Özgürleştirdiği için değerli

Sanatı sevmek, takip etmek; sanata alan açmak, değer vermek, önemsemek; sanatçıyı merak etmek, anlamaya çalışmak; sanatçıya saygı göstermek, kaynak yaratmak... Sanatın yadsınamayacak birleştirici gücünü hem kurumsal hem de bireysel olarak Türkiye sanat alanının önemli paydaşları olarak tanımlayabileceğimiz kadınları bir araya getiren bir dosya aracılığıyla sunuyoruz. Odağımıza aldığımız, sanatçıları üretime teşvik ettiklerini düşündüğümüz bu isimleri daha yakından tanıma arzusuyla, kişiselden yerel ve globale uzanan sorularımız ışığında dinledik. Serimizin ikinci konuğu Tabanlıoğlu Mimarlık ortağı Melkan Gürsel


Röportaj: Merve Akar Agün



Melkan Gürsel, Sabah Gazetesi Arşivi izniyle



Sanat ile yolunuz nasıl kesişti?


Sanat ile mimarlık arasındaki ilişki her zaman tasarımcıları ve sanatçıları beslemiş; kullanıcıyı etkilemiştir. Tarih boyunca iç ve dış mekânlar sanatın kullanılma biçimiyle dönüşmüştür.


Mimarlık kent insanı için, kenti kuran ana unsurken; müzik, resim ve heykelle olan ilişki bireysel seçimlere dayalıdır. Ancak sanat üretimi sanatçının içinde bulunduğu ortamla, baktığı pencereyeyle ilişkilidir. Aynı zamanda sanat da izleyicisi için de böyledir.

Mimari formun içinde sanata ve çağrışımlarına doğal olarak yer olsa da bugün, 21. yüzyılda, mimari işin heykel değerinin parlaması ve mekânsal varlığının önüne geçmesi riskinden kaçınmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla bireysel olarak sanatla kurduğum farklı bir ilişki de temelde bu nedenle zenginleşti sanırım. Sanat üretimi çevreden beslense de çevre ile ilişkili olsa da bağımsız, özgür ve bireyseldir, dolayısıyla etkileşimi de bireyseldir.

Sanata ilgim mesleğim olmasının öncesinde başlasa da koleksiyoner olma adımlarımı mesleğin icrası sırasında attım. Süreç içinde projelerimize daha fazla sanat ve sanatçı iş birlikleri dahil oldu. Ben ayrıca zevk aldığım şeyi, belki her mimar gibi, bir ifade biçimi olarak meseleğime de taşıdığım için hayatın her anında çerçevenin içinde oldu.

Fakat -sanırım mizacımdan kaynaklı- mimarlık ve sanat ilişkisi sınırında kalmayıp 10 sene önce Galerist'in ortağı olarak sanatla ilişkimi yeni bir aşamaya taşımaktan uzak duramadım.



Yeni sanatçıları nasıl keşfedersiniz? Estetik kriterleriniz var mıdır?


Sanatın icrasını en geniş perspektifte özgür kılan ortamların gelişme potansiyeli yüksektir ve dolayısıyla insanları da özgürleştireceği için değerlidir. Keskin kriter belirlemek ise bu özgürlük kavramıyla örtüşmüyor.


Yeni olarak karşıma çıkan, nefes ritmimi bir, iki saniyeliğine de olsa değiştiren, beni şaşırtan işlere rastlamak her zaman keyifli bir beklenti. Bunu da aynılıkta değil "farklı" olanla rastlaşmakla sağlayabiliz. Başka dünyaları merak ederek, onlara kayıtsız kalmayarak ve konu sanat üretimiyse bu tür işlere ve insanlara kulak kesilerek bulabilirim diye düşünüyorum. Yeniyi genç ve farklı altyapıları olan "tanımadık"larda arıyorum. Keşif de böyle bir şey değil mi zaten?


Kızım Mina ve çevresindeki Z kuşağı gençler bu konuda benim için çok verimli rehberler. Öte yandan sanat zanaat ilişkisinde teknik, özen ve yaratıcı düşüncenin ürüne taşınabilme başarısı konusunda titiz olmaktan yanayım.



Size göre müzelerin günümüzde en önemli rolü nedir?


Modern sanat müzeleri geleneksel müze anlayışına göre daha farklı. Geleneksel olarak müzeler, yalnızca kültürel eserlerin koleksiyoncuları ve koruyucuları değil, araştırma, koruma ve eğitim kurumları olma rolünü de üstlenmiştir. Günümüzde, özellikle mimari ve kentsel bağlamda istisnai yapıların ev sahipliğinde, kültürel turizm yolunu da açarak, müzelerin yerel iş ortamlarını güçlendiren ekonomiye katkıları olduğunu da unutmamalı. Direkt meraklısından çok daha geniş kitleleri yakalayabilen yeni müzecilik anlayışı, eğitim programları ve etkinliklere ev sahipliği yapmak gibi, kapsamına dahil ettiği "sosyallik imkânı" sunarak sosyal ve toplumsal bir işlev de üstlenmeye başladılar. Örneğin, MoMA'yı ziyaret ederek sadece modern sanatın değil, aynı zamanda mutfak sanatının da tadını çıkarabilirsiniz. Biz bunu 2004'te, seçkinci müze kavramından kaçınmak üzere, İstanbul Modern'in bünyesinde hizmet veren kafenin menüsüne müdahale ederek "döner" eklediğimizde ifade edebilmiştik sanırım.


Bunun dışında, sanatı mimariyle bütünleştirme, stratejik ve maksimum etkiyle kullanmanın etkisini, örneğin, son yıllarda heykel, resim, sinema ve tabii ki mimarinin yüksek kültürel önem kazandığı Katar'da, ülkenin markalaşma yatırımının bir parçası olarak tespit edebiliriz.



Türkiye’de sanat deyince aklınıza gelen/karşılaştığınız/var olduğunu düşündüğün çıkmazlar nelerdir ve bu konularda geliştirdiğiniz fikirleriniz ya da önerileriniz var mıdır?


Kâr amacı gütmeyen modern sanat müzesinin, kalıcı, güvenilir ilişkiler kurma ve şeffaflık konusunda muazzam bir sorumluluğu ve ayrıca bir fırsatı vardır. Çünkü farklı medyumlarda ifadesini bulan her türlü"sanat işi" duyulara hitap ettiğinden, bu kaynağın insana direkt ulaşım şansı vardır.


Sanatın izleyicisine ulaşması ise sanatın üretiminden, icrasından bambaşka bir süreç. Tabii ki finansmanı konusu çok etkin. Sanata/sanatçıya platform oluşturan merkezler giderek daha fazla "sanatçıların cömertliğine" güveniyor. İlgi çekici sergiler genellikle bilindik sanatçıların ismine güvenir, ancak sanatın enerjisini istiyorsak, koleksiyonerler gibi bağışçıların motivasyonun da sürekli ve sürdürülebilirliği destekleyici olması gerekli.

133 görüntüleme