Akışkan hatlar, muğlak uçlar: Marginal Studio

Yeniyi hayalet mesleklerin, vazgeçilmiş tekniklerin ve sömürülmüş kültürlerin peşinde arıyor Marginal Studio. Kültürel akışların coşkuyla cereyan ettiği kentlerden Palermo’da, çok katmanlı ve çok anlamlı el sanatları ekosistemini canlı kılmaya çalışıyor. Ortağı Francesca Gattello’yu temsilen Zeno Franchini ile Marginal Studio’nun ilham verici gayreti üzerine söyleştik. Yaratıcı disiplinlerin sınırlarını, Palermo’yu, İtalya’yı, İtalyan tasarım geleneğini, sürdürülebilirliği, emeği, zanaatı, tasarımda güzel olanı, ahlaklı olanı, felsefi kavramlarla çekilen entelektüel cilaları ve mecaz dolandırıcılığını sorguladık


Röportaj: Ecem Arslanay



Zeno Franchini ve Francesca Gattello



Francesca ile birlikte çalışmaya nasıl başladın? MARGINAL'deki ortaklığınızın doğasını anlatabilir misiniz?

İkimiz de ürün tasarımında eğitimin çok geleneksel ve endüstri odaklı olduğu Milano'daki Politecnico'da okuduk; bu İtalyan Üniversitesi şirketler için eğitim vermeyi taahhüt ediyor ve serbest çalışma ya da girişimciliğe odaklanmıyor. Bize öğretilen şey, profesyonel pratiğimizde deneyimlediğimizden çok uzaktı. Bu yöntemi modası geçmiş bulduk ve kendimizi geliştirmek için birçok farklı yönde denemeler yaptık. Bu yüzden lisanstan sonra Design Academy Eindhoven’da Sosyal Tasarım okumak için Hollanda'ya taşındım. Francesca bana katıldığında işbirliği yapmaya başladık ve birkaç yıl sonra Palermo'ya taşınmaya karar verdik.


MARGINAL ismi “tasarım disiplinlerinin marjlarını” keşfediyor olmanızdan geliyor. Bununla nasıl başa çıkıyorsunuz? Pratiğinizi tasarım aktivizmi olarak tanımlar mısınız?

İlgilendiğimiz projeler sanat ve tasarım arasında yer alıyor; bir prototip veya bir “ürün” kavramının ötesine geçme eğilimi gösteren araştırmaya dayalı çalışmalar yapıyoruz. Günün sonunda yaptığımız işin “sanat” ya da “tasarım” olarak kabul edilmesi bizim için önemli değil. Yaratıcı disiplinlerin sınırlarında duran bir alanda çalışıyoruz ve kendimize Marginal Studio diyoruz. Bazı insanlar için yaptığımız şey tasarım değil, bazıları için sanat bile değil. Tanımları özellikle önemsemiyoruz çünkü “sınır”ın en ilginç yer olduğunu düşünüyoruz. Her iki disiplinden de denemeleri yapabileceğimiz ve hatta bunun ötesine geçebileceğiniz yer burası. Bakış açımızı genişletmek için, mümkün olduğunca bilim insanları ve sosyologlar gibi diğer meslek alanlarıyla da çalışıyoruz. 

“Tasarım aktivizmi” kavramıyla ilgili olarak, pratiğimizi bu şekilde tanımlayabilir miyiz bilmiyoruz, bize göre aktivizm daha çok bir yaşam tarzı; tasarım mesleğimiz dışında Palermo'daki göçmenler ve akıl sağlığı sorunları olan kişilerle de çalışıyoruz.


Yani aktivizm sizin yaşam tarzınız mı?

Evet kesinlikle. Çalışmamızda, çağdaş meselelere yönelik bir eleştiri üretmeye ve “aktivist” olarak yaptığımız şey üzerinde düşünmeye çalışıyoruz, çünkü zorlayıcı ve acil bulduğumuz şey bu. Örneğin, göçmenlerle işbirliğinde geliştirdiğimiz projelerde, geliştirdiğimiz ilişkide güç dengesizliği bulunduğunun farkındayız ve bu da aktivist tarafımızı besledi. Kapsayıcı bir ortam yaratmak için elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz ve diğer insanlarla ve onların beklentileriyle ilgili olarak da sorumluluğumuz olduğunun farkındayız; ortaya çıkan çoklu ve karmaşık dinamikleri hesaba katmak önemli. 


