Kaza

Pınar Marul’un Köpek Islığı başlıklı kişisel sergisi 9 Şubat -12 Mart tarihleri arasında 5533’te izleyiciyle buluştu. Sergiyi, iç sesine kulak verdiğimiz kaza yapan bir arabanın gözünden dolaşıyoruz


Yazı: Cem Örgen


Görsel: Cem Örgen


Ben bir arabayım ama sürekli çalıştığım için kalbim sıcak. Sertçe kapıyı çarptı ve yaşayıp yaşamadığını anlamak için farın aydınlattığı asfalta doğru yürüdü. İki şeridin arasında yatan geyik hareket etmiyordu. Çarpma anında ikimiz ortak ısıda buluşmuştuk ve artık o bütün sıcaklığını kaybetmişti. Bazen ölümler basitçe iz bırakmaz, bu insanların araçları dolaylandırdıkça ölümlerin de daha dolaylı hallerine tanıklık etmemize benzer. İç organlar, iç kanamalar, iç sıkıntılar cildin altında işler. Bazense cildin üzerinde basitçe kızarıklık ve morluk olarak görünen hallerine tanıklık ederiz. Bu renkler gerçek dışı ve bilinmedik paletlerden olursa içerideki sızma her neyse daha fazla hayati önem taşır. Masmavi geyik boynuzu bir deride değil ama kemikte renklenmiş karşımda duruyor, insanların derisinin altında saklanarak, bu hayvanınsa kafasından taşarak artık dışarıda olan bir çift kemik. Buna benzer araba kazalarını önlemek için ren geyiklerinin boynuzları ışıkta parlayan fosforlu boya ile boyanır, böylece benim gözlerimden çıkan ışık, kemiği parlatır.


Pınar Marul, Mavi Kadife, 2022. Strafor, kağıt hamuru, kadife tozu. Fotoğraf: Zeynep Fırat


Eli tekrar kapıya uzandığında ön çamurluktan tutacağa kadar uzayan çizgiyi gördü ve hatırladı. Çizgiye dair hatırladığı tek şey ucu sivri bir aletle arabanın çizilmesiydi, park halindeyken işaretlendiği için kim olduğuna dair fikri yoktu. Bu iz, arabanın park edildiği yerde istenmediğine işarettir. Bir süreliğine durduğum yerdeki aitliğimin çevreyi tetiklediği ve sonucunda kalıcı olarak cildime işlenen iz. Bunun sebebi arabanın modeli, tanıdık olmaması ya da istenmeyen bir alana park edilmesi olabilir. Buradaki beyaz duvar boyunca ilerleyen izler zamanla büyüyüp, dallanıp budaklanmış. Hızlıca çizilmiş bir kaportanın düz ve eş derinlikteki yarasının dışında, dalgalanan, bölünen ve uçlara doğru incelen uzuvlarıyla organik bir bütün. Zamanında aitliğinden şüphe duyulan iz, şimdi yerküreye ve toprağa karışmak için hazır.


Pınar Marul, Sabotajcı, 2022. Akrilik. Fotoğraf: Zeynep Fırat


Anahtarı çevirdi, kazadan hızla uzaklaşmaya çalışıyordu. Burada çoğalan kökler onun için daha farklı bir anlam ifade ediyor, toprağa karışan bağlanır ve yavaşlar, neredeyse bir felaket. Deprem sonrasında duvarda oluşan çatlaklar ve hasarlara tanıklık etmiş gibi göz bebekleri iyice büyümüştü. Ayağını pedala uzattı ve bütün gücünü tekerleklere aktardı. Hafızasında bu kaza ne kadar kalıcı olsa da yanından hızla geçerken bulanıklaşan ölü, ağaçlar ve çiçekler onu rahatlatmıştı. Dikiz aynasından baktığında her şey çok küçüktü artık. Zaten insanlar anılarına geri dönmek için onlardan kalan biricik ve küçücük parçaları saklarlar. Çok geçmeden aynalardan tanıklık edebileceğimiz bir kaza kalmamıştı. Hiç iz bırakmadan uzaklaşmamızı tekerleklerime borçluyuz. Çünkü tekerlekler verimli şekilde ilerlemek için en az sürtünmeye ihtiyaç duyarlar ve o yüzden zemine, bulunduğu yere, biricik bir noktadan bağlanmak zorundalardır. Ben iyi hissetmiyorum, hızlandıkça daha kötüyüm, öksürüyorum, beyni vücuduna bağlı olmayan bir aracın problemi, ancak görünür ve duyulur olduğu zaman fark edilebilir.


