi hala Theseus’un gemisi midir, diye sorulan bir sorudur bu.


Çağdaş felsefede de kişilik ve kimlik meselelerinde tekrar tekrar önümüze çıkar, bu paradoks.

Guido Casaretto, anneannesinden kalma iki adet geniş, oymalı kakmalı dolabın kalıbını alır. Daha sonra işbu dolabın aslını doğramadan geçirerek ince partiküller haline getirir ve tekrardan kalıba döker. Aralarındaki eski “bağ” yoktur belki ama aynı Theseus’un gemisi gibi, tasarım aynı kalır.

Böylelikle bir kişiden kalan nesneler, anılar ve onların yeniden elektriklendirilmesi arasındaki ilişki ve süreç, çağdaş sanatın bu minvalde sıkça sorduğu bu soru haznesine bir yenisi ekleniyor.


Guido Casaretto, Denk olmayan tabaklarda gravitonu aramak sergisi yerleştirme görüntüsü, 2022, imalat-hane


Sergi alanının ikinci katında ikramlar eşliğinde kütüphanedeki kitapları karıştırıyorum. Elime Ali Artun’un Eros ve Sanat adlı eserini alıp, rastgele kurcalamaya başlıyorum. Şans o ya, Gustave Courbet’nin meşhur Dünyanın Kökeni isimli tablosuna rastlıyor, dönemin bir Osmanlı paşazadesi tarafından sipariş verildiğine dair bilgiye ulaşıyorum.


Sanat tarihinin bu sarp ve dolambaçlı yollarında yürürken, kim bilir bilmediğimiz ne karşılaşmalar ve enstantaneler söz konusu olmuştur, diye düşünmemek elde değil. Ardından akşam yemeğimizi yemek ve sohbet etmek üzere imalat-hane’den ekip olarak otobüslerle ayrılıyor, Bursa’nın bahçelerinden birine doğru yaptığımız yolculuğun sonrasında İstanbul yolunu tutuyoruz.

Umarım İstanbul’dan Bursa’ya uzanan bu sanat yolu, çift şeritli bir şekilde de işler, Bursa’nın sanatı da İstanbul’a ulaşır.


Comments


bottom of page