Sicilya'da, birçok insan sosyal projeler yapmaya hevesli, ancak bunu nasıl yaptıklarını sorgulamadıklarında etkiler beklendiği kadar güçlü olmayabilir. Tasarımımızı daha sıkı ilişkiler kuran bir hale getirmek için bu gerçeği tamamlayıcı hale getirmeye çalışıyoruz. Birçok sosyal projenin sorunu para bitince projenin de bitmesidir. Gerçek ihtiyacı olan insanlarla çalışırken, “probleminize geri dönün, artık size yardımcı olamayız” demek adil değil ve bu nedenle insanların özerk olmalarına yardımcı olmak için uzun vadeli planlar yapmaya çalışıyoruz ki kendileri de aktif olabilsinler.


Marginal Studio, Counter-Colonial Aesthetics, 2018 - sürmekte


Bunu başardığınızı düşündüğünüz örnekler verebilir misiniz?

Palermo'ya taşındığımızda, göç konusu ile uğraştığımız bir proje olan Sömürge Karşıtı Estetiği’ni (Counter-Colonial Aesthetics) başlattık. Uzun vadeli bir etki yaratmak istedik ve bu nedenle göçebe bir atölye kurduk; insanların pratiğimizden bir şeyler öğrenebilecekleri, bizim de onlardan öğrenebileceğimiz bir alan yarattık. Doğal malzemeler gibi modernizmin kenara ittiği bilgileri araştırıyoruz; örneğin bio-mimari üzerine düşünüyoruz. Beton yapıların yayılması nedeniyle “kerpiç” gibi özel teknikler son 50 yılda kayboldu. Bununla birlikte, Sicilya'da hala bu malzemeyi kullanan bazı şirketler bulunuyor ve aynı zamanda, bu tekniklerin bazılarına aşina olan Batı Afrika ve Orta Doğu'dan gelen birçok insanla tanışabiliyorsunuz. Ayrıca bu bilginin, özellikle iklim değişikliğiyle ilgili konularda, mesleğin geleceği için yerel bilgiye entegre edilebileceğini fark ettik. Son zamanlarda birçok İtalyan inşaat şirketinin ekonomik kriz nedeniyle kapandığını öğrendik; eğer bu şirketler sürdürülebilir malzemeler kullansaydı sayıca büyüyeceklerdi. Bu alanda insanları eğitirsek, kendi şirketlerini profesyonelleştirebilir ve kurabilirler. Sadece göçmenler için değil, yerel halk için de iş fırsatları yaratılabilir. Palermo'nun çevre bölgelerinde yaşayan birçok İtalyan genç işsiz, onların ihtiyaçları ile göçmenlerin ihtiyaçları arasında büyük bir fark görmüyoruz, sonunda karşılaştıkları sorunlar benzer.


Stüdyonuzu Hollanda'da kurduktan sonra. Palermo'ya nasıl taşındınız?

Aslında İtalya'nın kuzeyinde büyüdük ve Palermo'da hiç akrabamız yok. “Şehir” olan bir İtalyan şehrine gitmek istedik. Kırsal alana gitmek istemedik; her yerden uzak bir sınır bölgesine gitmek de istemedik. Palermo, Avrupa dinamikleri olan bir metropol şehri, aynı zamanda bir varış şehridir. İnsanlar buraya geldiğinde kendileri için bir yer bulabilirler. Farklı etnik kökenlerden ve kültürlerden birçok insan Palermo'ya geldi. Sokakta yürürseniz Arapça, Bengalce, Farsça ve diğer birçok dili duyabilirsiniz. Teknik arayışımızda zanaatla çalışmamızın bir başka nedeni de Palermo'nun çok zengin bir mirasa sahip olması; burada birçok geleneksel zanaatkâr ve kalifiye işçi bulabilirsiniz. Rolümüzü tam da burada görüyoruz; onlarla etkileşime geçerek ortamı canlandırmak için yeni deneyler veya eski teknikler öneriyoruz. Üç yıl önce buraya taşındığımızda, diğer kültürlerle sömürgecilikten farklı bir şekilde etkileşim kurmanın yolunu bulmak istedik; Avrupa’yı güç merkezi olarak gören bir yapı... Sicilya Akdeniz'in merkezinde ve diğer ülkelerle diyaloğu ile çok ilginç bir yer haline gelebilir. Güneydoğu Asya, Afrika ve Orta Doğu'dan insanlarla günlük olarak konuşabilirsiniz ve bu farklı bir bakış açısı sağlar.