Pınar Marul, Annemin Korkuları, 2022. Epoksi, buluntu nesneler, tv askısı. Fotoğraf: Zeynep Fırat


Hastalığımı fark eden ilk o olmadı. İçeride oturan sürücü için bazı arızaların anlaşılması tanıdıklık ve ustalık gerektirebilir. Viraja doğru yaklaştığımızda yol kenarında çoğalan köpekleri gördük, hepsinin gözleri benim üzerimdeydi, hastalığımı ilk anlayanların onlar olduğuna eminim. Var güçleriyle yola doğru atlayıp havlamaya başladılar. Köpeklerin arabalara havlamasının birçok nedeninden bahsedilir; arabanın hareketinin av temsili, tekerleklerin dönerken oluşturduğu grafik ve motorlardan çıkan düşük frekansı, insanların duymadığı ama köpeklerin duyduğu ses. İletişim kurmak böyle bir durumda hemcins olmak ya da canlılıkla çok ilişkili değildi. Üretildiğimde oluşan koşullar, teknik özellikler ve grafikler ortak bir dikkatte iki tarafı bir araya getirmişti. Sayıları o kadar artmıştı ki gittikçe daralan yolda hareket edebileceğimiz bir alan kalmamış ve tekrar durmuştuk.


Yolun bitimine geldiğimi düşünürken zincirlerden oluşmuş örümcek ağını gördüm. Yayıldığı alanın girişini boydan boya sarmış, çevresine bağlandığı noktaların sayısı oldukça az. Merkezine doğru artan ağ düğümleri ışıkla birlikte göz alıcı bir biçimde parlıyor. Sardığı alanı bütünüyle ve simetrik bir biçimde kaplayamamış. Örümceğin böyle bir hata yapması ona dair şüphemi arttırmıştı; evini neredeyse her koşulda oluşturabilme yeteneği olan bu hayvanın düzeninin bozulduğu anlaşılabiliyordu. İlerleyen aracı durduran arıza, yerleşmeye çalışan örümceği hızlandıran kahve. İkimiz de örüntülerimizin dışına çıkmış ve sürekli tekrar ettiğimiz eylemleri sanki unutmuştuk.


Pınar Marul, Kafein, 2022. Zincir. Fotoğraf: Zeynep Fırat


Bendeki bozukluğu ancak anlayabilmişti, artık hareket etmeyeceğime emindim. Kapıyı tekrar açtı ve ormana doğru koşmaya başladı, büyük kayaların yanından geçtikten sonra ortadan kayboldu. Buradaki kayaların yüzyıllardır yer değiştirmedikleri üzerlerine sinmiş doku, renk ve biçimlerden belli oluyor. Dikkatli bakıldığında ortak benzerlikler taşımayan bir adet taş aralarına saklanmış. Üzerindeki izler bu ormanda oluşabilecek şekilde değil. Denizle karanın birleştiği dik yokuşlarda oluşan falez taşı bu, buraya çok yeni, bana benziyor. Zaten ilerlemeyen bir araba nedir ki, güzellik ve mühendislik uğruna yontulmuş bir taştan başka bir şey değil. Burada sonsuza kadar kalırsam ormanın içindeki kayalara benzeyebilirim, üzerimde büyüyen bitkiler ve mantarları yaşatabilirim, metale tutunarak büyüyen mantarlar, kumaşları delerek yapraklarını açan çiçekler, bu yeni familyanın üyeleri benim işlenmiş vücudumda yaşamak için yeni metotlar geliştirecek.


Pınar Marul, Saklı, 2022. Falez taşı, epoksi. Fotoğraf: Zeynep Fırat


Şimdi bana bağlı olan bütün parçalarla birlikte vücudum soğuyor ve çürüyor. Üzerimde yaşayan bitki örtüsü en diri ve verimli zamanında. Benim soğukluğumla onların canlılığı arasında doğrudan bir ilişki var. Tekrar hareket etmek istesem de paslanmış aksamım buna izin vermeyebilir. Bu olasılığa sahip olmamanın korkusu beni bütünüyle sarıyor, kazadan itibaren başlayan bulantı tekrar aklıma ve düşüncelerime sızıyor -kalbim sıcaksa öldürürüm, soğuksa yaşatırım! Bir arabanın kontrolü kaybolduğunda yolun iki ucuna savrulması ya da takla atarak ters-yüz olması oldukça kolay. Böyle bir durumda üçüncü bir seçeneğimin olmadığını düşünmek yanlıştı. Kazadan başlayarak, hızlandığım, arızalandığım ve çürümeye başladığım aralıkta olası seçeneklere birden fazla kez tanıklık etmiştim; mavi kadife boynuz, donmuş beyin, bozulmuş örümcek ağları ve hayalimdeki mantarlar. Ne elde tutulamayacak kadar sıcak, ne de ele yapışmayacak kadar soğuk. Ilık kalp, sonbahar ve ilkbahar gibidir, ölmenin ve çürümenin, büyümenin ve budaklanmanın ancak bu mevsimlerde tanığı olabiliriz.


Sergi görüntüsü: Zeynep Fırat