Marginal Studio, Decolonizing Agriculture, 2017


Neden zanaat sizin için bu kadar önemli?

Toplumumuzda nesneler, çevremizi anlamanın ve değiştirmenin bir yolu olmuşlar. El sanatları ya da zanaat tarihinin birçok katmanı ve anlamı var. Farklı yerlerden insanlar her zaman benzer malzemelerle farklı üretim yollarına sahiptiler; Çin porselen yapabilirken, Venedik cam yapabilir. Bazen bu teknikler bile çalınmış; Louis XVI, Murano'nun büyük cam üreticilerinden bazılarını kaçırmayı başarmış, ancak bu zanaatkârlar Murano'ya geri döndüklerinde, elleri cam yapımının sırlarını paylaştıkları için ceza olarak kesilmiş. 


İçinde yaşadığımız dünyanın karmaşıklığında, çağdaş bir tasarımcı zanaatın mirasını tam olarak anlamalı ve onunla etkileşime girmeli. Sonra sadece “sandalye” veya “masa” değil, aynı zamanda “hikayeler” ve “anlamanın anahtarı” olan nesneler yaratabiliriz. El sanatları aynı zamanda seri üretilen nesnelerin aksine el yapımı kalitesini ifade eder.


Marksist anlamda, insanlar emeklerini anlamlı kılabilirler. İnsanca güçlerini tam olarak gösterirler. Sanırım Arts and Crafts hareketinin konusu da bu… Sosyal Tasarım üzerine yaptığın yüksek lisansa geri dönelim; bu, tasarımda yeni bir araştırma ve uygulama alanı. Topluma karşı sorumluluk her zaman tasarımcıların rolünün temel bir unsuru olmasına rağmen, “sosyal tasarım” terimi yeni. Neden? Nasıl ortaya çıktı? Sosyal tasarım nedir?

Tasarım tarihine bakarsak, örneğin Bauhaus'a, sosyal etkiye odaklanıldığını görüyoruz; endüstriyi herkes için iyi ve uygun fiyatlı nesneler yapma fırsatı olarak gördüler. Mesele, zenginler için lüks nesneler yapmak değil, yoksul insanların hayatlarını iyileştirmekti. Sonra yavaş yavaş bu değişti ve endüstrinin de gelişmesiyle birlikte çok fazla nesnemiz oldu ve sorun da tuhaflaştı. İnsanların asıl amacı unutuldu. 60'lı yılların tasarımı, bazen de performatif bir eylem haline gelen deneylerle çılgınlaştı, “Yaptığımız her şey zaten kapitalizm tarafından emilecek, bu yüzden mesleğimize ve değerlerine meydan okumak zorundayız” dediler. Hem öz düşünümü olan hem de eğlenceli bir andı ancak bütün bunlar ekonomik patlamada üretilen servet sayesinde mümkün oldu. Sonra bu ruh yavaş yavaş öldü. Bugün kriz geri döndü ve tam tersi durumla karşı karşıyayız; 60'lı yıllarda insanlar ne yaparlarsa yapsınlar, yaşamlarının ebeveynlerininkinden daha iyi olacağını biliyorlardı. Şimdi ne yaparsak yapalım, hayatımızın şimdiye dek olandan daha az rahat olacağını biliyoruz, ancak bu mutlaka olumsuz bir durum olmak zorunda değil. Bazı tasarımcılar bir projenin etkisine kamusal alana odaklanıyor, bazıları ise işleri daha sürdürülebilir hale getirmek için sektöre güvenmemiz gerektiğine inanıyor. Bizim için el sanatlarının ekosistemi zaten bir cevap çünkü zanaatkârlar da sosyal yapının bir parçası. Bu nedenle sosyal bir işlevle tasarım yapmak istiyorsak temeli yerelde olan nesneler yaratmalıyız.


O zaman sosyal tasarımcı farklı aktörler arasında müzakere eden biri mi? 

Evet, müzakere eden, kolaylaştıran. Sosyal ve şehirsel akışlarla halihazırda var olan arasında köprüler yaratıyoruz. 


Marginal Studio, Counter-Colonial Aesthetics, 2018 - sürmekte


Sömürge Karşıtı Estetik başlıklı projenizde, çağdaş Sicilya maddi kültürünü göç olgusuna olumlu bir alternatif geliştirme modeli üretmek, yeniden tanımlamak için araştırdınız. “Karşı-sömürge” yi sömürge ve postkolonyal ile ilişkilendirerek nasıl tanımlıyorsunuz?

Sömürge Karşıtı Estetik projesi, tasarım ve çağdaş meseleler üzerindeki sosyal etkileri -önceki sorularda bahsettiğimiz- etkileşimin prototipleşmesi üzerinde bir deneydi. Sığınmacıların ve izinsiz göçmenlerin İtalyan kurumlarında eğitim alma veya iş bulma konusunda yönlendirildiği bir yer olan mülteci karşılama merkezinde çalışıyorduk. Katılmalarını zorunlu kılmadığımız ama katılıma açık bir süreçti; sadece oradaydık, böylece bütün günlerini bizimle tasarım yaparak da geçirebilirlerdi, yanımızdan geçip gidebilirlerdi de. Birden fazla değer katmanı üzerinde çalışmak, çeşitli malzeme ve teknikleri test ederek pratikte ve nesnelerin anlamı düzeyinde işlemek üzerine çalışıyorduk. Mülteciler merkezindeki insanların geldikleri yerlere dair hikayelerini de katmaya çalışıyorduk. “Karşı-sömürge” terimini kullandık çünkü bize göre “postkolonyal” sıfatı neredeyse sömürge döneminin bittiğini varsayıyor, ama aslında öyle değil. Sömürgeciliği sadece bir geçmiş değil, aynı zamanda bir tutum olarak, ekonomik, politik, kültürel olsun, insanlar arasında bir egemenlik-boyun eğme ilişkisinin varlığını ima eden bir davranış modeli olarak görüyoruz. Bu bakış açısıyla, alçakgönüllülükle gözlemlemenin daha kolay olacağını düşünüyoruz.  “Sömürge karşıtı”, Sicilya'nın İtalya'da neredeyse bir sömürge muamelesi gördüğü hissiyle de oynuyor ve birçok genç insan bugün hala yurtdışına gidiyor çünkü burada çok az iş fırsatı var. “Sömürge karşıtı”, sömürgecilik tarafından ele geçirilen ve geleneği bırakmayan bilginin yeniden elverişli hale getirilmesi anlamına geliyor. Bu bilgiyi geri almaya ve hayata geçirmeye çalışıyoruz.


“Sömürge karşıtı”na ilham veren örnekler verebilir misin? 

Renzo Martens'e hayranlık duyuyoruz. Kongo'da çalışıyor. Kakao plantasyonlarında çalışan Kongo toplumu arasında hak bilincini artırmaya çalışıyor. Bir sanatçı olarak sanat sistemini, ürettiği ekonomiyi kontrol etmeyi başarırken eşitsizliği nasıl güçlendirdiği konusunda kendini eleştiriyor. Kongo'daki insanlar hakkında bir sanat projesi yaparsanız, New York, Berlin, Milano, Paris veya Londra'da sergilenirsiniz. Kâr bu yerler içindir, Kongo için temettü üretilmez. Martens Kongo'da ilk sanat bienalini başlattı. Kongo halkından heykel yapmasını istedi ve eserlerini Batı müzeleri ve galerilerinde sattı. Bu şekilde parayı Kongo'dan insanlar aldı. Tabii ki, o “beyaz bir adam” olmasaydı, sanat pazarına erişimi sıkıntılı olurdu. Ayrıca, düşündürücü bulduğumuz Yoksulluğun Tadına Varın adlı bir filmi de yönetti. Filmde Kongo'nun gerçek kaynağının yoksulluk olduğunu ve Kongo'nun başka kaynakları değil, bu kaynağı kontrol etmesi gerektiğini söylüyor. Bazı insanlar onu bu kadar kışkırtıcı olduğu için eleştiriyorlar, ancak yaşadığımız dünyanın tüm çelişkilerini açığa çıkaran, zamanımızın en önemli sorunlarından biri olan eşitsizlikle mücadele ediyor.


Marginal Studio, Counter-Colonial Aesthetics, 2018 - sürmekte


İtalyan tasarımının geleceğini nasıl görüyorsunuz? İtalya on yıllardır estetikleşmiş objeleri ve Rönesans'ta kök salmış otonom tasarımcı mitiyle tanınıyor. Ancak İtalya, yavaş yiyecek hareketinden Carlo Petrini gibi önemli sosyal yenilikçileri ortaya çıkardı; modern zihinsel sağlık kavramının öncüsü olan Franco Basaglia ... İtalya'da sosyal tasarım üzerine önemli araştırmalar yapılıyor. Bu gelişmeler hakkında ne düşünüyorsunuz?

İtalyan tasarımı konusunda oldukça eleştireliz. Petrini ve Basaglia mesleğimizin tartışmasında ana akım sayılmazlar. İtalyan tasarımı bugün modaya uygun, parlak, iyi tasarlanmış nesneleri politik farkındalık olmadan birleştiriyor. Örneğin Memphis, politik olarak angaje olmasına rağmen okullarda dekoratif bir akım olarak öğretilir; halbuki onlar şekilleri provokasyon olarak seçmişti. İtalyan tasarımındaki avangard hareketin gücü, siyasi ve sosyal ivme sona erdiğinde azaldı, bundan sonra sadece tekrarla ilgiliydi. Hollanda Tasarımı’nda ve etiketlerin içerikten daha önemli hale geldiği diğer yerlerde de benzer bir şey oldu. Aynı zamanda, gençler bugün bu döngüyü tersine çevirmeye çalışıyor: PLSTCT stüdyosunun Afet Sonrası Çatıları veya Orizzontale'nin çalışması gibi ilham verici yerel projeler görüyoruz; çok küçük bütçelerle -veya sıfır parayla- üretiliyorlar ama çok ilginç içerikler. Sahada çalışan ve gerçekten ferahlatıcı bir alt kültür gibi. Güçlendiğini ve daha görünür hale geldiğini düşünüyoruz. Sadece “Bir sonraki Milano Tasarım Haftası’nın trendi nedir?” sorusunu soran insanlar olmadığını, çağdaş sorunlarla ilgili bir uygulama geliştiren profesyoneller olduğunu görmek harika. 


Bir tasarım nesnesinin güzel olması için ahlaki olması gerekir mi?

Hayır, sadece dürüst olması gerekir. Ekstra anlam katmaya gerek kalmadan güzel bir şekil oluşturmaya odaklanabilirsiniz. Biçimci olabilirsiniz ve nesneleriniz harika olabilir. Bununla birlikte, genellikle sunulan projeyle çok az ilgisi olan felsefi kavramlara atıflarla tasarım fikirlerini ve ardından entelektüel tanımları takip ediyoruz.


Geleneksel tasarım eğitiminin bir kısmının tasarımınız hakkında çok sanatsal bir şekilde “yalan söylemeyi” öğrettiğini düşünüyorum. Tasarım, daha parlak olması için bazı entelektüel referanslara bağımlı görünmektedir.


Ancak öte yandan, insanların “Sosyal meseleleri umursamıyorum” diyebilecek kadar cesur ve açık olmalarını gerçekten takdir ediyorum. “Sürdürülebilirlik umrumda değil. Sadece güzel bir şey yapmaktan hoşlanıyorum”. Sosyal sorunları önemsiyoruz, ancak her tasarımcı bunu yapmak zorunda değil, herkesin kendi öncelikleri var.



Marginal Studio, Counter-Colonial Aesthetics, 2018 - sürmekte

All rights reserved. Unlimited Publications.

Meşrutiyet Caddesi No: 67 Kat: 1 Beyoğlu İstanbul Turkey

Follow us

  • Black Instagram Icon
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon